Ukrayna: Batı ile Doğu’nun arenası

24 Şubat 2014 Kapalı Yazar: admin

ukrayna-bati-ile-dogunun-arenasi

Ukrayna, üzerinden hayal kurulabilecek bir diyar değil maalesef… Ne yüzyılımızın genç isyankâr ruhlarının özgürlük ve refah ideallerinin filizleneceği bir diyar; ne de dünyanın neo-liberal gidişatına direnenlerin sosyalizmin o eski kulağa hoş gelen eşitlik, sosyal adalet ruhunun canlanabileceği… Ukrayna, batısı ve kuzeyini Avrupa; doğusu ve güneyini ise Rusya’nın şekillendirdiği bir arena. Siyasi tercihler bir yanda, ekonomik sorunlar öte yanda… Nüfusun Avrupalı olarak refah içinde yaşamayı arzulayan kesimi bir yanda, Moskova’ya yönelimden hoşnut kesimi öte yanda.. Ve işin gerçeği şu ki, 21. yüzyılda medeniyet bileşkesi kuramamanın bedeli bölünme ile ödenebilir.

MAVİLER VE TURUNCULAR

Bu aslına bakarsanız ikinci deneme. Son yaşananlar, bu ülkeyi yakından izleyenler için deja vu hissi yaratıyor. Başkenti Kiev’in protestocuların ‘Euromeydan’ diye andığı ‘Bağımsızlık Meydanı’nda kasım sonundan beri hâkim renk, Rusya’yı sembolize eden ‘mavi’den Ukrayna milliyetçiliğini sembolize eden ‘turuncu’ya döndü. Tıpkı 2004’teki gibi… Ancak ‘mavi’nin sessiz sedasız üstünlük sağlaması için altı yıl yetmişti. Fark şu ki, 2004’teki ‘turunculaşmada’ bölünmüşlük daha az anılırken, bugün ana tartışma ekseni…

Protesto hareketi emellerine ulaştı. Bedeli en az 77 genç insanın hayatını yitirmesi ve başkent Kiev’in savaş alanına dönmesi oldu. Yanukoviç, 2004’te sandıkta hile yaptığı iddiasıyla başlayan ‘Turuncu Devrim’le rakibi Viktor Yuşçenko’ya yeniden düzenlenen ikinci turda yenilmişti. Yuşçenko daha sonra yüzde 5’lere düşüp silindi. Yanukoviç ise 2010 seçimlerinde ana üssü olan Doğu’daki desteğiyle yeniden başa geldi. Ve bu kez gençliğin başını çektiği isyan ile gidecek gibi. 63 yaşında eski Sovyet ulaştırma yetkilisi olan Yanukoviç’in saldırıdan iki kez hüküm giymişliği var. Oligarklarla göbek bağı, nepotizmi ve baskıcı yönetimi eksik değil…

Sokaktaki barışçı gençlerin hayalleri büyük ama liderleri 2004’tekinden farksız. Kiminin geçmişinde yolsuzluklar, kiminin yabancılarla derin bağlar, kiminin 1930’ların ruhunu aratmayacak milliyetçilik ve militarizm var..

ANLAŞMA NE DİYOR, NE OLABİLİR?

AB arabuluculuğunda imzalanan anlaşmanın ana hatları, geçici birlik hükümeti kurulması, bu yıl içinde seçimler ve devlet başkanının yetkilerini sınırlandıran 2004 anayasasına dönülmesi. Parlamento anlaşmayı derhal onayladı. Berkut ismi verilen özel birliklerle kan döken İçişleri Bakanı Vitali Zaharçenko görevden alındı, ceza yasası 2010’da seçimi kaybetmiş Yulia Timoşenko’nun hemen salıverilmesinin sağlayacak şekilde değiştirildi.

AB arabulucuları Almanya, Fransa ve Polonya dışişleri bakanları ‘tanık’ olarak imzalarını koyarken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yolladığı arabulucu Vladimir Lurkin ‘imzasını esirgedi’. Yanukoviç anlaşma sonrası, “Barışın tesisi için atamayacağımız adım yok. Erken seçimlere öncülük edeceğim” dedi. Onun elini sıkmış olan Klitschko daha sonra Euromeydan’da bu yüzden özür dilemek zorunda kaldı.

