World Economic Forum: “Türkiye Avrupa İçin Risk Kaynağı Değil, Risk Azaltan Bir Faktör”

14 Kasım 2006 0 Yazar: admin

Image

Dünya Ekonomik Forumu Avrupa Risk Raporu’nu yayımladı.

 

Raporun ana teması, Türkiye’nin Avrupa için bir risk kaynağı değil, risk azaltan bir faktör olduğu görüşü. Rapora göre Türkiye, Avrupa’nın yakın geleceğinde enerjiden uluslararası terörizme kadar pek çok önemli konuda risk azaltan bir ülke olacak.

 

Dünya Ekonomik Forumu yöneticilerinden şierry Malleret’nin, rapor hakkındaki değerlendirmesine göre, ‘Türkiye Avrupa tarafından pek çok riskin kaynağı gibi algılandı, ancak bunun tam tersi geçerli. Türkiye Avrupa’nın geleceği için riskleri azaltan potansiyel bir kaynak.’

 

Raporun ana fikri de Türkiye’nin kısa ve uzun vadede Avrupa’nın geleceği için risk azaltan bir unsur olacağı yönünde.

 

Rapora göre, Türkiye’nin jeopolitik konumu, uzun vadede Avrupa’nın jepolitik konumu için önemli bir unsur.

 

Zaman zaman sorun olarak gösterilen Türkiye’nin nüfusu da, Avrupa’nın gelececeği için riskleri azaltan bir faktör.

 

Türkiye’nin demografik yapısının, azınlıkların entegrasyonu için de yararlı olacağı ifade edilen raporda, Türkiye’nin önümüzdeki 10 ile 20 yıllık süreçte küresel riskleri azaltacağı en önemli alanlar şöyle:

 

* Petrol fiyatlarındaki şok değişimler

* Enerji arzındaki kesintiler

* Uluslararası terör

* Kitle imha silahlarındaki artışın önlenmesi

* ıç savaşların engellenmesi

 

Enerji arzında transit ülke: Türkiye

 

Raporda Türkiye, enerji arzı konusunda en önemli transit ülkelerden biri olarak değerlendiriliyor.

 

Türkiye’nin orta düzeyde risk azaltacağı alanlar ise, globalleşmenin maliyetini azaltma, iklim değişiklikleri ve demografik yapı değişikliğinin getirebileceği mali krizlerin önlenmesi.

 

Rapor, Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerinde var olan sorunların altında ne olduğunun geniş bir düzlemde düşünülmesini öneriyor ve uzun dönemde karşılıklı çıkarların ortak riskleri yok ettiği belirtiliyor.

 

Dünya Ekonomik Forumu Yöneticisi Malleret’nin bir diğer önerisi de, Avrupa’nın Türkiye’ye gelecekte yüz yüze geleceği riskleri de göz önüne alarak bu çerçeve içinde bakması, Türkiye’nin de kendisini risk azaltan bir faktör olarak görmesi.

 

Öte yandan WEF, yayınladığı bir başka raporla 2006 yılında küresel rekabet sıralamasını ele aldı. Bu rapora göre, 

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabet Endeksi (GCI) sıralamalarında 12 sıra yükselerek 59. oldu. Ülke, Avrupa Birliği ile daha yoğun işbirliği bağlamında yaptığı siyasi reformların meyvelerini topluyor. Türkiye, sıralamada Romanya (68) ve Bulgaristan’ın (72) üzerinde bulunuyor.

 

Dünya Ekonomik Forumu Küresel Rekabet Ağı’nın Direktörü ve Baş Ekonomisti Augusto Lopez-Claros: “Türkiye son yıllarda makroekonomik istikrar temellerini atarak ve uzun bir sorumsuz mali yönetim ve yüksek enflasyon dönemini geride bırakarak büyük adımlar kaydetti. Bu çabalar, AB’ye üyelik hedefine ulaşma sürecinin bir parçası olarak benimsenen önemli siyasi ve ekonomik reformlarla tamamlandı. Türkiye’nin bu sene sıralamadaki belirgin ilerleyişi de bu çabaları yansıtıyor. Ancak bu ilerlemeye rağmen yetkililerin tetikte olmaya devam etmesi gerekiyor. Yüksek seviyedeki kamu borçları ve büyük mali açık, ülkeyi gelişen pazarlarda varlık fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı zayıf kılıyor ve daha fazla mali konsolidasyonun öneminin altını çiziyor. Yetkililer ayrıca Türkiye’de eğitim kalitesini de yükseltmeli ve fırsatları eğitim merdiveninin tüm basamaklarına yaymalı; nitekim Türkiye’de okula kayıt oranları uluslararası standartlara göre oldukça düşük. ılgi gösterilmesi gereken başka iki alansa, ülkenin fiziksel altyapı kalitesini çok daha yükseltmek ve işgücü pazarının esnekliğini artırmak olacak”.

