Ukrayna’da Köklü Değişim İçin Ne Lazım?

16 Aralık 2013 Kapalı Yazar: admin

ukraynada-koklu-degisim-icin-ne-lazim

Hükümetin 21 Kasım’da AB ile Ortaklık Sözleşmesi’ni askıya aldığını açıklamasıyla başlayan ve kartopu şeklinde büyüyen olaylar, Ukrayna’nın Avrupa ile Rusya arasında bir mücadele ringi olduğunu tekrar gösterdi.

1990’dan beri Avrupa ve Rusya yanlılarının küçük ve güvenilirliği şüpheli oy oranlarıyla nöbetleşe iktidara gelmeleri ve kriz dönemlerinde AB ve NATO çizgisindeki devletlerle Rusya’nın karşılıklı açıklamalarda bulunmaları bu mücadelenin hararetini kaybetmeden bloklar arasında devam ettiğini açıkça gösteriyor. Elbette bu mücadeleden en fazla zararı Ukrayna halkı görüyor. Rusya müdahale ediyor. Çünkü tarihî olarak Kiev’i – Türklerin Ergenokon’u gibi – Rusların çıkış yeri olarak görüyor ve bunu bütün Ukrayna’ya teşmil ediyor. Rusların Karadeniz’e indiği 17. yüzyıldan sonraki Rus idarecileri gibi mevcut Rusya yönetimi de –bütün resmî beyanatların aksine– Ukrayna’yı güneybatı sınırı olarak görüyor ve fiilen müdahaleden çekinmiyor. Bu kadar rahat müdahalesinin elbette sosyal, siyasî, askerî ve ekonomik pek çok sebepleri var. Ukrayna’nın bu sebepleri ortadan kaldırmadan tam manasıyla bağımsız olması mümkün görünmüyor.

Ukrayna’nın Rusya’ya bağımlılığının temelinde her şeyden önce sosyal ve kültürel alan vardır. Bugün küçük bir azınlık hariç Ukrayna halkı –meydanlarda Rusya’ya karşı tepkilerini ifade ederken bile– Rusçayı kullanıyor. Lviv ve Chernivtsi gibi batıdaki bazı bölgelerin dışında Ukrayna’da Ukraynaca konuşmak, bizzat Ukraynalılar tarafından pejoratif tepkiler görüyor. Eğitimde ve resmî prosedürlerde Ukraynaca zorunlu olmasına rağmen, şehirlerde Ukraynaca konuşulmuyor. Bu durum filologların “İki dillilik, bir dilin yok olmadan önceki son evresidir.” hükmünü hatırlatıyor. Bununla birlikte Rusya’ya bağımlılıklarının tek göstergesi dil de değildir. Ukrayna kiliselerinin Moskova Kilisesi karşısındaki tâbilik durumu, kılık kıyafetten bıyık şekline kadar Ukraynalılığı hatırlatan motiflerin köylülük, “hahol”luk olarak istihfaf görmesi de “millet” kavramının bulanıklıktan kurtulamadığını gösteriyor. Eğitim ve öğretim, hâlâ SSCB zamanından kalma binalarda, eski metotlar, müfredatlar ve kitaplarla yapılıyor. Dolayısıyla Rus eğitim sisteminin öngördüğü insan modeliyle Ukrayna’nınki arasında milliliği ve özgünlüğü çağrıştıracak hiçbir fark görünmüyor. Millet oluşumu, her şeyden önce kendi dilini, tarihini ve kültürünü inşa etmekten başladığına göre, Ukraynalıların millî kimliklerini kazanmaları için öncelikle yerli sosyal bilimcilerini yetiştirmesini beklemek gerekiyor. Bağımsızlığı sürekli vurgulanmasına rağmen, Ukrayna’nın siyasî anlamda da Rus hinterland içinde bulunduğu aşikârdır. Onun için Putin, Kiev’deki olayları “ayaklanma”ya benzetiyor. Lavrov ise Rassmussen’in Ukraynalı yetkilileri “demokratik değerlere ve ifade özgürlüğüne saygı”ya davet etmesinden rahatsızlık duyuyor ve NATO’nun niçin bu işlere karıştığına anlam veremediğini söylüyor. Aslında Ukrayna’ya kimlerin müdahale ettiğini anlamanın en doğru ölçüsü, tarafların birbirleri hakkındaki ithamkâr ifadelerinden ziyade kimlerin sürekli yönlendirici beyanatta bulunduğuna bakmaktır.