İki tarafı da memnun edemeyen anlaşma çöpe atıldı. Parlamentonun azil girişimine bakılırsa, Yanukoviç devri sona erdi. Peki, bu kavga ‘burada bitebilecek mi’?

ASIL EKONOMİYE BAKMALI

En mühimi ekonomi. Rusya, Ukrayna’nın 2014’te ayakta kalabilmesi için 15 milyar dolarlık kurtarma paketinden vazgeçecek mi? Yahut ahalinin donmaması için ucuz doğalgaz anlaşmasını sürdürecek mi?

Son kaosta AB’nin mali yanını ihmal ettiği bir anlaşma ile Kiev’in kapısını çalması da rol oynadı. Oysa protestoları tetikleyen Doğu Diyalogu çerçevesindeki İttifak Anlaşması, Ukrayna’nın askerî anlamda Batı’ya kaymasına zemin hazırlamayı ihmal etmemişti. Peki, AB kesenin ağzını açabilecek mi?

ABD ise reform karşılığında paradan bahsediyor. IMF’nin yeni programı devreye girebilir. Ama Ukrayna parlamentosu, yönetimi ve ekonomisi normal bir ülke gibi işlemiyor. Eski programlar doğru düzgün yürütülmüş değil. Ukrayna’nın yüzde 7,7’lik bütçe açığının finansmanı, enerji fiyatlarının aşamalı ayarlanması gibi zorlu meseleler var.

PUTİN’İN TAKTİK ÇEKİLMESİ..

Ve Rus lideri Vladimir Putin… Taktik olarak çekilmiş görünüyor. Peki, Ukrayna’yı ayrılmaz parçası gördüğü Avrasya Birliği planlarında geri adım atacak mı? Unutmamalı ki, Putin soğukkanlı geri çekilmeyi bilen ve bir sonraki hamlesini düşünen bir ‘satranççı’.

Ukrayna dediğimiz diyar…

“Biz, tüm kardeşler, Kazak ulusundanız…” Ukrayna milli marşı işte bu sözlerle sona eriyor. Kimlik krizi pek çok ülkede tarih ve demografiyle tetikleniyor. Ukrayna da azade değil. Kiev diye andığımız diyar daha Moskova kurulmamışken Rusya’nın ilk başkenti. Kazaklar bu topraklarda at koşturmuş. Yani aslında Rus azınlık demek de çok doğru değil. Zira ülkenin doğusu ve güneyinde Sovyet halklarından hatırı sayılır bir nüfus da yaşamakta.

Bölünmüşlük Ukrayna’nın Doğu Slav ahalisinin adeta kaderi. Bütünleşme çabalarıyla geçen 19. yüzyılda Ukrayna’nın büyük kısmı Rus imparatorluğuna katılırken, kalanı Avusturya-Macaristan imparatorluğunu seçer. 1. Dünya Savaşı ve 1917 Ekim Devrimi’yle çalkalanan bu coğrafyada, Kara Ordusu’yla devrimci köylülere öncülük etmiş ünlü anarşist Nestor Mahno’dan anımsayacağımız ‘bağımsızlık’ rüyası filizlense bile ülke iç savaş sürecinde Polonya ile Bolşevikler arasında sıkışır. 1922’de Ukrayna Sovyeti’nin SSCB’ye katılmasıyla 20. yüzyıl sonuna dek sürecek Moskova hâkimiyeti başlar. Bu aynı zamanda Stalin’in emriyle 1930’larda 680 bin aydının öldürülmesi ile köylülüğü dönüştürme amacıyla girişilen sanayileşme politikalarının bedelinin ‘büyük kıtlık’ta 10 milyona yakın insanın canıyla ödendiği bir dönem. (Elbette bugün Ukrayna’daki Rus karşıtları ‘büyük kıtlığı’ ‘soykırım’, Holodomor olarak anarken, aynı bedeli bütün Sovyet halklarının ödediğini anımsamamayı tercih ediyor.) Nitekim Ukraynalılar 2. Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı kahramanca dirense de ‘bölünmüşlüğün’ tezahürü Nazilere desteğin de eksik olmaması. Velhasıl 1950’lerden sonra ülke SSCB’nin ağır sanayi merkezlerinden biri olurken, çöküşle birlikte 1991’de nihayet gelen bağımsızlık bölünmüşlüğü giderebilmiş değil.

