Tersine Beyin Gücü – Göçü Artıyor, Osman Şahbaz

7 Haziran 2013 Kapalı Yazar: admin

tersine-beyin-gucu-gocu-artiyor-osman-sahbaz

Yurtdişindan Türkiye’ye Güçlü Köprüler Kurulmalı…

Tersine Beyin göçüne iki boyutu ile bakarken, bir de yurtiçi beyin göçünden de bahsetmeliyiz.

Birincisi lise veya üniversiteyi Türkiye’de okuduktan sonra akademik çalışma için yurtdışına gidenler ile, ikincisi yurtdışında doğanları aynı hedefe kilitlerken yol haritasında bazı detay farklılıklarını da göz ardı edemeyiz.

Yurt içi beyin göçünde ise, devlet sektöründen özel sektöre aktığını gözlemlemekteyiz. Tersi gerçekleşmeye başladığında yurtdışından beyin göçünü nasıl tavsiye ediyor, özendiriyorsak yurt içi beyin göçünü gerçekleştirmek durumundayız.

Beyin göçü iyi eğitim görmüş, yetenekli ve kalifiye iş gücünün gelişmekte olan bir ülkeden gelişmiş başka bir ülkeye göçü olarak tanımlayabiliriz. Sınırlı imkanlarla yetiştirdiği kıymetli beyinleri kaybeden az gelişmiş ülkenin beyin göçünden dolayı gelişmesi daha yavaş olurken, gelişmiş ülkenin yetişmiş beyinlere daha iyi imkan ve ücret ödeyerek gelişmesini daha da hızlandırdığına şahitlik etmekteyiz. Dünya’daki beyin göçü 1960’larda başlamış ilk evvela mühendisler, doktorlar akabinde bilim insanları arasında da sürmüştür.

Devlet Üniversitelerinden Vakıf Üniversitelerine öğretim üyesi ve devlet dairelerinde yetişmiş kişilerin özel sektöre geçişi erozyona sebebiyet vermektedir.

Beyin göçü dünyada da önemli bir konu ve problem oluşturmaktadır. En fazla beyin göçü alan devletlerin başında, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Güney Afrika, Kanada, Almanya, Fransa gelmektedir. Beyin göçünden  en fazla zarar gören devletler ise, Pakistan, Çin, Hindistan, Filipinler, İran, Fas, Tunus, Cezayir,Macaristan, Nijerya ve Türki Cumhuriyetlerdir.

Bu konuya bir örneği Macaristan’dan verelim. Son yıllarda Macar tıp fakültelerinden mezun olan doktor sayısına yakın doktor ve hemşirenin Batı’ya çalışmaya gittiğini okuyoruz. Ülkelerdeki çalışma imkanları, cazibesi, fırsatları iyi bir gelecek sağlamak ve inşa etmek için değerlendirdikten sonra tercihler ön planda yer almaktadır.

YÖK’ün bir raporunda, yirmidört bini Almanya’da, onbeş bini Amerika Birleşik Devletleri’nde elli binden fazla Türk öğrencisi yurt dışında eğitim görmektedir. Almanya’da eğitim gören gençleri ayrıca farklı olarak da değerlendirmeliyiz. Ülke olarak da yurt dışına en çok öğrenci gönderen devletler sıralamasında 11. sıradayız.

Yurt dışında eğitim gördükten sonra Türkiye’ye dönen kalifiye elemanların yurdumuzda iyi imkanlar sunularak değerlendirilmesi gereklidir ki, aksi takdirde Türkiye’ye geri gelenlerin kısa zaman zarfında dönüşleri söz konusu olabilir.

Türkiye’de inovasyona dayalı Ar-Ge, bilim ve teknolojiye verilen önem artırılmalıdır. Buluş ve patent konusunda gelişmiş ülkelerin seviyelerine ulaşacak şekilde girişimciler desteklenmelidir.Özellikle de Türkiye’nin stratejik alanda öne çıkartmak istediği konuya odaklanmalıyız. Ar-Ge çalışmalarımız ve harcamalarımız son 10 yılda 7- 8 kat arttığını biliyoruz. Buna rağmen,  GSYİH içindeki payını daha da artırmalıyız. Üniversitelerde altyapılar nispeten oluşturuldu, bunu endüstri ve sanayi ile de bağını güçlendirmeliyiz.

Beyin göçünde çok etkili iki ülkeden de bahsetmeliyiz. Japonya ve Kore. Bu iki ülkenin eğitim için gitmiş öğrencilerinin yüksek lisans ve doktoralarını tamamladıktan sonra ülkelerine döndüklerini gözlemliyoruz. Bu da başlangıç ile sonu birbirleri ile irtibatlandırdığımızda neticeyi ve başarıyı beraberinde getirmektedir.

Küresel beyin göçünde her zaman gelişmiş devletler karlı çıkmaktadır.

