Soğuk Savaş mı, serinkanlı hesaplar mı?, İan Bremmer

19 Mayıs 2014 Kapalı Yazar: admin

soguk-savas-mi-serinkanli-hesaplar-mi-ian-bremmer

Yaptırımlar, Rusya ekonomisinde reel bir etki yaratıyor. Ancak baskıları arttırmak, Rusya Devlet Başkanı Putin’in kararlarını maddi yönden etkilemeyecektir. Çünkü Putin Rusyası’nın Ukrayna’da kaybedecek çok şeyi var ve Rus liderin icraatları, ülkesinde son derece popüler.

Ukrayna’nın güneyinde ve doğusunda şiddetin tırmandığı şu günlerde yakın gelecek için bir çözüm umudu görünmezken, ülkede yaşanan kriz, 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı düzenlenen terör saldırılarından bu yana, dünyanın en çalkantılı jeopolitik çatışması oldu.

Kremlin’e karşı Beyaz Saray öncülüğünde yürütülen yaptırım stratejisi, ne Batı ile Rusya arasındaki gerilimi hafifletmeye ne de Ukrayna’nın tehlike altındaki Batı yanlısı hükümetine destek sağlamaya yarayacaktır. Ama Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılması ve Ukrayna’da şiddetin daha da artması halinde bile ikinci bir Soğuk Savaş’ın başlama ihtimali oldukça az.

Bu süreçte ABD’nin temel yaklaşımı; Rusya’nın saldırganlığına karşı yaptırımları yoğunlaştırırken, müttefiklerinin birlik içinde kalmasını garantiye almak şeklinde gelişti. ABD Başkanı Barack Obama ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, 2 Mayıs 2014 günü Beyaz Saray’da ortak bir basın toplantısı düzenlediler.

İki liderin açıklamalarında (toplantının orijinal İngilizce metni) bundan sonra Rusya’ya yaptırım eşiğinin düşürüleceği ifade edildi. Daha önce yaptırım eşiği, Rusya’nın doğrudan askeri istilasıydı. Merkel’in sözlerine göre, 25 Mayıs’ta yapılacak Ukrayna devlet başkanlığı seçimlerini Rusya’nın bozması halinde “yeni yaptırımlar kaçınılmaz olacak.”

Merkel ve Obama, diğer yandan bu “ilave yaptırımların” ne olacağı konusunda da çıtayı düşürdü. Rus ekonomisini tırpanlayacak büyük çaplı sektörel tedbirler – yani Rusya’ya karşı “İran’dakilere benzeri” yaptırımlar – yerine, mevcut yaptırımların derecesini arttırma yoluna gidilecek gibi görünüyor. Seçim eşiği, yeni bir yaptırım dalgasının gelmesini hemen hemen kesin kılmakla beraber, bu tedbirlerin daha ılımlı ve kademeli olmasına da izin veriyor.

Peki yaptırımlardaki bu vites düşürmenin sebebi nedir? Amerikalılar, fazla hızlı ve fazla ileri gittikleri takdirde, Avrupa’nın bu konuda ABD ile resmen köprüleri atacağının, zira Avrupalıların Rusya’da ekonomik anlamda kaybedecek çok daha fazla şeyi olduğu gerçeğinin farkındalar. ABD ve Rusya’nın ticari ilişkileri son derece kısıtlı (iki ülke geçtiğimiz yıl 40 milyar dolarlık ticaret gerçekleştirdi ki, bu rakam, ABD’nin toplam ticaret hacminin kabaca yüzde 1’ine eşit). Oysa Avrupa, mali açıdan Rusya’nın etkisine açık ve Rus doğal gazına bağımlı oluşu yüzünden, Moskova ile ekonomik ilişkilerini ziyan etmekte çok daha fazla tereddütlü davranıyor.

Daha da önemlisi, Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya’ya olan bağımlılık ciddi farklılıklar gösteriyor ki, bu da somut bir eşgüdüm sağlanmasını engelliyor ve Brüksel’in Washington ile aynı doğrultuda hareket etmesini sınırlandırıyor.

Son yaptırımlar açıklandığında, ABD işi daha da ileri götürüp yaptırım listesine pek çok Rus kurumunu da eklerken, Avrupalıların – temelde askeri ve siyasi yetkililere odaklanarak – mevcut listeyi biraz genişletmekle yetinmelerinin nedeni de buydu. Nitekim yaptırımlar duyurulduğunda Rus piyasalarının yükselişe geçmesi, Batı’nın verdiği tepkinin beklentilerin gerisinde kaldığının da göstergesi oldu.

Aslına bakılırsa, yaptırımlar, Rusya ekonomisi üzerinde (özellikle de sermaye kaçışını engelleme bakımından) reel bir etki yaratıyor. Bununla birlikte, baskıları daha da arttırmak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kararlarını maddi yönden etkilemeyecektir. Çünkü Putin Rusyası’nın Ukrayna’da kaybedecek çok şeyi var ve Rus liderin icraatları, ülkesinde son derece popüler.