 

Rapora göre dünyanın rekabet gücü en yüksek ekonomileri ısviçre, Finlandiya ve ısveç. Listenin ilk 10’unu oluşturan diğer ülkeler Danimarka, Singapur, ABD, Japonya, Almanya, Hollanda ve ıngiltere. Ancak ABD, sıralamada birincilikten altıncılığa gerileyerek en keskin düşüş yapan ülke oldu. Sıralamalar, kamuya açık kesin verilerin kombinasyonu ve Yönetici Görüş Anketi’nin sonuçları esas alınarak oluşturuldu.

 

 

Önemli noktalar

 • ısviçre’nin Küresel Rekabet Raporu’nda ilk kez birinci sıraya oturması, ülkenin sağlam kurumsal ortamını, mükemmel altyapısını, verimli pazarlarını ve teknolojik yenilikte yakaladığı yüksek düzeyi yansıtıyor. Ülkenin bilimsel araştırma için gelişmiş bir altyapısı bulunuyor, şirketler Ar-Ge alanında masraftan kaçınmıyor, fikri mülkiyet koruması güçlü ve ülkenin kamu kurumları şeffaf ve istikrarlı.

 

 • Geçen sene 1. sırada olan ABD, yeterli bir iş ortamına ve verimli pazarlara sahip olmayı ve teknolojik gelişmede küresel merkez olma özelliğini halen sürdürüyor. Ancak, ülkenin genel rekabet gücünü büyük makroekonomik dengesizlikler, özellikle nükseden mali açıklarla bağlantılı olarak kamu borçlarındaki artış tehdit ediyor. ABD’nin sıralamadaki yeri, geçmişten gelen ticari açıkları da göz önüne alınacak olursa, bu dengesizliklerin giderilememesiyle daha da düşebilir.

 

 • Geçen senelerde olduğu gibi bu sene de ıskandinav ülkeleri sıralamalarda önde: Finlandiya (2), ısveç (3) ve Danimarka’nın (4) üçü de dünyanın rekabet gücü en yüksek ilk on ülkesi arasında yer alıyor. Uzun süredir bütçe fazlası veren ıskandinav ülkeleri, Avrupa’nın geri kalanına oranla ortalamada daha düşük kamu borcu seviyesine sahip. Temkinli mali politikalar sayesinde bu hükümetler, eğitim, altyapı ve geniş yelpazede sunulan sosyal hizmet alanlarında çok daha güçlü yatırım yapabilme imkanı buldu. Finlandiya, Danimarka ve ızlanda, dünyanın en iyi kurumlarına sahip (sırasıyla 1., 2. ve 3. sırada) ve ısveç ve Norveç’le birlikte sağlık ve ilköğretimde dünyanın ilk onu arasındalar. Finlandiya, Danimarka ve ısveç ayrıca yüksek öğretim ve eğitim ayağında dünyada ilk üç sırayı paylaşırken, Finlandiya’nın bu alandaki dünya şampiyonluğunu uzun süredir kalıcı olarak devam ettirmesi dikkati çekiyor.

 

• Sırasıyla 8. ve 10. sırada yer alan Almanya ve ıngiltere de sıralamada ayrıcalıklı konumlarını korumaya devam ediyor. Mülkiyet haklarının güvenliğini sağlama ve yargı sisteminin kalitesi konularında Almanya’nın üstüne yok. Buna karşın, iki ülke de makroekonomik ortamlarından düşük not aldı – Almanya’nın puanı ıngiltere’den de düşük. ıki ülkede de bunun nedenini kamu sektöründeki açıklar, kamu borçlarının giderek yükselmesi ve 2005’te dövizde yaşanan güçlenme oluşturuyor. ıngiltere, pazar verimliliğinde mükemmel durumda ve dünyanın en sofistike finansal pazarlarına sahip. Esnek işgücü piyasası ve düşük işsizlik oranıyla ıngiltere, iş dünyasının omuzlarına katı işgücü yasalarını bindiren Almanya’yla taban tabana zıt. Öte yandan, Almanya’nın yenilik göstergelerindeki durumu ıngiltere’ye göre biraz daha iyi, iş dünyasının sofistike gelişmişliği ise eşsiz.