Beyin göçünün temel gerekçelerine baktığımızda önümüzde şu gerekçeler ön plana çıkmaktadır;

Her zaman ilk planda ülkeye güven ve ekonomik gerekçe geliyor, arkasından siyasi nedenler, teknoloji, eğitim sistemi ve bilim politikalarındaki uyuşmazlıklar ve yabancı dilde eğitimi sayabiliriz.

Beyin göçünü engellemek sadece Türkiye olarak bizim elimizde de değildir. Gelişmiş devletlerdeki geniş iş imkanları, daha iyi bir gelecek ve fırsatlar bulunduğu sürece beyin göçünün önünde durulamayacaktır. Türk insanının refah seviyesini, sosyo-ekonomik yaşam kalitesini artırmak bilim ve teknolojideki değerlerimizi yükseltmemize de bağlıdır. Bunu da işte yetiştirdiğimiz beyinlere sahip çıkarak başarabiliriz. Hepimizin çok sık tekrarladığı bir söz çok kıymetli aslında; ” İnsana ve eğitilmiş insana yapılan yatırım en önemli yatırımdır ”. Türkiye 2023 yılında ihracatını 500 milyar USD’a çıkartma hedefi koymuştur. Bu rakamlara da ancak inovatif teknoloji ve bilim  üreterek ulaşılacaktır.

Anadolu’da yaygın bir cümle kullanılır. ” Memleket; doğduğun yer değil, doyduğun yerdir.”  ifadesi çok manidardır.

Yurt dışında ” çalışan ” Türk sayısının 3 milyon olduğu, bununda % 12’sini üniversite mezunu olduğu  bilinmektedir. Türkiye gelecek yıllarda üretim teknolojileri, bilim diasporamızın birleştirilmesi ve iletişim altyapısını oluşturulmalıdır.

Ülkelerin ve şirketlerin uzun vadeli zirvede söz sahibi olmalarında en etkili unsur; ellerinde bulunan nitelikli, güçlü, başarılı, kalifiye insan gücü ile doğru orantılıdır. Nitelikli işgücü ile sürdürülebilir başarı yakalanacaktır.

Bu konuda son yıllarda kurulmuş, T.C Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığımıza büyük görevler düşmektedir. Yeni kurulmuş olmasına rağmen bu görevi bir çok koldan ve disiplinden başarı ile yürütmektedirler. Aynı zamanda T.C Dışişleri Bakanlığımızın yanında yurt dışında her geçen gün sayıları artan Yunus Emre Enstitüleri de geniş çalışma alanlarına sahiptirler. Yurt dışındaki beyin gücünün Türkiye ile irtibatını sağlayacak ve güçlendirecek kurumlardır bunlar. Türkiye’nin yurt dışında çalışan genç beyinlerini ülkeye kazandırmakta İsrail, İngiltere, İspanya ve Yunanistan’dan sonra 5. sırada yer aldığını görüyoruz.

Yurt dışındaki beyin gücünün ülkeye kazandırılması hususunda Türkiye’deki üniversitelerin yeniden reforme edilmesi gerekmektedir. Yüksek lisans ve doktora yapacak kişilerin araştırma ve geliştirmeye gelişmiş ülkelerdeki gibi disiplinli, oturmuş programlar ile eğitimlerini sürdürecek imkan sağlanmalı. Ülkenin hızlı atılımı ve açılımı açısından doktora eğitimi görenlerin sayısı da artırılmalıdır. Türkiye’deki hocaların da mevcut okullarında ders verirken eş zamanlı yurtdışındaki üniversitelerde de ders verebilesi mevzuatı kolaylaştırılmalı. Hocalarımız yurt dışındaki bilim ve teknoloji projelerinde jürilerde yoğun bir şekilde yer almalıdırlar.

Dünya’da 200 milyon insanın kendi ülkesinin dışında, başka bir ülkede yaşadığı Birleşmiş Milletler kayıtlarında görüyoruz.

AB üyeleri farklı ülkelere göç etmiş beyinleri ülkelerine kazandırmak için  ” Araştırmacıların Dolaşımı” fonu oluşturulmuştur. Bu fonu Türkiye’de kendi beyin gücünü ülkesine kazandırmak maksadı ile TÜBİTAK 6. ve 7. Çerçeve Programı hazırlamıştır. Bu çerçevede öncelikle yurtdışındaki beyin güçlerine ulaşılmış, sonrasında Türkiye’ye gelmeleri için imkanlar anlatılmıştır. İlk etapta Türkiye’ye dönmek isteyenlerin azlığını görüyoruz. Bu çalışmalar istikrarlı olarak sürdürülmeli. Türkiye’ye dönmeyi düşünen araştırmacıların Türkiye’ye ilgisi artırılmalıdır.

TÜRKİYE’DEKİ SOSYO EKONOMİK GELİŞME, GELECEK ARAŞTIRMACININ İLGİSİNİ ARTACAKTIR .

