YAPTIRIM SAVAŞINDA KİM NE KAYBETTİ? – Gönül Şamilkızı

17 Aralık 2014 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

1418827349_38dff3009c7015b01adc24c04e3659f2-jpeg

Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile başlayan, Ukrayna’nın güneydoğusundaki ayrılıkçı harekatın fitilini ateşlemesiyle devam eden yaptırım savaşının somut faturasını çıkartmak o kadar kolay değil. Zira bütün taraflar konunun sadece kendileri açısından olumlu, diğerleri açısından olumsuz boyutuna dikkat çekiyor. Gerçi son günlerde Rusya ekonomisinde kriz çanlarının çalmasıyla birlikte özellikle Moskova cephesinden itiraflar duyulmaya başladı, ancak bu da tam manzarayı çizmeye yetmiyor.

Yaptırımların daha yeni başladığı dönemde Rusya yönetimi Batı’nın getirdiği sınırlamaların ülke ekonomisine zarar vermeyeceğini bildiriyordu. Hatta Moskova’nın retoriği yaptırımların ülkenin kalkınmasını teşvik edeceği yönündeydi. Bu retorik Rusya’nın Batılı ülkelere karşı yaptırımlar uyguladığı ağustos ayından sonra daha da güçlendi. Uzmanlar karşı yaptırımların Batı’dan daha çok ülke ekonomisine ve vatandaşın cebine darbe vuracağını söylese dahi, Devlet Başkanı Vladimir Putin başta olmak üzere Rus yetkililer bunun tersini savunuyordu. Putin, yaptırımların yerli üreticiler için yeni iş ve ticaret imkanları açacağını, tarımda kalkınma fırsatı doğuracağını söylüyordu.

Ancak Rusya ekonomisinde yılın başından itibaren gözlemlenen gerileme ağustos ayından daha sonra daha belirgin şekilde görünmeye başladı. Petrol fiyatlarındaki düşüşün ve ülkeden sermaye kaçışının hızlanmasıyla da birlikte Rusya ekonomisi için felaket senaryoları ortaya çıktı. Ülkenin para birimi bir yıl içerisinde artık saklanması mümkün olmayacak derecede değer kaybetti. Bloomberg’in haberine göre, 16 Aralık’taki düşüşle birlikte ruble bu yıl dünyada en çok değer kaybeden para birimi oldu. Yılbaşından beri %48,8 oranında devalüasyona uğrayan ruble hem siyasi, hem ekonomik krizdeki Ukrayna’nın para biriminden – grivnadan bile fazla değer kaybetti.

Putin’e göre teşvik, Medvedev’e göre ciddi darbe

Buna rağmen Devlet Başkanı Vladimir Putin 4 Aralık’ta Federal Meclis’te yaptığı yıllık konuşmasında bir kez daha yaptırımların ve sınırlamaların hedeflere ulaşmak için teşvik olduğunu söyledi. Gerçi Rus lider yaptırımların zararlı olduğunu da kabul etti, ama bu zararın tek taraflı olmadığını, Batı’ya olumsuz etkisinin daha fazla olacağını vurguladı ve Rusya’nın bu yaptırımları aşacak durumda olduğunun altını çizdi.

Putin’in birkaç gün sonra Başbakan Dmitri Medvedev 5 televizyon kanalına röportaj verdi ve Devlet Başkanının pozisyonundan daha farklı değerlendirmelerde bulundu. Gerçi Medvedev de AB’nin yaptırımlardan daha fazla zarar gördüğünü söyledi, ancak Putin’den farklı olarak yaptırımların teşvik  olduğunu iddia etmedi. Başbakan “Hiç kimse hiçvir zaman yaptırımların kalkınma için çok iyi bir bahane olduğuna, yaptırımların ekonomimiz üzerinde hiçbir etkisinin olmadığına ilişkin hafif açıklamalarda veya değerlendirmelerde bulunmadı” dedi, yaptırımların Rusya ekonomisine zarar verdiğini söyledi.