 

ıtalya’nın rekabet gücü, birkaç senedir artık yerleşmiş bulunan düşüş trendine bu yıl da devam etti ve ülke, bu sene dört sıra daha düşerek 42.inciliğe yerleşti. Sorunlar listesi oldukça uzun. ıtalya’nın altta yatan makroekonomik ortamı, son 20 yıldır kesintisiz olarak bütçe açığı vermiş olması nedeniyle zayıf durumda. Mali durumu 2000’den beri keskin bir kötüleşme gösterdi ve GDP’nin %100’ünün de üstüne çıkan kamu borç seviyeleri, dünyanın en yüksekleri arasında yer alıyor. ıtalyan kamu maliyesinin zayıf durumu, daha derinde yatan kurumsal sorunları yansıtıyor olabilir. Bu sorunlar, kamu harcamalarının etkinliği, yasal düzenlemelerin getirdiği yükler ve daha genel anlamda kamu sektöründeki kurumların kalitesi alanlarındaki sıralamalarda, ülkenin oldukça alt sıralarda bulunmasıyla da kendini belli ediyor.

 

 • Önceki yıllarda da olduğu gibi, Polonya 48.inciliğiyle AB ekonomileri arasında en kötü performans sergileyen ülke olmayı sürdürüyor. Polonya bu skoruyla, Yunanistan’ın (47) hemen ardından gelirken, Estonya (25), Çek Cumhuriyeti (29) ve Slovenya (33), Orta ve Doğu Avrupa’nın en iyi performansını sergileyen ülkeler. Polonya’daki zayıflıklar, işsizliğin yüzde 18’i bulduğu bir ülkede bilhassa zararlı olabilecek, çok sıkı korunan katı işgücü piyasalarından kaynaklanıyor. Birçok geçiş ekonomisinde olduğu gibi, işadamlarının zayıf kurumlar, yolsuzluk, rüşvet, partizancılık, kolayca etkilenen yargı ve zayıf mülkiyet hakları rejiminden kaynaklanan belirsizliklerle mücadele etmesi gerekiyor. Polonya, verimliliğini artırmak ve giderek artan işgücü maliyetine rağmen rekabet gücünü devam ettirmek istiyorsa, daha derin reformlar yapması gerekecektir. Üye ülkelerden Türkiye ve Hırvatistan ise “AB ıkramiyesi”nden yararlanmış görünüyor. Her iki ülke de listede etkileyici bir hamleyle 12 sıra birden yükseldi: Türkiye 59., Hırvatistan ise 51. sıraya yerleşti.

 

  Rusya 2005’te 53. sıradayken, 2006’da 62. sıraya düştü. Rusya’da özel sektör, yargının bağımsızlığı ve adalet yönetimi konusunda derin kaygılar içinde. Dünyanın rekabet gücü yüksek ülkelerinin aksine, Rusya’da yasaları ıslah çabaları ne süratli, ne şeffaf, ne de ucuz yürüyor. 2006’da 125 ülke arasında 110. sırayı alması, Rus ekonomisinin şirketler açısından bakıldığında zaman kaybı yaratan, öngörülmesi mümkün olmayan ve mali yük getiren bir ekonomi olduğuna işaret ediyor. Kısmen bu nedenle de, mülkiyet hakları rejimi son derece zayıf ve gittikçe de kötüleşiyor. Rusya’nın iki senedir bu göstergedeki sıralamasında ciddi bir düşüş görülüyor: 2004’te 88. olan ülke, 2006’da 114. sıraya düşerek tüm dünya ülkeleri arasında en düşük performanslardan birini gösterdi.

 

• Asya’nın önde gelen ekonomileri 5. sıradaki Singapur ve 7. sıradaki Japonya. Bu ülkeleri Hong Kong (11) ve Tayvan (13) izliyor. Bu ekonomilerin ortak özellikleri, yüksek kalitede altyapı, esnek ve etkin pazarlar, sağlıklı ve iyi eğitimli iş güçleri, yüksek düzeyde teknolojik hazırlılık ve yenilik üretme kapasitesidir. Listede 26. sıraya yerleşen Malezya, esnek işgücü piyasası, nispeten bozulmamış ürün pazarı, daha şimdiden birçok alanda AB’nin en iyi durumdaki ülkeleriyle aynı seviyeyi yakalamış kamu kurumları ile (hukukun üstünlüğü, yasal sistemi) bölgenin en etkin ekonomilerinden birine sahip.

