Rusların Kriz Önlemi: Harcamak

25 Ekim 2008 0 Yazar: admin

Malum,gündemde ekonomik kriz var. Daha doğrusu,
Rusya’nın gündeminde var da, Rus halkın gündeminde şimdilik pek yok.
 

Doğrusu Rusya krize çok hazırlıksız yakalandı. Daha 1-2 ay
öncesine kadar yüksek petrol fiyatlarıyla oturduğu yerden dolar basan Rusya’da
borsa bir anda tepe takla oldu.

Paniği engellemek için hükümet önce çareyi
borsayı her düştüğünde kapatmakta buldu. Ama bunun çözüm olmadığı hemen
anlaşıldı. Sonunda hükümet 200 milyar dolarlık yardım paketi açıklamak zorunda
kaldı.

Yıllarca yüksek fiyatlarla dolar istifleyen Rusya, şimdi
petroldeki her bir dolarlık düşüşle iki milyar dolar kaybediyor. Rus hazinesi
sadece son bir haftada 16 milyar dolar azaldı.

Peki ya halk? Aslında Rus halkı krizlere yabancı değil.
Sovyetlerin son döneminden başlayarak piyasa ekonomisine geçilmesi süreci
çalkantılı ve sıkıntılı oldu.

Özellikle 1992 yılındaki yüzde 2600’lük enflasyon, insanların
hayatları boyunca biriktirdiği banknotların değerini bir anda sıfırladı.

İşte kriz yeniden kapıyı çalınca kamuoyu araştırmacıları da
halkın tepkisini öğrenmek için sokağa çıktı. Sonuç Rusya’yı bilmeyenler için
dudak uçuklatıcı, Rusya’yı bilenler içinse tebessüm ettirici.

Çıkan sonuç şu: Rusya halkının krize karşı aldığı önlem,
harcamak, daha çok harcamak!

Saçma görünüyor ama kendi içinde bir mantığı var. ”Kriz
koşullarında neden para harcıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda, ”Piyasa
karışık. Borsa alt üst. Bankaya yatırsam alacağım faiz enflasyonun altında
kalacak” deniliyor.

Yani halkın eğilimini, ”En değerli para harcadığın paradır!”
mantığıyla özetlemek mümkün. Aslında bu yaklaşımı fazla garipsememek gerekiyor,
çünkü Rus halkı tüketim çılgınlığı genini hala sakinleştiremedi.

Sovyet döneminde herkesin cebinde para vardı ama raflar
boştu. Şimdi hem raflar dolu, hem de herkesin cebinde iyi kötü para var.

Ayrıca, krizde para harcayanların bilinçaltında geçmişteki
garip uygulamalar nedeniyle devlete duyulan güvensizlik de var.

Ama bu ruh halini sadece “tüketim açlığı” ya da bilinçaltıyla
açıklamak yeterli değil. Bunda biraz da kaderci ve günlük düşünen Rus
karakterinin rolü de var.

1990’ların ortasında Rusya’da ünlü Batılı markaların peş peşe
açtığı pahalı butikleri incelemek için Moskova’ya gelen yabancı bir gazeteci
şunları yazmıştı:

“Batı’da, örneğin New York’ta bir takım elbiseye 10 bin dolar
ödeyen kişinin yıllık geliri en az bir milyon dolardır. Yoksa o fiyata gidip
takım elbise almaz. Moskova’da ise garip bir durum var. Anladığım kadarıyla
pahalı bir butiğin vitrininde 10 bin dolarlık giysi gören kişi cebinde sadece
beş bin dolar varsa bile gidip hemen beş bin dolar borç buluyor.”

Tabii, Türklere de tanıdık gelen bu durumu bir Batılı’nın
anlaması zor. Ama anlaması kolay olmayan başka şeyler de var. Örneğin, yıllarca
kumanda ekonomisi, yani devletin koyduğu kurallar altında yaşayan Rus halkı
şimdi geç kavuştuğu piyasa ekonomisinin tadını çıkarmaya çalışıyor.

Buna karşılık, yıllarca serbest piyasa kurallarını savunan
Batılı ülkeler ise kriz sonrası piyasaya müdahale ediyor ve devletleştirmeler
yapıyor. Yani işler fena halde karışmış durumda.

 
(BBC Türkçe )