 Medvedev: “AB’nin kaybı 40 milyar Euro, bizim kaybımız birkaç on milyar dolar…”

Medvedev Rusya ekonomisinin yaptırımlardan ne kadar kaybettiğini açıklamadı ve “birkaç on milyar dolar” ifadesiyle yetindi. Avrupa ekonomisinin kaybına gelince ise somut rakam verdi: “Bizim ekobomi uzmanlarının hesaplamalarına göre Avrupa ekonomisi sadece Rusya ile anlaşmaların iptali ve sınırlamalar nedeniyle bu sene 40 milyar Euro kaybetti. Gelecek sene ise 50 milyar Euro kaybedecek. Yani yaptırımlar kimsenin çıkarına uygun değil ve defalarca ifade ettiğim gibi, kimseye lazım da değil”.

Rusya Dışişleri Bakanlığı: “Kayıplarımız aşağı-yukarı aynı”

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında da AB’nin yaptırım savaşından 40 milyar Euro kaybettiği ve 2015’e kadar bu kaybın 50 milyar Euro’ya ulaşacağı bildirildi. Bakanlık da Rusya’nın kaybını rakamla ifade etmedi, ancak “Rusya’nın kaybı da aşağı-yukarı aynıdır” cümlesine yer verdi.

Siluanov: “Yaptırımlar yüzünden 40 milyar dolar kaybettik”

Rusya’nın yaptırımlar nedeniyle ne kadar para kaybettiğine ilişkin ilk somut resmi rakamı seslendiren ise Maliye Bakanı Anton Siluanov oldu. Siluanov, Rusya’nın bu sene yaptırımlar nedeniyle 40 milyar, petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle 90-100 milyar dolar kaybettiğini açıkladı. Maliye Bakanı, 2014 senesinde Rusya’dan sermaye çıkışının 130 milyar doları bulduğunu ve bunun da ekonomiyi etkilediğini itiraf etti. Ancak  Siluanov, ekonominin gerilemesinin en önemli nedeninin yaptırımlar veya sermaye kaçışı değil, petrol fiyatlarındaki düşüş olduğunu vurguladı.

Maliye Bakanlı Uzun Vadeli Stratejik Planlama Departmanı Direktörü Maksim Oreşkin ise yaptırım savaşının Rusya’ya %2’lik ekonomik küçülmeye mal olduğunu söyledi. Oreşkin’e göre, aslında Rusya ekonomisi Batı’nın yaptırımlarına yeteri kadar hafif tepki verdi ve eğer bütçede petrol fiyatı 80 dolar olarak gösterilmeseydi, ülke piyasadaki değişiklikleri hiç hissetmezdi.

Suçlu petrol değil

Ancak Rus basınının ve ekonomi uzmanlarının büyük bölümü iktidarın bu argümanını desteklemiyor. Uzmanlara göre, ekonomideki gerileme ve rubledeki düşüş petrol fiyatlarının düşmesinden daha önce başlamıştı, sadece petrol fiyatlarıyla birlikte hız kazandı. Yani petrol fiyatları tek başına rubledeki düşüşü ve ekonomideki çöküşü etkileyen faktör değil. Mesela, Nezavisimaya Gazeta hükümetin bu argümanına karşı şu soruları soruyor: “Para biriminin çöküşünün nedeni petrol fiyatlarının düşmesiyse eğer, o zaman neden diğer petrol ihracatçısı olan ülkelerin para birimleri değer kaybetmiyor? Ve neden 2008 krizine kadar hatta petrol fiyatlarının 60 doların bile altında olduğu dönemde bir dolar neden 26 rubleydi?” Rubledeki çöküşün nedenlerini iktidarın para politikalarına güvensizlik, Rusya’dan sermaye kaçışı, yatırım aktifliğinin azalması ve yaptırımlarla açıklayan NG, iddiasını ilginç kıyaslamalarla güçlendiriyor: “Yılın başından itibaren ruble %74 oranında değer kaybetti. Ocakta 1 dolar 33 rubleyken şu an 57 rublenin üzerinde. Bu süre içerisinde Brent markalı petrolün fiyatında gözlemlenen düşüş ise %42. Ayrıca, petrol ihraç eden ülkelerin büyük çoğunluğunda Rusya’daki gibi para biriminin çöküşü gözlemlenmiyor. Kriz yıllarını hatırladığımızda da petrolün suçlu olmadığını görmemiz mümkün. Mesela, 2006’nın ikinci yarısında petrol fiyatları 74 dolardan 54 dolara düştüğünde ruble hiç etkilenmedi. Hiç Merkez Bankasının büyük miktarda döviz satışı da gözlemlenmedi. Tam tersi, Merkez Bankası istatistiklerine göre o dönemde ülkenin altın ve döviz rezervleri ciddi oranda arttı. 2008’de Brent markalı petrolün fiyatı 6 ay içerisinde üç kat değer kaybetti, ancak bu petrol şoku da rublenin şimdiki kadar hızlı değer kaybetmesi ile sonuçlanmadı. Kriz döneminde ruble sadece %25,5 oranında değer kaybetti. 2008’in başından 2009’un şubatına kadar ise ruble sadece %50 oranında ucuzladı. Rusya iktidarı her zaman genelde devalüasyonu petrol fiyatlarının düşmesine bağlıyor. Hatta SSCB’nin çöküşünü de petrol fiyatlarının düşmesi ile açıklıyorlar. Ama diğer ihracatçı ülkelerin neden çökmediğini açıklayamıyorlar tabi…”

