“Ukrayna’nın yatırım potansiyeli değerlendirilmeli” Acuner’den TUİD WEB’e özel açıklamalar

6 Mart 2017 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

Acuner’den TUİD WEB’e özel açıklamalar: “Ukrayna’nın yatırım potansiyeli değerlendirilmeli”

 

Ukrayna’nın en büyük yabancı sermaye yatırımcısı olan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Ukrayna Başkanı, Türk bankacı Şevki Acuner, TUİD WEB’e özel açıklamalarda bulundu. Acuner, EBRD’nin Ukrayna’daki faaliyetlerini, Ukrayna ekonomisindeki gidişatı, ülkenin yatırım potansiyelini, yabancı yatırımcılar için sunduğu fırsatları anlattı. İşte tecrübeli bankacının önemli değerlendirme ve tahminleri:

 

EBRD’nin toplam yatırımları içinde Ukrayna hangi konumda? Banka Ukrayna’ya 2016’da ne kadar kredi sağladı? 2017 yılı için hedeflenen bir rakam var mı? 

 

EBRD açısından Ukrayna en önemli iki ülkeden biri. Yatırım portföyünde ilk sırada Türkiye, ikinci sırada Ukrayna geliyor. Ukrayna’ya 2014-2015 döneminde senede 1 milyar euro’nun üzerinde yeni kredi sağladık. Sağladığımız kredilerden her yil 30-35 civarında şirket faydalandı. 2016’nın ilk 4-5 ayında bildiğiniz gibi Ukrayna’da çok ciddi bir politik boşluk  vardı, hükümet oluşmamıştı. Bu nedenle yatırımlar yavaşladı. Biz de yatırımlara cevap veren bir kurum olduğumuz için 2016’da iş hacmimiz 600 milyon euro civarında kaldı. 2017’ye ise güçlü hedefler ve potansiyelle  giriyoruz. Gerek geleneksel tarım sektöründe, gerekse de ulaşım altyapısı, lojistik, finansal sektörlerde , özellikle küçük ve orta ölçekli şirketlere daha fazla ağırlık vererek, bu sene eğer çok ciddi bir siyasi çalkalanma olmazsa 2015 yılı fonlama seviyelerini yakalayacağımızı umuyorum.

 

EBRD’in Ukrayna’da desteklediği ve bundan sonra finanse edilmesi planlanan projeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

 

Bizim işimiz tabii sürekliliği olan bir süreç. Her sene başında sıfırdan başlamıyoruz. Çok daha önceden başladığımız projeler oluyor. Her yıl da geleceğe yönelik olarak yeni potansiyel müşteriler ekliyoruz. Biraz önce bahsettiğim gibi tarım sektörü bizim buradaki en güçlü sektörümüz. Bu alanda bu yil da 150-200 milyon euro civarında yeni kredi sağlama durumumuz var. Bunun yanında finans sektöründe daha farklı boyuttaki bankaları da ticaret finansmanı kolaylığı programından faydalandırma imkanlarını düşünüyoruz. Altyapı konusunda ciddi yatırımlarımız var. Yenilenebilir enerji, ulaştırma ve lojistik alanlarına ağırlık veriyoruz. Bunların arasında devlet demir yolları, posta servisi, özel sektörün yapacağı liman yatırımları gibi önemli projeler bulunuyor. Bu senenin lider projesi, Harkiv Metrosu’na iki yeni durak eklenmesi projesi. Bu projeye, hem bizim, hem Avrupa Yatırım Bankası’nın 150-160 milyon euro desteğiyle yaklaşık 300 milyon euro’luk finansman sağlanıyor.

 

Enerji verimliliği konusu bizim çok öncelik verdigimiz ve ciddi destek sağladığımız bir alan. Gerek kamu binalarının, gerekse de konutların enerji verimliliğini artırmak üzere gerek direkt olarak gerekse de değişik bankalar aracılığıyla bu alanda çalışıyoruz. Bunun yanında geleneksel olarak imalat sektöründe, IT sektöründe projelerimiz olacak. Tabii kaynaklar sektörüyle ilgili çalışmalarımız var. Bunların dışında bankamızın, belki sağladığı finansmandan da daha önemli olarak, devletle birlikte, yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik politika geliştirmek ve uygulamak için gerekli teknik yardımın sağlanması konusunda çalışmaları ve destekleri  de devam ediyor.