Madalyonun iki yüzü..

Ukrayna’yı salt ‘Euromeydan’ odaklı okuma öne çıkıyor. Batı medyasında tarihÎ ve demografik yapıyı hesaba katan nadir örneklerden birisini Washington Post’tan Max Fisher, ‘Ukrayna’da olup bitenlerin iki farklı öyküsü. İkisi de doğru’ başlıklı analizi ile verdi. Bu analizden yola çıkarak madalyonun iki yüzünü aktaralım.

BATILILARIN BAKIŞ AÇISI…

Ukrayna’da yaşananlar demokrasi ve AB yanlılarının yolsuz ve otoriter hükümete başkaldırısı. Ukrayna’ya dair bilgisi az olanların kolaylıkla benimseyeceği versiyon bu: “Yanukoviç 2004’te sandıkta hile ile kazandığı seçime isyan edilince geri adım attı. Yeniden yapılan ikinci turda kaybetti. Böylece Turuncu Devrim gerçekleşti. Fakat 2010’da yeniden seçime girip kazandı, giderek daha yolsuz ve otoriter oldu. Kasımda AB İttifak Anlaşması’nı reddedip Rusya’dan 15 milyar dolarlık kurtarma paketini tercih etti. Böylece ülkesini sattı. Protestolar başladı. 16 Ocak’ta protestoları kısıtlayan, basın özgürlüğünü rafa kaldıran ve baskıyı artıran yasayı, lideri olduğu Bölgeler Partisi’nin oy çokluğuyla parlamentodan geçirdi. Polisiye tedbirlerle kan dökülmesine yol açtı.”

DOĞULULARIN BAKIŞ AÇISI..

İkinci versiyon tarihÎ ve sosyolojik açıdan sistematik bir bakış sunuyor, bunu daha ziyade siyaset bilimciler ve analistler aktarıyor: “Ukrayna ulusal kimlikler üzerinden zaten bölünmüş bir ülke. Yanukoviç, ülkenin doğusundan, anadili Rusça. 2010’da Doğu Ukraynalıların oylarıyla seçildi. Krizin başında yumuşak davrandı, başbakanını görevden aldı, güvenlik güçlerinin aşırı şiddetine karşı soruşturma başlattı. Ama Rusya’nın ekonomik yardımını kabul edince kendisine karşı ‘darbeye girişildi’. Aşırı sağcılar ön saftaydı. Anketlere bakılırsa AB ile anlaşmayı halkın yüzde 43’ü destekliyor. Rusya ile gümrük birliğine destek de sadece yüzde 30. Protestocular Yanukoviç’in Rusya’ya meyletmesine kızıyorlar. Fakat AB anlaşmasını kabul etse, kendi seçmen tabanını yitirecekti.”

Kim bu muhalifler…

21. yüzyıl teknoloji çağı. Ülkeler sızıntılar olmaksızın politika icra edemez hâlde. Ukrayna’daki anlaşmanın perde arkası da derhal yansıdı. AB arabulucusu Polonya Dışişleri Bakanı Radoslav Sikorski, resmî beyanında anlaşmayı “İyi bir taviz. Barışa şans veriyor” diye andı. YouTube’a düşen görüntülerinde ise muhalefete “Bunu desteklemezseniz olağanüstü hal olacak, ordu olacak ve hepiniz öleceksiniz” derken yakalanıverdi.

Peki, Sikorsky’nin tehdit ettiği muhalifler kim?

» Yulia Timoşenko: Eski Sovyet coğrafyasından çıkan en etkili kadın lider. 52 yaşında. ‘Margareth Thatcher’ ile kıyaslanıyor, lakabı ‘demir leydi’. Ukrayna dilinde ‘kadın’ anlamına gelen ‘Vona’ da deniliyor. Ancak çok tartışmalı bir figür. Ülkenin merkezindeki sanayi kenti Dnipropetrovski’den. Doğalgaz işletmesinden 1999’da Devlet Başkanı Leonid Kuçma’nın başbakan yardımcılığına yükseliyor. 2001’de kovulmuşluğu ve doğalgaz kaçakçılığı ithamıyla kısa süreli hapse girmişliği var. Yandaşları ‘bağımsızlık ve Avrupa geleceğini’ savunduğu için hayran. Lanetleyenleri ise onu ‘siyasi oportünist’ diye tanımlıyor, 1990’lardaki çalıp çırpma dönemlerindeki hızlı zenginleşmesini öne çıkarıyor. Turuncu Devrim sonrası 2009’da başbakanken, Rusya ile yaptığı doğalgaz anlaşması makamını gölgeledi, 2011’de görevini kötüye kullanmaktan 7 yıl hapse mahkûm edildi. AB davanın siyasi olduğunu savunarak bırakılmasını istiyor. 2010 seçimlerinde kılpayı farkla Yanukoviç’e yenilmişti. Timoşenko isyana hapisten öncülük etti. Lideri olduğu ‘Babavatan’ (Batkivshchina) partisi, hapse girdiğinden beri Arseni Yatsenyuk tarafından yönetiliyor.