Rublenin son düşüşünün petrol fiyatlarının az da olsa yükselmesi fonunda gerçekleşmesi NG’nin bu tezini destekliyor. Zira rublenin değer kaybettiği son iki günde petrol fiyatlarında küçük de olsa yükseliş gözlemleniyor. Ve Rus uzmanlara göre, hatta petrol fiyatlarının yükselmesi bile rubleyi etkilemiyorsa, o zaman durum daha da vahim. Çünkü bu, rubledeki düşüşün artık tamamen “bağımsız” seyrettiği anlamına geliyor ki, bu durumda 1 doların 100 ruble olabileceğini tahmin etmek bile zor değil.

Rusya Merkez Bankasının 15 Aralık’ta açıkladığı dördüncü yıllık rapor da bu vahim tahminleri doğrular nitelikte. Moskovskiy Komsomolets gazetesi, Merkez Bankasının para-kredi politikasıyla ilgili rapordaki  uyarılarına dikkat çekiyor: “Batı’nın yaptırımları 2017 senesine kadar son bulmayacak. Petrol fiyatları 60 dolar düzeyinde seyretmesi durumunda ekonomi %4 oranında küçülecek. Çoğu uzmanlar petrol fiyatlarının 40 dolara kadar düşeceğini tahmin ediyor. O zaman ekonominin durumunun ne olacağı yönünde tahminde bulunmaya ise kimse cesaret edemiyor”.

Dolayısıyla, Rusya artık ekonomideki çöküşün petrol fiyatlarının yanı sıra yaptırımlarla ilgili olduğunu kabul ediyor. Öte yandan, petrol fiyatlarındaki düşüşün de Rusya karşıtı güçlerin yaptırımı olduğu görüşü hakim.

“Kırım için ödediğimiz faturaya Kırım’ı satın alırdık”

Rus uzmanların bir kısmı ise ülkedeki ekonomik çöküşün nedeninin Kırım’ın ilhakı olduğu görüşünde. Russkaya Planeta sitesine konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen büyük bankalardan birisinin uzmanı Kırım’ın Rusya’ya 82 milyar dolara mal olduğunu bildiriyor ve “Bu paraya Kırım’I Kiev’den satın alırdık” diyor. Direkt yaptırımların yanı sıra gerek ülkeye sermaye girişinin azalmasının, gerekse de ülkeden sermaye kaçışının nedeninin Kırım olduğunu kaydeden uzmana göre, Kırım’ın ilhakı bu sene içerisinde yabancı yatırımcıların kararlarını etkileyen en önemli olay.