 

EBRD’in Ukrayna’da enerji projelerine özel önem verdiği biliniyor. Son dönemde ülkede elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar toplumsal hoşnutsuzluğu artırdı. Ülkenin doğusundan kömür sevkiyatının engellenmesi sonrası yaşanan enerji krizi de bir belirsizlik yaratmış durumda. Bu konularda Ukrayna hükümetinin aldığı önlemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu gelişmelerin sizce ilerleyen dönemde ülkede daha ciddi bir kriz yaratma olasılığı var mı?

 

Ben bunun bir kriz yaratacağını zannetmiyorum. Bu kömür kaynaklarının yerinin doldurulması son derece mümkün, ancak çok ani şekilde böyle bir blokaj olduğu için, hükümet paniği önlemek amacıyla tedbir almak istedi. Enerji sektöründe fiyatların yükseltilmesi, atılması gereken bir adımdı. Bu ülkedeki en büyük problem, enerji arbitrajı denilen, farklı oligarkların, ihtiyaç olan sektöre satıyorum diyerek, oradaki düşük maliyet temelini aslında endüstriyel sektörde kullanıp aradan yüz milyonlarca, bazen milyarlarca dolarlık rant yaratmasıydı. Tarifelerin eşitlenmesiyle bu durum ortadan kalkıyor. Ama tabii eş zamanlı olarak da, mali gücü olmayan kesimin desteklenmesi programı da bununla beraber geldi. Yani düşük gelirli kitlenin, bu fiyat artışından hiçbir şekilde etkilenmemesi, yeni projelerin geliştirilmesinde ve uygulanmasında çok önemli bir prensipti ve bunu da hükümet uyguluyor.

 

Fakat buna rağmen toplumda bir hoşnutsuzluğun olduğu gözleniyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Tabii bu yeni mekanizmaya alışılması zaman alıyor. Elektriğini kullanıp hiç ödeme yapmayan insanların da alışageldiği düzenin dışında bir düzene geçildi. Piyasa şartlarına yönelik, kullanıcının mali gücüne göre ödemesi gereken bir sistem yaratıldı. Bu bence bir belirsizlik değil, sistemin uzun vadeli gelişimi için son derece gerekli olan bir şeydi. Ama dediğim gibi temel olan konu, ihtiyaç duyan kitlenin gerektiği kadar desteklenmesi. Eskiden multimilyoner olan, 2 bin merekarelik evde yaşayan bir kişi, 30 metrekarelik evi olan kişiyle aynı teraziye konulup, ucuz enerjiden faydalanıyordu. Şimdi ise bu kalktı. Yolsuzluklar azaldı.

 

Yolsuzluklarla mücadelede gerçekten yol alındığını düşünüyor musunuz?

 

Tabii bu, bir geceden ertesi sabaha bitirilebilecek bir mücadele değil. Politikacılara ve devlet yöneticilerine getirilen ve  elektronik ortamda gerçekleştirilen varlık deklarasyonu zorunluluğu  bu konuda çok önemli bir adım oldu. Bunun devamının gelmesi gerekiyor. İnanılmaz boyutlarda bir servet beyan eden alelade devlet memurlarının bunlara nasıl eriştiğinin soruşturulması ve gereken önlemlerin alınması gerekiyor. EBRD’nin, iş dünyasının ve devletin üç ayaklı bir çerçevede kurduğu “Business Ombudsman”, şirketlere yönelik baskıya, yolsuzluklara karşı mücadeleyi üstlenen ve son derece başarılı çalışan bir kurum. Bunun dışında devletin kurduğu kurumlar var. Bunlar henüz tam istenilen verimle çalışmasalar da doğru yolda atılan adımlar. Adalet sisteminde kalifiye ve dürüst hakimlerin, savcıların atanması, yolsuzluklara özgü mahkemelerin kurulması önemli. Bütün bunlar doğru yöndeki hareketler, ama ancak  arzu edilen hızda ilerlenmiyor. Sovyetler Birliği’nden sonraki 25 yıllık nasırlı bir sistemin törpülenmesi zaman alacak bir konu.