» Arseni Yatsenyuk: 2000’lerin başında Viktor Yuşçenko’nun ‘Turuncu Devrim’ hükümetinde ekonomi ve dışişleri bakanlıklarını yürüttü. Değişim Cephesi’nin lideri. Timoşenko’nun ‘Babavatan’ partisinin parlamento liderliğini üstleniyor. 39 yaşındaki siyasetçi yolsuzluklarla mücadele ve AB perspektifi sunuyor. Aslında 2009’da Timoşenko ile Yanukoviç arasında fark olmadığını söylemişliği var. 2012’de ise Babavatan ile ittifakı seçti. ‘Genç liberal’ olarak anılıyor. Dick Cheney’nin eski asistanı olan Amerikan Dışişleri Bakanı Victoria Nuland’ın Kiev’deki Amerikan elçisiyle konuşurken sızan sözlerine bakılırsa, Amerikalıların öne çıkmasını arzuladıkları isim.

» Vitaly Kiltschko: UDAR (Ukrayna Reformlar için Demokratik İttifak hareketi, kısaltması ‘Yumruk’ anlamına geliyor) lideri, yumruklarını kuvvetle muhtemel ki Yanukoviç’ten iyi çalıştırır. Zira iki metrelik dev cüssesiyle eski dünya şampiyonu ağır sıklet boksör. 42 yaşında. Lakabı ‘Demir Yumruk’. Başkan adaylığında gözü var. Almanya’da yaşamış, cebinde Alman pasaportu olduğu söyleniyor. Berlin’in favorisi. Kendini neo-faşistlerden ayrı tutuyor. Avrupalılarla dirsek temasındaki kimi Ukrayna oligarklarının bile desteğine sahip olduğu söylenmekte. Nuland’ın Amerikan elçisiyle konuşurken sızan sözlerine bakılırsa, Amerikalılar liderliğini pek de arzulamıyor.

» Oleh Tyanibuk: Svoboda (Özgürlük) partisinin lideri. Ukrayna milliyetçisi neo-faşist ve anti-Semitik lider. Ukrayna’nın Moskova-Yahudi mafyası tarafından yönetildiğini söyleyince 2004 yılında parlamentodan azledildi. Tabanı Kardeşlik ve Sağ Kesim gibi militan Neo- Nazi’lerle hareket ediyor.

» Sağ Kesim (Pravy Sektor): Timoşenko, Klitschko ve Yatsenyuk’un onayıyla kendilerini ‘Meydan’ın savunma gücü’ ilan ettiler. Barışçı protestoculardan yöntemleriyle ayrılıyorlar. Sağ Kesim’in bileşimi Trizub, Ukrayna Vatasever’i, UNA-UNSO ve Svoboda’dan oluşuyor. Ukraynaa polisine saldıranlar, en az 60 polisi yaralayanlar onlar. Kuvvetle muhtemel ki, Batılı gazetecilere silahlarla yakalananlar da. Farklı görüşleri taşıyanları ‘hain’ ilan edip cezalandırmaktan söz ediyorlar. Liderlerinden birisi geçen hafta Radio Free Europe’a ‘CIA’nin kendilerine gerekirse gerilla savaşı başlatılabileceğini söylediğini’ iddia etmişti. Varılan anlaşma bu grupların elindeki silahları İçişleri Bakanlığı’na teslimi gerekirken, neo-nazi Sağ Kesim ret bayrağı açmış görünüyor.

Ceyda Karan
http://www.taraf.com.tr/yazilar/ceyda-karan/ukrayna-bati-ile-dogunun-arenasi/28960/