Yani özetle, Rus uzman Rusya’nın Kırım için AB’nin hesapladığından bile çok daha fazla zarara katlanmak zorunda kaldığını iddia ediyor. Daha yaz aylarında Avrupa Komisyonu Rusya’nın yaptırımlar nedeniyle 2014 senesinde 23 milyar, 2015 senesinde ise 75 milyar Euro kaybedeceği yönünde tahminde bulunmuştu.  Yani rublenin şimdiki kuru ile hesap yapılırsa, 2014 için 28, 2015 için 93 milyar dolar. Ancak görünüşe bakılırsa, gerek resmi açıklamalar, gerekse de gayri-resmi rakamlar bu tahminin üzerinde.

AP Başkan Yardımcısı: “Rusya’nın 3 aylık kaybı 70 milyar dolar”

Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Richard Chernetskiy daha Ekim ayında yaptığı açıklamada Rusya’nın yaptırımlar nedeniyle 70 milyar dolarlık zarara uğradığını söylemişti. Çernetskiy, 2014’ün sonuna kadar bu rakamın 120 milyar dolara ulaşacağını iddia etmişti: “Yaptırımlar özünde sadece Putin’in yakın çevresinin alıştığı Avrupa lüksünü sınırlamaktan ibaret değil. Esas olan saldırgan ülkeden sermaye kaçışını provoke eden ekonomik sınırlamalardır. Rusya 3 ayda 70 milyar dolar kaybetti, yılın sonuna kadar bu rakam 100-120 milyar dolara ulaşabilir”.

Peki Batı’nın kaybı ne kadar?

Rusya basınına ve Rus yetkililere bakılırsa, Batının yaptırımlar nedeniyle uğradığı zarar çok daha büyük. Başbakan Medvedev bu zararın 40 milyar Euro olduğunu söylerken Rus basını yaptırımlar nedeniyle 9 ay içerisinde Rusya ile Avrupa arasında ticaret hacminin %2-%3 oranında düştüğünü, bazı ülkeler için ise bu rakamın %10 civarında olduğunu yazıyor. Kremlin’e yakın basın kuruluşları yaptırımlar sonucu Avrupa’da işsizliğin arttığını, ekonominin küçüldüğünü, Avrupa ekonomisinin Rusya’nın gıda ambargosu nedeniyle çöktüğünü iddia ediyor.

Rusya cephesinde olduğu gibi, Batı cephesinde de yaptırımların somut faturasını çıkartmak mümkün değil. Ancak ayrı-ayrı rakamları bir araya getirerek genel çerçeve çizilebilir. Örneğin, Amerikalı çiftçilerin Rusya’nın gıda yaptırımları yüzünden 900 milyon dolar kaybettiği bildiriliyor. Ancak Amerikalı yetkililer, Rusya’nın kendileri için çok da büyük ihracat piyasası olmadığını kaydediyor ve çiftçilerin Rusya’nın yaptırımı sonucu maruz kaldıkları zararın bir kısmının diğer istikametlerden karşılanabileceğini vurguluyor.

Avrupa ülkelerinin kaybı ise doğal olarak Amerika’dan daha büyük. AB ülkelerinin ihracatında tarım ürünlerinin payı %5. Rusya AB için ikinci büyük gıda pazarı. Rusya’ya yapılan gıda ürünleri ihracatı AB’nin toplam ihracatının %1’ni oluşturuyor. 2013 senesinde AB Rusya’ya 12,2 milyar Euro’luk tarım ürünü ve hammadde sattı.

Eylül sonunda Avrupa Parlamentosu kendi sitesinde Rusya’nın karşı yaptırımları sonucu zarar gören ülkelerin interaktif haritasını yayınlamıştı.  Haritaya bakılırsa, karşı yaptırımlardan en çok zarar gören Avrupa ülkeleri Litvanya ve Polonya. Eylül sonunda Litvanya’nın kaybının 922 milyon Euro, Polonya’nın kaybının ise 840 milyon Euro olduğu bildiriliyordu. Daha sonra ise sırada Almanya (589 milyon Euro) , Hollanda (503 milyon Euro), Danimarka (341 milyon Euro), İspanya (326 milyon Euro), Belçika (281 milyon Euro), Finlandiya (273 milyon Euro), Fransa, İtalya, Yunanistan, Avusturya ve Macaristan vardı. Avrupalı uzmanlar Rusya’nın gıda ambargosunun ittifak üyelerine maliyetinin yaklaşık 5,1 milyar Euro olacağını tahmin ediyordu. Bazı tahminlerde ise bu rakam 12 milyar olarak telaffuz ediliyor…

Amaç Putin’i değişmek mi, Putin’in değişmesi mi? 