 

Ekonomik kriz Ukrayna’da bankacılık sektörünü nasıl etkiledi? Ülke ekonomisinin ve bankacılık sektörünün bugün içinde bulunduğu durum hakkında genel bir değerlendirme yapar mısınız? 

 

Ukrayna’da bankacılık sektörü sürdürülebilir ve hedefine uygun bir sistem değildi. Büyük bir kısmı bazı oligarkların ceplerini doldurma ve endüstriyel faaliyetlerine halkın üzerinden kaynak sağlama mekanizmasından başka bir şey değildi. 160-180 bankalık bir sistemi Ukrayna ekonomisinin kaldırabileceğini tabii ki hiç kimse düşünemez. Merkez Bankası’nın aldığı tedbirlerle bunun ciddi anlamda önüne geçildi. Ama tabii daha gidilecek çok yol var. Sene sonunda Privatbank millileştirildi. 6-7 milyar dolarlık bir sermaye açığı olduğu otoriteler tarafından ifade edildi. Bunun rehabilite edilip tekrar özel sektöre döndürülmesi çok önemli bir konu. Bizim bu çerçevede gösterdiğimiz eforlar, birincisi bu sistemin güçlendirilmesine, sağlam bir temel üzerine yerleştirilmesine yönelik teknik yardımlar. Merkez Bankası, Mevduat Garanti Fonu, Maliye Bakanlığı ve diğer sorumlu kurumlarla olan çalışmalarımız, bunların yanında  bankalara ticaret finansmanının sağlanması için verdiğimiz destek var. Enerji etkinliği projelerinin fonlamalarını desteklemeye yönelik verdiğimiz borçlar bulunuyor. Son derece önemli olarak da kamu bankalarının, daha ticari hale getirilerek, devlet tarafından yönlendirilen kredilendirme politikalarından arındırılıp, tamamen piyasa şartlarına göre karar alma ve iş yönetme sürecine sokulması yönünde çalışma yürütüyor, destek sağlıyoruz. Bu sürecin bir parçası olarak da, ilk başta kısmi, daha sonra da “çoğunluk “ özelleştirmelere gidilmesi programımız var. Bu konuda devletle imzaladığımız bir anlaşmaya bağlı olarak, Oşadbank ile ortak çalışıyoruz. Kapasite geliştirilmesi, bağımsız yöneticilerin ağırlıkta olduğu bir yönetim sistemin oluşturulması ve bunun sonucunda önce kısmi, sonra “çoğunluk ” özelleştirilmeye gidilmesi planımız bulunuyor.

 

Mali sistem henüz gerekli fonksiyonu tamamıyla yerine getiremiyor . Bu yüzden de ekonominin gelişmesi hala yüzde 1-2 civarında kalıyor. Çünkü mali sistemde hukukun üstünlüğü, en azından kreditörler, bankalar açısından henüz yeterli güvencede oluşturulmuş değil. Bu yüzden sistemde likidite de olsa, bunun reel sektörün desteklenmesine yönelik kredilere dönüşümü istenilen seviyede değil.

 

Mali sistemdeki reformları yeterli buluyor musunuz?

 

Ukrayna Merkez Bankası, gerek yurt içinde gerekse de uluslararası alanda son derece takdir gören bir kurum. Çok büyük bir cesaretle büyük oligarkların üzerine giderek, sistemi bu sülüklerden kurtarma operasyonunu gerçekleştirdi. Hala tabii yapması gereken hamleler var. Bugün, sistemde kalan bankaların gerçekten güçlü bir sermaye yapısıyla faaliyetlerini sürdürmesinin mümkün hale getirilmesi sürecinden geçiliyor. Kalan 100 bankanın belki 50-60’ının bu şekilde konsolide olması, ciddi bankalar haline gelmesi gerekiyor. 50-70 milyon dolar aktifi olan bir bankanın, böyle piyasalarda artık yerinin olmaması gerekiyor.