Dünya’da yaşanılan ekonomik kriz beyin göçü konusunda, istikrarlı büyüyen ve gelişen Türkiye’yi avantajlı kılmaktadır.

Türkiye’de hak ve özgürlükler, çalışma ortamı, yeni fikirlerin ortaya çıkması insanların birbirleriyle çalışma kültürleri olgunlaştıkça, eğitim, bilim politikaları insanlara güven verdiği, gelişme devam ettiği müddetçe bu süreç daha da derinleşerek hız kazanacaktır.

Tersine beyin göçünün benzerini Afrika’da deniyor. Gana, Nijerya, Güney Afrika Cumhuriyeti liderlerinin, özgürlükler ile birlikte kaynakları adil şekilde paylaştırma ve yeni nesil eğitimli Afrikalı gençlere destek sağlama çabalarına devam etmesi durumunda dışarıdaki eğitimli beyinleri geri getirebilmesinden bahsediliyor.

Avrupa’da ise Türklerin en yoğun olduğu ülke hiç kuşkusuz Almanya. Almanya ekonomisi zayıflarken burada eğitim görmüş profesyonel Türk – Almanların Türkiye’de iş bulma imkanı da artıyor. 2009 yılında kırk bin Türk ve Türk kökenli Alman Türkiye’ye gelirken, Türkiye’den Almanya’ya gidenlerin sayısı sadece otuz bindi. İşte somut bir örnek. Artık göç trendi tersine dönmüştür. Tabii geri dönüşlerin büyük bir kısmı iş imkanlarının, kültürel etkinliklerin daha geniş olduğu, geldiği ülkeden döndüğünde kültür şokunu yaşamamak için İstanbul’a yerleşme yoğunluk kazanıyor. Türkiye’nin AB ve Amerika’daki yaşama göre daha dinamik olduğu da bir gerçek.

İki farklı ülkenin kültür ve yaşam tarzını tanıyan insanın küreselleşen dünyada daha da başarılı olacağı kuşkusuzdur. Henüz iyi eğitimli Türk Almanların potansiyelleri de anlaşılmış değil.

Avrupa’dan Türkiye’ye döndüklerinde önyargılarla karşılaştıkları da oluyor. Futbolcu Mesut Özil, yönetmen Fatih Akın veya Yeşiller Partisinin Eş Başkanı  Cem Özdemir gibi saygın Türk’lerin başarıları da ” Almancı ” algısını değiştiremiyor. Türkiye’ye döndüklerinde Türkçe konusunda da ciddi sıkıntı yaşadıklarına şahit oluyoruz.

Türk – Belçikalı şarkıcı Hadise’nin İstiklal Marşını okurken pot kırması Türkiye’de bazı kesimlerin öfkelenmesine neden olabiliyor.

Yurt dışındaki Türkleri sadece ” ekonomik ” değer üreten konumda görmekten vazgeçip, empati yapmalıyız.

Hala ” Dövizli askerlik ” denilen, gelişmiş dünyada manası va anlamı olmayan konuyu düzenleme peşindeyiz. Bu konuda gemi batmak üzere biz geminin direklerini boyamakla meşgulüz. Dövizli askerlik bedelinin yüksek oluşundan Türk vatandaşlığından çıkıp bulundukları ülke vatandaşlığını tercih eden gençlerden mi söz edelim? Bu konunun da bir an önce kökten çözüme ihtiyacı vardır.

Tersine beyin göçünde; elimizin altında Türkiye’ye ve ” bize ” sadece katma değer üretenlerin mi göç etmesini istiyoruz? Yoksa ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak, Türkiye’yi yönetenlerin ortağı olacak tecrübeli ve ilişkileri güçlü konumdakileri de Türkiye’ye göç etmelerini bekliyor muyuz? Hollanda’da Devlet Bakanı, Belçika Brüksel’de Bakan, Almanya’da Sosyal işler, Kadın, Aile ve Sağlık Bakanı ve Kayseri’li bir kişi Hollanda Feyenoord’da Belediye Başkanı oluyor. Peki bu değerli tecrübeli beyinleri de Türkiye yönetimine ortak olmak üzere davet edecek miyiz? Yoksa henüz bu güçlü beyinleri Türkiye’ye davet etmeye hazır değil miyiz?

Türkiye entellektüel sermaye erozyonunu lehine çevirecek ortamı oluşturmuştur. Bu konunun üzerine dikkatli, planlı ve hesap ederek gitmelidir. Türkiye’nin 2023 ve 2071 hedeflerinin içerisinde ” Tersine Beyin Gücü Göçü  de Yatıyor ”.

Türkiye olarak ufkunu büyük tutup, her değerli güçlü beyin gücüne ortaklık verecek boyutta hedef belirlemelidir.

Osman ŞAHBAZ 

Türk Macar İşadamları Derneği Başkanı

DEİK – DTİK Avrupa Başkan Yardımcısı