Lakin gerilimin yükselmeye devam ettiği ve Rusya’nın geri adım atma emaresi göstermediği şu süreçte dahi, dünya yeni bir Soğuk Savaş’a doğru yuvarlanıyormuş gibi bir durum yok. Evvela, ABD’nin Ukrayna’ya dair menfaatleri, ülkeye asker yerleştirmeyi gerekli kılacak ölçekte değil; Avrupa ise ABD’nin bu konudaki diplomatik tavrını desteklemeyi ağırdan alıyor.

Dahası, Rusya uzun süredir gerileme sürecinde. Ekonomi ve hükümet bütçesi, petrol ve doğalgaza giderek daha bağımlı hale gelirken, ülke servetinin üçte birinden fazlası, en zengin 110 Rus’un elinde. Keza savunma bütçesi, Washington’ın ancak sekizde biri kadar olan Moskova’nın askeri kapasitesi, Sovyetler Birliği dönemindekinden çok daha düşük. Rusya’nın yaşlanan nüfusu ve düşük doğurganlık oranı nedeniyle demografik açıdan da pek iç açıcı bir tablo çizdiği söylenemez.

ABD liderliğindeki küresel düzene karşı çıkabilecek, uyumlu bir blok kurabilmek için Rusya’nın güçlü dostlara ihtiyacı var ki, o da neredeyse hiç yok. Kırım’ın ilhakının meşru olup olmadığı konusu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oylamaya sunulduğunda, sadece 10 ülke – Rusya’ın yörüngesindeki komşuları Ermenistan ve Belarus, geleneksel olarak Rusya taraftarı Latin Amerika ülkeleri Bolivya, Nikaragua ve Venezuela ile haydut devletler Küba, Kuzey Kore, Zimbabve, Sudan ve Suriye – Ruslar’dan yana taraf oldu.

Dengeleri değiştirip Soğuk Savaş dinamiği oluşturabilecek tek ülke Çin. Fakat Pekin, hem Rusya’nın ihraç ettiği enerjiden daha fazla satın almanın hem de Batılı firmaların Rusya’da iş yapmaktan kaçınır hale gelmesiyle ortaya çıkan yeni fırsatların avantajını yaşadığından, bu meselede taraf olmaya kesinlikle niyetli değil.

Çin, en büyük ticaret ortakları konumundaki AB ve ABD’yi kızdırmadan bu işin meyvesini yiyebilir. Diğer yandan, Pekin yönetimi, Sincan ve Tibet gibi içten içe kaynayan kendi eyaletlerine kötü örnek olmaması için, Rusya’nın Ukrayna sınırları dahilinde karmaşa yaratma çabalarını desteklemekte gayet tereddütlü.

Yani iyi haber şu ki, soğuk ya da sıcak, herhangi bir küresel savaşa doğru gitmiyoruz. Lakin Batı’nın yanlış politikasının neticeleri, giderek daha bariz bir hâl alıyor. ABD, uluslararası yasalara uymayıp başka bir ülkenin topraklarına el koyan Rusya’yı yalnızlaştırmakta başarılı olamıyor. Gelişmekte olan belli başlı diğer ülkeler, Rusya’yı desteklemiyor olabilirler. Ama ABD’nin yaklaşımına katıldıkları da söylenemez. Yaptırımları sertleştirmek, Rusya’nın Avrupa ile arasındaki uçurumu daha da büyüteceği gibi, Moskova’nın ekonomik olarak Çin ile daha fazla yakınlaşmasına yol açacaktır.

Öte yandan, Ukrayna hükümeti büyük risk altında. Ülkenin güney ve doğusundaki ayrılıkçı güçleri kontrol altına alacak askeri kapasiteden yoksun olan mevcut hükümet, icraata geçmediği takdirde giderek artan bir iç baskıya ve kanunsuzluğa maruz kalacak.

Bu bağlamda, ABD’nin izleyebileceği en iyi yol, Rusya’ya verilen cezalardan ziyade Ukrayna’ya sunulan ödülleri arttırmaktan geçiyor. Şimdiye kadar ABD, Ukrayna’ya 1 milyar dolarlık kredi teminatı sundu. Ki bu, son derece düşük bir rakam. Batı yanlısı yeni Ukrayna hükümetinin Rusya karşısında her gün kayba uğradığı bir ortamda Batı, Kiev’i desteklemeye ağırlık vermeli.

Obama ve Merkel’in Kremlin’in nasıl ve ne ölçüde cezalandırılması gerektiği konusunda aynı fikri paylaşmadıkları açık. Yine de iki liderin beraber düzenledikleri basın toplantısının, Rusya’ya karşı ortak bir cephe kurulması açısından sembolik bir faydası oldu.

Ukrayna manşetlerden inip yeni krizler çıksa bile, Kiev hükümetine destek olmayı sürdürmek ve verilen sözleri lafta bırakmamak, ABD ve Avrupa’nın çıkarları açısından çok daha önemli ve her iki taraf için de çok daha tutarlı bir yoldur.

Ian Bremmer

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/soguk-savas-mi-serinkanli-hesaplar-mi