 

 • Kore’nin (24) performansı, Malezya’nınkinden biraz daha iniş-çıkışlı oldu. Ülke, makroekonomik yönetimi, her seviyede okula kayıt oranları, patent kayıtlarından görüldüğü kadarıyla yeni teknoloji ve bilimsel yeniliği benimseme oranlarıyla bazı alanlarda şimdiden dünya klasmanında bulunuyor. Ancak, kamu ve özel sektörde kurumsal güçsüzlüğü devam eden Kore, bu alanda henüz bir Finlandiya, ısveç, Danimarka veya şili’nin standartlarını yakalayamadı. Tayvan (13), yüksek seviyede etkinlikle işleyişine devam ediyor, ancak bu sefer, geçen seneki gibi “ilk 10 ülke” arasında yer alamadı. Kişi başına düşen patent kaydı oranıyla ABD ve Japonya’nın hemen ardından dünyada üçüncü sırada bulunan ülke, adeta yenilik üreten bir enerji santrali. Tayvan, yüksek öğrenim ve eğitim göstergelerinde mükemmel performans sergilemeye devam ediyor (genel sıralamada 7. sırada), ancak Kore gibi onun da genel sıralamadaki yeri, kurumsal altyapılardaki zayıflıklar nedeniyle gerilemiş durumda.

 

Hindistan, şirket faaliyetlerinde sofistike gelişmişlik ve yenilik kapasitesi alanlarında mükemmel skorlar alarak, genel sıralamada 43. oldu. şirketlerin teknoloji kullanımı ve teknoloji transfer oranları yüksek olmasına rağmen, yeni teknolojilerin uygulamaya konma oranlarının hâlâ uluslararası standartların altında olması, Hindistan’ın kişi başına düşen yıllık gelirindeki düşüklüğü ve yüksek yoksulluk oranını yansıtıyor. Cesaret verici bu sonuçlara rağmen, sağlık, eğitim ve altyapıdaki yetersizlikler, Hindistan’ın yüksek kalkınma hızının getirdiği faydaların daha eşit bir şekilde dağıtılmasını önlüyor. Ayrıca, art arda gelen Hint hükümetleri, şu anda dünyanın en yüksek seviyelerinden birinde seyretmekte olan kamu sektörü açığını azaltmakta etkisiz kaldı.

 

 • Çin heterojen bir performans göstererek sıralamada 48.incilikten 54.üncülüğe düştü. Olumlu açıdan bakılırsa, yüksek kalkınma hızı, düşük enflasyon oranı, dünyadaki en yüksek tasarruf oranlarından birine sahip olması ve idare edilebilir seviyedeki kamu borçlanması, GCI’nın makroekonomik ayağında Çin’i 6. sıraya kadar taşıdı ki bu da mükemmel bir sonuç. Ancak, sıkı devlet kontrolü altındaki bankacılık sektörü gibi bazı yapısal zayıflıklara müdahale edilmesi gerekiyor. Finansal aracılık seviyeleri düşük olan ülkede, devlet büyük ve düşük performanslı kredi portföyünün olumsuz etkileriyle baş edebilmek için zaman zaman piyasalara müdahalede bulunmuştu. Çin’in son teknolojileri benimseme oranı düşük (cep telefonları, Internet, bilgisayar) ve ülkedeki ortaöğretim ve yüksek öğretim kayıt oranları, uluslararası standartların hâlâ altında. Ancak, açık arayla en kaygı verici gelişme, kurumsal ortam kalitesindeki belirgin düşüştür. Bu durum kendini 2006’daki sıralamalarda 60.ıncılıktan 80.inciliğe doğru keskin bir düşüşte ve kamu gerek özel sektörde 15 kurumsal göstergenin tümünde alınan düşük skorlarla da gösteriyor.