 

Üç çeyrektir bir ekonomik istikrara geçiş ve büyüme eğilimi içerisindeyiz. Büyümenin bugünkü 1,5 seviyesinden 2-2,5’a bu sene çıkması, 2020’ye kadar de 3 ile 4 arasında bir rakama ulaşması bekleniliyor. Tabii bunun olması için yatırımaların bir şekilde hızlandırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ekonomiyi yukarı çekecek bazı şeylerin yapılması gerekiyor. Bu, ihracat olabilir, kamu yatırımları olabilir, iç ve dış yatırımlar olabilir. Ekonominin büyüyebilmesi için bunlar şart. Önümüzdeki sorun, ihracat piyasalarının maalesef beklenildiği gibi gelişememesi ve hatta yüzde 1-2 gibi bir daralmanın bile olması. Ülkenin kamusal kaynakları son derece kısıtlı. Kamunun finansmanını hala daha güçlü hale getirme çabası içindeyiz. En son bütçe açığı yüzde 3’e indirildi. Bu da tabii çok fazla bir harcama olanağı bırakmıyor. Geriye iç ve dış yatırım kalıyor. Dış yatırımda da hala büyük sorunlar yaşıyoruz. Özelleştirme programı bunun için çok önemli bir basamak olabilir. Ama bu konuda, bilhassa Odessa Gübre Fabrikası ile bağlantılı olarak bir derece de olsa başarısızlık bahis konusu. Bunun dışında da ulaşım, lojistik, belki otomotiv sektörüne, IT sektörüne biraz yatırım var. Ama sistemi güçlendirecek büyüklükte, örneğin 200, 400, 500 milyon dolarlık yatırımlar henüz yok. Devlet bu konuda iki kurum oluşturdu. Cumhurbaşkanı Danışmanı Sayın Boris Lojkin’in liderliği altında Ulusal Yatırım Konseyi kuruldu.  Bu, büyük yatırımcıları cekmeye yönelik bir çaba. İkincisi, daha içe dönük ve orta ölçekli yatırımcılara yönelik, Ekonomi Bakanlığı bünyesinde Yatırım Promosyon Ajansı oluşturuldu. Bunlar hem içeride olgun yatırımcıların önündeki engellerin kaldırılması, hem de yeni yatırımcıların çekilmesi açısından fark yaratacaktır diye umuyorum.

 

Ukrayna’da, ülkenin potansiyelini yansıtacak seviyede yatırımları henüz göremiyoruz. Bunda tabii doğudaki çatışmanın az da olsa etkisi var. Dışarıdaki yatırımcılar tabii medyada manşetlere baktıkları zaman, Ukrayna’da hala bir savaş ortamı olduğu izlenimine kapılıyor. İkincisi, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir sistemin var olduğuna dair henüz yeterli bir güven oluşmuş degil . Örneğin ceza mahkemekeleri, yargı sistemleri, bazı güvenlik güçlerinin yaptığı zorla ele geçirme vakaları, potansiyel yatırımcılar açısından son derece negatif izlenimler yaratıyor. Bunları çözümlememiz gerekiyor ki, bu ülke sahip olduğu potansiyeli kullanabilsin.

 

Ukrayna halkının ortaya koyduğu kahramanlık, çaba, Meydan devrimiyle kendini gösteren isyan, yolsuzluğa, soygunculuğa dur diyen sivil toplum örgütlerinin çok güçlü şekilde ortaya çıkması, ülkede olumlu adımların atılmasında en önemli rolü oynadı. Başka bir ülkede sivil toplum örgütleri bu kadar etkili olamazdı. Bugünkü gösterilerin bir kısmının politik olduğunu düşünüyorum. Ancak halkta hala genel bir tatminsizlik tabii ki devam ediyor . Çünkü ülke, ekonomik ve mali olarak öyle bir çukura itilmişti ki, Meydan devriminden sonra bunun maskesi düştü  ve bütün dünya bir anda kralın elbiselerinin olmadığının farkına vardı. Ukrayna iflasın eşiğinde bir ülkeydi. Yatsenyük geldiğinde, Türkiye’nin bir zamanlar 60 cent’e ihtiyacımız var dediği gibi, Ukrayna da aynı derecede bir mali çukurun içindeydi. Bugün bütçe gelirleri artıyor, ekonomi büyüme göstermeye başladı. Bu tabii yeterli değil. Bunun daha da ileriye taşınması gerekiyor.

 

Peki bu olumlu gelişmelerin halkın cebine yansıması oldu mu?