Özetle, yine en başta söylediğimiz fikre dönmek gerekiyor – yaptırımların kazananı yok. Ancak görünüşe bakılırsa, sonu da yok. AB ve ABD Rusya’ya yönelik yaptırımların süreceğinin ve daha de sertleşeceğinin sinyallerini veriyor.  Rusya Merkez Bankasının tahminlerine de bakılırsa, Moskova en az 2017’ye kadar yaptırımların devam edeceğini bekliyor. Rusya’nın Batılı ülkelere uyguladığı yaptırımların süresi ağustosta doluyor. Ancak Kremlin, sınırlamaları yalnız Batı’nın yaptırımları kaldırması durumunda iptal edeceğini bildiriyor.

Kremlin bütün bu yaptırımların amacının Rusya’da istikrarsızlık ve rejim değişikliği olduğunu düşünüyor. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre, Batı’nın yaptırımlarının Rusya’da istikrarsızlık ve rejim değişikliği girişimi olduğunu düşünmek için çok ciddi nedenler var. ABD ise amacının Rusya’da iktidar değişikliği değil, dış politika değişikliği olduğunu ABD Moskova Büyükelçisi William Stevens, Rusya’nın Ukrayna ile ilgili taahhütlerini yerine getirmesi durumunda yaptırımların kaldırılacağını söylüyor. ABD Başkanı Barack Obama ise sadece Washington’un yaptırımlarıyla Putin’in pozisyonunu değiştirmeyeceğini vurguluyor ve yalnız ABD-AB koalisyonunun birlikte atacağı adımların Rusya liderini geri çekilmeye zorlayacağını, Putin’in Rusya ekonomisinin maruz kaldığı zararın her türlü stratejik üstünlüğü aştığını anlayacağını iddia ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Rusya’ya yönelik yaptırımların yakın zamanda – birkaç gün veya bir hafta sonra iptal edilebileceğini söylüyor. Ama bunun için Moskova’nın Ukrayna krizinin çözümü yönünde doğru adımlar atması gerekiyor. Peki Putin ABD’nin talep ettiği “doğru adımları” atacak mı? Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Fransız televizyonuna yaptığı açıklamada Moskova’nın Donbass’daki ayrılıkçılar için federasyon veya özerklik talep etmediğini, bunun Ukraynalıların işi olduğunu söyleyerek herkesi şaşırttı. Zira  Ukrayna’nın doğusundaki çatışmaların yeni başladığı dönemde Rusya’nın talep listesinin başında federalleşme vardı. Bu nedenle Lavrov’un açıklamaları bazı uzmanlar tarafından geri çekilme olarak değerlendiriliyor. ABD basını ise bu konuda o kadar umutlu değil. Örneğin, Wall Street Journal gazetesi rublenin düşüşünün Putin’i Ukrayna konusunda daha uzlaşmacı hale getireceğini kuşku altına alıyor. Ukrayna konusunun Rusların dikkatini ekonomiden uzaklaştırmak için Putin’e lazım olduğunu yazan gazeteye göre, Batı’nın Putin’in yeni siyasi maceracılığına hazır olması gerekiyor. Wall Street Journal’e göre, yaralı Putin tehlikelidir.

Guardian gazetesi de yaklaşık aynı görüşü savunuyor: “Şimdi Putin’in nasıl tepki vereceği çok önemlidir. Eğer Ukrayna konusundaki pozisyonunu yumuşatırsa, o zaman Batı’nın riskli adımlarının işe yaradığını düşünmek mümkün. Ama Moskova’da ekonomide devlet düzenlemesinin uygulanmasını ve Ukrayna’ya askeri baskıyı arttırmak gerektiğini savunan sert politika taraftarı olanlar da var. Ekonomik can çekişmesi yaralı Rus ayısını daha da agresifleştirirse, o zaman bu, Pirus zaferi olacak…”

Gönül Şamilkızı – TRT Türk