 

• 27. sırada bulunan şili, geçen senelerde olduğu gibi bu sene de Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin en yüksek puanını elde etti. şili’nin pozisyonu, sadece sağlam bir kurumsallaşmayı değil (ülkenin şeffaflık ve açıklık düzeyleri şimdiden AB ortalamasının üzerinde), nispeten bozulmamış ve etkin pazarların varlığını da yansıtıyor. Devlet, güvenilir ve istikrarlı bir yasal düzenleme rejiminin oluşturulmasında destekleyici bir rol oynadı. Son derece yetkin bir makroekonomik yönetim, hızlı kalkınma için gereken koşulların oluşturulması ve yoksulluğu azaltmaya yönelik ısrarlı çabalarda kritik bir unsur oldu. şili’nin dürüst mali politikasının oluşturduğu kaynaklar, altyapıyı ve gittikçe artan oranda eğitim ve kamu sağlığı yatırımlarını güçlü bir şekilde finanse etmeye harcandı. şili’nin rekabette bulunduğu bu güçlü konumda, yetkililerin artık bir yandan ülkedeki işgücünün kapasitesini artırmaya, diğer yandan da muadilleri olarak görülebilecek Finlandiya, ırlanda ve Yeni Zelanda ile arasındaki beceriler açığını hızla kapatmaya odaklanması gerekiyor.

 

Brezilya’nın genel sıralamada geçen seneki 57.incilikten düşerek 66.ıncılığa yerleşmesi, GCI’nin makroekonomik göstergelerinde özellikle zayıf konumda olmasından kaynaklanıyor (2005’te 91., 2006’da 114. sırada). Bunun nedeniyse ülkenin geçmiş performansları ve diğer ülkelere kıyasla çok büyük bütçe açığı olmasıdır. Yüksek kamu borçlanması ve faiz oranlarındaki yayılma, Brezilya bankacılık sektöründeki ağır aracılık maliyetine işaret ederken, özel sektör yatırımlarını olumsuz etkiliyor ve ekonomik kalkınmanın hızını kesiyor.

 

Meksika’nın sıralamadaki yeri nispeten istikrarlı kaldı ve ülke geçen seneye göre 1 sıra yükselerek bu sene 58. oldu. Ülkenin GCI’nın çeşitli göstergelerinde biraz inişli-çıkışlı seyreden performansında, sağlık ve ilköğretim, ürün pazarı etkinliği ve FDI ve teknoloji transferi gibi hiç şüphesiz Meksika pazarının NAFTA bağlamında ABD ile yakın ilişkilerini yansıtan teknolojik hazırlıklılık gibi alanlarda göreceli yüksek skorlar göze çarpıyor. Ancak, ülkenin bu avantajı, diğer Latin Amerika ülkelerinin de başını ağrıtan zayıf kurumsallaşma nedeniyle gölgede kalıyor.

 

• Sağlam ve güvenilir kurumların olmayışı, birçok Latin Amerika ülkesinin kalkınmasına engel oluşturmaya devam ediyor. Bolivya (97), Ekvador (90), Guyana (111), Honduras (93), Nikaragua (95) ve Paraguay (106) genel sıralamada alt sıralarda yer almalarının yanı sıra, özellikle şeffaf ve açık kurumlar gibi iyi yönetimin temel öğelerine ilişkin sıralamalarda dünyanın en kötü performansını sergileyen ekonomiler arasındaydılar. Bu ülkelerin tümü, mülkiyet hakları tanımındaki belirsizlikler, partizancılık, hükümetin verimsiz işleyişi ve istikrarsız iş ortamları nedeniyle sıkıntı yaşıyor. Hükümetin karar alma mekanizmalarında yolsuzluk yapıldığı görüşü, yeterince bağımsız olmayan yargı sistemi ve yüksek düzeyde suç ve yolsuzluk nedeniyle güvenlik masraflarının yüksekliği, iş dünyasının etkin şekilde rekabet edebilmesini engelliyor.

 

• Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Venezüella’nın genel performansının (dört sıra gerileyerek 88. sırada), devlet bütçesi fazlası çıkmasına rağmen kötüleşmeye devam etmesi, petrol ihraç eden tüm ülkelerde görülen bir olguydu. Ancak, kalkınmanın önündeki tek ve büyük engel öyle görünüyor ki Venezüella kurumlarının kalitesinde yetersizlik, bilhassa yolsuzlukla mücadele, karar alma mekanizmasında uygunsuz etkiler ve devlet müdahalesi olmaya devam ediyor. Venezüella, tüm bu alanlarda dünya sıralamasının en altlarında yer aldı. Hükümetin “iyi niyetli” devriminin sosyal boyutlarına dair tüm söylenenlere rağmen, okula kayıt oranları hâlâ vasat veya düşük seviyelerde seyrediyor ve ülke, ortaöğretim kayıtları seviyesiyle dünya

sıralamasında Vietnam, Surinam ve Çin’in ardından 84. sırada yer alıyor. Venezüella’daki 1000’de 16’lık bebek ölüm oranı, Arnavutluk’unkine eşit, on yıllardır ihmal ettiği sağlık hizmetlerini yeni yeni toparlayan Rusya ve Ukrayna’nınkinden ise yüksek.