 

Halkın cebine henüz yeni para çok az girdi. Sadece asgari ücret artırıldı. Bunun herkeste nasıl yansımasını bulduğunu bilmiyorum, çünkü istatistikler henüz belli değil, ama önemli bir adım. Bu şekilde en azından masa altından ödenen paraların biraz daha masa üstüne çıkması sağlanabilir. Halkın cebine nasıl para girer? Kayıt dışı ekonomi giderek azaltılmalı ki kamunun kaynakları, halka verebileceği hizmet ve yapabileceği yatırımlar artsın. İkincisi, hizmet sağlayan ve üretim yapan şirketler daha karlı hale gelirse, halk da ücret olarak bunun faydasını görür. Ancak halkın hoşnutsuzluğu hala önemli bir sorun olarak ülkenin önünde.

 

Sizce yeni bir Meydan ayaklanması yaşanma ihtimali var mı?

 

Böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. Tabii bir ihtilalden geçen bir ülkede, bahsettiğim sivil toplum örgütlerinin güçlü olması, insanların her zaman protesto gösterisinde bulunmasına fırsat veriyor. Ukrayna, aynı zamanda özgürlüklerin de olduğu bir ülke. Bunu da takdir etmek lazım. Herkes parlamentonun yarım metre önüne giderek istediği protestoyu yapabiliyor. Bunu maalesef birçok ülkede göremiyoruz.

 

Türk iş dünyasının Ukrayna’daki faaliyetleri hakkında düşünceleriniz neler? Ukrayna’nın bugün yatırımcılar için sağladığı avantajlar var mı?

 

Burada reel sektörde faaliyet gösteren, üretim yapan çok önemli Türk şirektleri var. Biz kamuya, belediyelere projeler bazında finansman sağladığımız zaman, bu projelerin önemli kısmını Türk şirketlerininin almayı becerdiklerini görüyoruz. . Türk şirketleri, son derece rekabetçi bir ortamda kaliteli bir değeri ortaya koyarak bu ihaleleri kazanabiliyorlar. Türkiye ile Ukrayna’nın tarihsel bağları ve şu andaki politik ortamda oluşan yakın ilişkiler, Türk işadamlarını burada öncelikli, ayrıcalıklı bir konuma getirdi. Bunu da iyi değerlendiriyorlar. İleride Türkiye’den buraya daha fazla yatırım gelecektir. Türk işadamları zaten atılganlıklarıyla meşhur. Ukrayna’da istikrar artıkça, Türk işadamlarının burada farklı yatırımları kovaladıklarını görüyorum.

 

Ukrayna’nın çok verimli toprakları, IT sektöründe Avrupa’da ilk 2-3 içine giren eğitimli uzmanları, lojistik konusunda sahip olduğu konumun avantajları var. Tıbbi malzemeler üretimi konusunda uzmanlıkları var. Hep tekrar ettiğim gibi, burada çok önemli bir  “mühendislik” “know how”ı var. Uzaya uydu da gönderebilen, dünyanın en büyük kargo uçağı Antonov’u da üretebilen mühendislik kapasitesi ve altyapıları var ve Ukrayna tüm bunları çok düşük iş gücü maliyetiyle sunmaya hazır. AB ile olan Serbest Ticaret Anlaşması, direkt ayrıcalıklı erişim sağlıyor. Ülkenin lojistik konumu da çok önemli.  Yenilenebilir enerji, tarım, IT, makine yapımı gibi alanlarda yatırım imkanları var. Doğal kaynakları da önemli ama, oralarda hala büyük oligarkların tekelinde bir sistem var. Oligarkların gücü azalmaya başladığı için, bunun da yavaş yavaş değişeceğini umuyorum.

 

Bütün bunları değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca buranın insanları da son derece cana yakın. Yabancılara ayrımcılık yapılmayan, bilhassa Türklere ilgi ve sevgi gösterilen bir ülke burası.

 

Türk işadamlarına, şirketlerine ve tüm arkadaşlarıma burada daha büyük başarılar diliyorum. Tabii bazen işlerimin yoğunluğu dolayısıyla sizlerle zamanımı istediğim kadar paylaşamıyorum. Ama davetler olduğu zaman, programımdan bir parçayı keserek katılmak, sizlerle beraber olmak bana büyük gurur ve zevk veriyor. Türkiye benim vatanım, Türk işadamları da arkadaşlarım. Mümkün olduğu kadar sizlerle beraber olmaya çalışıyorum. Çok teşekkür ediyorum.