Ukrayna, askerî anlamda da Rusya’nın kontrolünde ve ona bağımlıdır. Aslında güçlü bir ülkenin askerinin, sürekli başka bir ülkede olması bile tek başına, o ülkenin bağımsızlığının şüpheli olduğunu göstermeye yeter. Rus donanmasının ana gücünün Ukrayna’da olması ve Yanukoviç’in iktidara gelir gelmez biat tazelercesine Kırım’daki üslerin kullanım süresini uzatması da bu durumu teyit eder. Jeopolitiği itibarıyla ekonomik gelişmeye çok müsait olmasına rağmen, iç dinamiklerini harekete geçiremediği için Ukrayna maalesef ekonomik anlamda da önemli ölçüde Rusya’ya bağımlıdır. Onun için vanaları kapatma veya TIR’lara kota koyma gibi Rusya’nın küçük inisiyatifleri, Ukrayna’da büyük siyasî krizlere sebep oluyor. Rus yetkililerin sürekli, değişik mahfillerde Ukrayna’nın gaz borcu gibi meseleleri siyasî şantaj malzemesi olarak kullanması da ekonomik bağımlılıklarını teyit ediyor. Bu açıdan bakıldığında Ukraynalıların AB ile Ortaklık Sözleşmesi’ne niçin bu kadar önem verdikleri, kışın ortasında sokaklara döküldükleri, Nezalezhnosti Meydanı’nı Avrupa Meydanı hâline dönüştürdükleri, parti bayrakları yerine Ukrayna ve AB bayraklarını tercih ettikleri, “Kiev bizimdir, Ukrayna Avrupa’dır, Putin Ukrayna’dan elini çek” şeklinde sloganlar attıkları anlam kazanıyor. Aslında, Ukraynalıların itirazları Ruslara değil, Rusya’yadır. Onun için Rus halkına karşı en ufak bir tepkiyi akıllarına bile getirmezken, Rusya’nın müdahalesine –Lenin heykellerini yıkarak ve 1932-1933’te 7-10 milyon arasında insanın hayatına mal olan “holodomor”u hatırlatarak– sert bir şekilde reaksiyon gösteriyorlar.

UKRAYNALILAR TEPKİLİ AMA…

Peki, Ukraynalı yetkililer ne yapıyor? Uzun vadeli projeler hazırlamak, STK’ları harekete geçirmek ve çok yönlü politikalar izlemek yerine Rusya ile AB arasında kalıp gelecek paranın miktarına göre tavır belirlemeyi, alturist tutumlar sergilemek yerine nepotist ve konformist davranmayı tercih ediyorlar. Son hadiseler münasebetiyle Başbakan Yardımcısı Sergey Arbuzov’un Euronews muhabirine verdiği mülakat da bu durumu açıkça gösteriyor. Arbuzov bir taraftan Ukrayna’nın kendi kendine yettiğinden, AB’ye ve Rusya’ya muhtaç olmadığından dem vuruyor, diğer taraftan yönlerinin ticarî ortaklarının hareketine göre şekilleneceğinden bahsediyor. Yine aynı mülakatta Rusya’yla ticaretin %25 oranında düşmesinin Ukrayna ekonomisine verdiği zarardan ve Brüksel’den beklenen paranın 600 milyon Euro’nun üstünde olması gerektiğinden bahsediyor. Bu ifadeleriyle Rusya’ya ve AB’ye üstü kapalı mesaj göndererek Ukrayna’yı müzayedeye sunan bir münadiyi anımsatıyor. Yanukoviç’in artan olaylar karşısında mesuliyet hissiyle kriz masası oluşturup alternatif çözüm yolları araştırmak yerine Çin gezisine devam etmesi de yöneticilerin mesuliyeti ve çözüm mercilerini AB ve Rusya gibi ülkelerde görmesinden kaynaklanıyor.

Peki, Ukrayna halkı ne istiyor? Daha fazla özgürlük, daha fazla refah! Meydanlarda ve sosyal medyada ifade edilenlerin hepsi bu iki kelimede düğümleniyor. Ukraynalılar özgürlük olmadan, ekonomik kalkınmanın mümkün olmadığını iyi biliyor. Halkın bu temennisini gazeteci Olena Gnes şöyle özetliyor: “Biz Rus baskısına ve siyasîlerin yozlaşmış çıkarlarına isyan ediyoruz. Avrupa değerlerine sahip, demokratik bir ülkede yaşamak için meydanlara döküldük. Batı’yı mı Doğu’yu mu, demokrasiyi mi diktatörlüğü mü seçeceğimiz, AB ile imzalanacak ticaret antlaşmasından daha önemli.” Açık bir şekilde ifade etmek gerekir ki bütün SSCB halkları gibi Ukrayna halkı da diktatörlükten, yolsuzluktan, rüşvetten, nepotizmden, fakirlikten kurtulmak istiyor. Fakat bu sosyal hastalıkların SSCB’den kendilerine miras kaldığını yeterince göremedikleri için tâli ve palyatif tedbirlere başvuruyorlar. Unutmamak gerekir ki değerler değişimi olmadan köklü sosyal ve siyasî değişimlerin olması mümkün değildir.

SINAN ÇITÇI – YRD. DOÇ. DR., İSTANBUL ÜNIVERSITESI
http://www.zaman.com.tr/yorum_ukraynada-koklu-degisim-icin-ne-lazim_2183320.html