 

• Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde, Körfez ülkeleri genel GCI sıralamalarında oldukça iyi performans sergilemeye devam ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 32. sırayı alırken, Katar sekiz sıra yükselerek 38. sıraya yerleşti. Petrol fiyatlarına bağlı ticari kazançlar sayesinde kalkınma hızı büyük ölçüde arttı. Bir süredir devam eden kurumsal modernleşme ve makroekonomik yönetimdeki iyileşme nedeniyle, iş dünyasının zaten yüksek seviyeye gelmiş olan güveni daha da güçlendirildi. Bununla birlikte, kaynakları zengin pek çok ülkede kamu finansmanının varlığı, en azından şimdilik insan sermayesinde bir iyileşme sağlamış gibi görünmüyor. Oysa bu tür bir iyileşme, petrole fazlasıyla bağımlı ve dışarıdan gelebilecek şoklara fazlasıyla duyarlı bu ülkelerin, ekonomik temellerine çeşitlilik kazandırmalarında önemli bir rol oynayabilir.

 

 • Bölgesinin rekabet gücü en yüksek ekonomisi olarak 30. sıraya yerleşen Tunus ve ardından gelen Cezayir (76) ve Fas (70), biraz da kurumlarında yaptıkları düzeltmelerin yardımıyla, geçen yıla göre büyük ilerleme kaydettiler. Mısır’ın bu sene dokuz sıra gerileyerek 63.üncülüğe düşmesinin nedeni, gittikçe kötüleşen kamu maliyesi ve büyük borç oranıyla verdiği mücadele nedeniyle, endeksin makroekonomi göstergesinde 58 sıralık çok keskin bir düşüşle 108. sıraya kadar gerilemesiydi. Ülke, aynı zamanda yüksek eğitim, eğitim ve yenilik alanlarında da düşüş gösterdi.

 

 • Sahra’ya bağlı Afrika bölgesinde Güney Afrika (45), genelde zengin ve yenilikçi ekonomilere ayrılan bir dizi alanda özellikle iyi durumda bulunuyor. Ülke ekonomik açıdan sofistike gelişmişliği sayesinde, mülkiyet hakları, özel kurumlar, mallar ve finans piyasasının etkinliği, iş alanlarında sofistike gelişim ve yenilikçilik konularında sıralamada üstlerde yer aldı.

 

 • 81. sıradaki Botsvana, önemli doğal kaynaklardaki zenginliğini kullanarak kalkınma hızını büyük ölçüde artırmayı başardı. Botsvana’nın başarısının temelinde, güvenilir ve meşru kurumlar, kamu harcamalarının kısılması ve halkın siyasetçilerine güveni yatıyor. Kamu kurumlarının şeffaflık ve güvenilirliği, istikrarlı bir makroekonomik ortamın oluşmasına, etkin bürokrasiye ve iş dünyasıyla-dost yasal düzenlemelere katkıda bulundu.

 

 • Öte yandan 104. sıradaki Tanzanya ile 113. sıradaki Uganda, sağlık ve eğitim alanlarında ciddi bir zayıflığın sıkıntısını çekiyor. Bu temel ihtiyaçlarda atılım yapamamaları, muhtemelen kalkınma ümitlerini de engellemeye devam edecek. Nijerya, petrol ihracat gelirlerindeki artışa rağmen zayıf makroekonomik yönetim nedeniyle 18 sıra birden gerileyerek 101. sıraya gelirken, 119. sıradaki Zimbabwe ise kurumsal ortamının gittikçe kötüleşmesi, mülkiyet hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında yaşanan erozyon, rüşvet ve yolsuzluk sorunları ve diğer faktörlerin makroekonomik yönetim üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, dünya sıralamasının en altına büyük hızla inmeyi sürdürüyor.

 

CNNTURK ve weforum.org’dan derlenmiştir.