Suat Taşpınar’dan Bir Yazı: Pamuk’un ‘Kar’ı, Beko’nun Buzdolabı, Evyap’ın Sabunu…

15 Ekim 2006 Kapalı Yazar: admin

Image

Hava almak için çıktığım fabrikanın önünde, Rusların arasında bekleşirken, servis otobüslerinden birinin şoförü yaklaşıyor. Etrafa bakıyor, bana bakıyor. “”şimdi sigara mı isteyecek acep?”” diye düşünüyorum. “”Son paketim tam dört yıl önce bitti!”” diye hınzırca cevap vermeye hazırlanıyorum.
“”Kutlarım”” diyor. Beko’culardan sandı beni galiba. “”Teşekkürler”” diyorum. Ne de olsa bugün bu fabrikanın gururunu Türk olarak hepimiz yaşıyoruz. “”Arhan Pamuk”” diye devam ediyor, ilk ‘o’ları ‘a’ olarak okuyan her Rus gibi.
Afallıyorum. “”Nobel kazandınız. Ben onu hiç okumadım, ama yine de tebrik ederim!””
Soğuk hafiften ısırmaya başlıyor kulaklarımızı. Karakışın eli kulağında. Biz, birkaç otobüs dolusu Türk, haritada arasanız bulamayacağınız bir Rus kasabasının kıyısındayız. Moskova 100 km ötede. Sovyetler yerle yeksan olduğundan beri değişimden pek nasiplenememiş köylerin içinden geçerek geldik buraya. Yol boyu Rusya’nın altın sonbaharının izlerinden ve huş ağaçlarından başkaca güzellik yoktu gözü okşayan.
Ve işte şimdi, sanki zaman tünelinden geçip ‘modern zamanlar’a vasıl olmuşuz hissi veren bir fabrikanın önündeyiz. Kapısında Türk ve Rus bayrakları yan yana. ıçeride karınca sürüsü gibi çalışan işçiler, ustalar. Çamaşır makineleri, televizyonlar çıkıyor üretim bantlarından. Bir günlüğüne de olsa şık bir salona dönüştürülen depo bölümünde yüzlerce misafir günün tadını çıkarıyor. 90 milyon avro harcanmış, Rusya’daki en modern fabrikalardan biri yapılmış.
Kürsüde bir çınar. Rahmi Koç. “”ılk kez yurtdışında her şeyiyle kendi tasarladığımız, inşa ettiğimiz bir fabrikayı açıyoruz”” diyor gururla. Bölge valisi övgüler düzüyor, memleketini kalkındıran, vergi ve istihdam sağlayan Türklere. Kadirşinaslık gösteriyor, sadece Koç’a değil, fabrikayı inşa edenlerden satınalma müdürlerine dek herkese fahri hemşerilik beratı veriyor.
Yıllardır Rusya’da tanığı olduğum kaçıncı açılış, kaçıncı fabrika, hesaplamakta zorlanıyorum. Bu olup bitenin anlamını tam olarak kavrayabiliyor muyuz, tadını çıkarabiliyor muyuz, emin değilim aslında. ‘Alışkanlık’ denen şey biraz da hayatın, heyecanların, hakkı teslim etmelerin törpüsü. Yıllardır Rusya’da Türk müteşebbislerin o kadar çok açılışına tanık oluyoruz ki, sanki ‘vakayı adiye’denmiş gibi geliyor bir satten sonra. Oysa ne büyük haksızlık. Rusya’da 10 yılda neler yaptık bir düşünsek. ‘Az zamanda çok ve büyük işler başardık’ biz. Beko’nun fabrikası, Rusya’daki Türk varlığının ’10. Yıl Marşı’ aslında. ıflah olmaz ‘Biz adam olmayız’ karamsarlığımızdan kurtulmamız için ne kadar çok gerekçe sunuyor Rusya’da yapılanlar, dönüp baksak…
Kışın eli kulağında. Rusya’nın uzun kışı başlıyor. Yakında kar inecek. Ama hayat kendi ritminde devam edecek. Ruslar Beko televizyonlarının karşısında oturup Efes Pilsen biralarını yudumlarken, Ramstore’dan aldıkları Malatya Pazarı’nın çerezlerini atıştıracak. Mutfakta evin annesi Vestel buzdolabından çıkardığı Melis turşusunu sofraya koyacak, mis gibi kokan Pasta Villa makarnayı bir de Tat ketçap döküp şenlendirecek. Türk domatesiyle yaptığı salatayı Tariş zeytinyağıyla kıvama getirecek. Çalkan Et’le pişen yahniyi Paşabahçe’den aldığı tabaklara koyacak. Türk üzümü de masanın öbür ucunda sırasını bekleyecek.
Evin oğlu Vitra lavaboda Evyap sabunla elini yıkayıp Taç havluyla kurulayacak, gelip oturacak. Finansbank’tan aldıkları tüketici kredisiyle yenilenip güzelleşen mutfakta radyo Tarkan’dan ‘Kuzu Kuzu’yu çalacak. Divan’ın fırınından çıkma mis gibi Türk ekmeği çorbaya banılacak. Bir köşede Beko çamaşır makinesi, Bingo deterjanla halvet olmuş çamaşırları sessiz sakin yıkayacak. Yemek bitince baba, pencerinin önünde park ettiği ‘Made in Turkey’ damgalı gıcır gıcır Renault arabasına gururla bakacak. Evin annesi, “”Havalar soğudu, artık Türkiye’den aldığım deri kabanı giymenin zamanı”” diye düşünecek. Oğlan, “”Yarın yeni Colin’s pantolonu giyeyim”” diyecek.
Ertesi gün baba, Sarar takım elbisesini çekip Enka’nın iş merkezindeki ofisinde yeni güne başlayacak. Anne, “”Kemer’deki tatil yine harikaydı, yılbaşına da Palandöken’e gidelim”” diye Türk turizm acentasının yolunu tutacak. Oğlan, Orhan Pamuk’un ‘Kar’ romanını alıp okuyacak. Bir başka ülkede kimileri, “”Biz adam olmayız, kimse bizi sevmiyor, Nobel’i de alıp başlarına çalsınlar”” derken, burada hayat işte böylece akıp gidecek.

www.radikal.com.tr