Polonya – Ukrayna İlişkilerinin Karanlık Yüzü

20 Temmuz 2008 Kapalı Yazar: admin

Ukrayna ile Polonya ilişkilerinden bahsedildiğinde, bugün belki
pek çok kişinin aklına ilk olarak, bu iki ülkenin Euro–2012 futbol
şampiyonasına ev sahipliğini üstlenmesi gelecek.

Bu Eylül ayında iki ülkenin beraberce bu karşılaşmaya ev sahipliği
yapacağı kesinleşirse, Ukraynalılar, Polonya ile birlikte kendilerini bir kez
daha dünyaya tanıtma fırsatını yakalamış olacaklar.

Şimdilerde herkesin üzerinde durduğu konu,
bu.

Bunun dışında Polonya, her fırsatta Ukrayna’ya Avrupa
yolunda öncülük eden, Ukrayna’nın bağımsızlığını Kanada ile birlikte ilk
tanıyan ve günümüzde AB bünyesinde Ukrayna lehine lobi yapan ülke olarak
biliniyor burada.

Polonya’nın bundan dört yıl önceki turuncu devrime aktif
destek vermesi de, buradaki Batı yanlılarının gözünde Polonya’nın önemini
artırıyor.

Fakat iki ülke ve iki halk arasında var olan bazı konular,
fazla gündeme gelmese de, ilişkilerin geleceği açısından bir belirsizlik
kaynağı olmayı sürdürüyorlar.

Bunların başında gelen konu, İkinci Dünya Savaşı sırasında
ve hemen sonrasında iki halk arasında meydana gelen boğazlaşma ve iki taraftan
milyonlarca kişinin toplu olarak doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda
bırakılması.

Polonya parlamentosunda bazı milletvekilleri, İkinci Dünya
Savaşı’nda Ukrayna milliyetçilerinin Polonyalı sivil halka yaptıklarının soykırım
olarak adlandırılmasını talep eden bir önerge sundular, parlamentoya.

Bu, konunun yakında iyice güncel hale geleceğini ve bazı
gerginliklerin yaşanabileceğini gösteriyor.

İki halk arasında kendisini hissettiren bu konuyu, ilk
olarak. Ukrayna’nın en batısında bulunan ve bugün Ukrayna milliyetçiliğinin
kalesi sayılan Lvov kentine gittiğim zaman fark etmiştim.

Kendisine adres sorduğum ve gitmek istediğim yere kadar bana
eşlik ederek yolu gösteren 80’li yaşlarda Lvovlu bir kadınla ayaküstü konuşurken,
o zamanlarda Ukraynacam yeterli olmadığı ve bu kentte insanların Rusça
konuşulmasından hoşlanmadıklarını bildiğim için kadına "Kusura bakmayın,
ben de bu ülkeye daha yeni geldim, dilinizi daha yeni yeni öğreniyorum"
dediğimde kadın, başını sallayarak, "Boşver" dedi, "Benim ana
dilim Polonya’ca. Burası eskiden bizim kentimizdi. "

Kadının kastettiği, şehrin yüzlerce yıl boyunca önce Polonya
krallığının, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasında da Polonya
cumhuriyetinin idaresinde kalmış olmasıydı.

Bunun dışında, Ukrayna’yı ortadan ikiye bölen Dinyeper
nehrinin batı yakasındaki pek çok yerde olduğu gibi, burada da İkinci Dünya
Savaşı’nın başlamasına kadar şehirlerin hatırı sayılır bir kısmı, Polonyalı
asilzadelerden ve memurlardan oluşuyordu.

Ukraynalı nüfus ise daha çok köylerde toplanmıştı.

Oysa İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında yaşananlar,
çok şeyi değiştirdi.

Polonya’nın elindeki toprakların savaşın başında Almanlar ve
Ruslar tarafından paylaşılması, iki halk arasında yüzyıllardan beri var olan
hoşnutsuzlukları su yüzüne çıkardı.

Ukrayna milliyetçileri, Polonyalıların artık yönetici
konumda olmamasından yararlanarak, Polonyalı asilzadelerin yüzyıllarca
kendilerini ezmesinin ve hakir görmesinin intikamını, Polonyalı sivil halktan
sordular.

Polonya milliyetçilerinin de buna tepkisi sert oldu.

Çoğunluğun Polonyalılardan oluştuğu bölgelerde Ukrayna
köyleri, şiddetli katliamlara maruz kaldılar.

Savaştan sonra Sovyet yönetimi Ukrayna topraklarındaki
Polonyalıların büyük çoğunluğunu Polonya’ya gönderirken, oradaki Ukraynalılar
da Ukrayna’ya sürüldü.

Bugün, Polonyalı ahbaplarımın bana söylediklerine göre,
Polonya nüfusunun yüzde 30’a yakını, Ukrayna’dan Polonya’ya göç edenlerden
oluşuyor.

Atalarının yasadıkları yerlere özlem duyan ve bunu
Ukrayna’ya turistik gezilerle geldiklerinde açıkça gösteren bu göçmenler ve
onların çocukları, Ukrayna milliyetçileri ile yaşadıkları olumsuzlukların
unutulmasını istemiyorlar.

Ukrayna milliyetçileri ile yaptığım konuşmalarda ise,
Polonya ile ilişkiler konusuna yaklaşımlarının biraz karışık olduğu izlenimini
edindim.

Çoğunun ailesinden en az bir kişinin ya Almanların safında
çarpıştığı, ya da Almanlardan bağımsız şekilde Sovyet kuvvetlerine ve Polonya
milliyetçi gerillalarına karşı çarpıştığı Batı Ukraynalılarla sohbetlerim,
Polonyalılara belli bir tepki duyduklarını görüyorum.

"Peki, tarihte yaşananlar yüzünden Polonyalılarla
ilişkileriniz bozulabilir mi` diye sorduğumda ise, bana "Polonyalıların da
savaş sırasında kendi partizan grupları vardı ve bunlar da onbinlerce
Ukraynalıyı katletti. Polonya, sosyalist sistemden çıkar çıkmaz bu milliyetçi
grupları ulusal kahraman ilan etti. Biz buna birsey demedik. O zaman onlar da
bizim milliyetçi partizanlarımızın hesabini sormasınlar" diyorlar.

Bana Lvov’u gezdiren ve eskiden Polonyalılara ait olan kiliselerin
Ukraynalılara kalmasını muzip bir gülüşle bana anlatan Ukraynalı bir papaz da,
tarihi konuların iki ülke ilişkilerini bozamayacağını soyluyor.

Nedeni, pek çok Batı Ukraynalı’nın çalışmak için Polonya’ya
gitmesi ve Ukrayna’nın en milliyetçi bölgesi olarak bilinen Batı Ukrayna’nın,
Polonya ile ekonomik ilişkilerinin içli dışlı olması.

Benim kişisel gözlemlerim de, Ukraynalıların geçmişte
yasadıkları acıları tekrar tekrar hatırlamaya fazla meraklı bir halk
olmadıklarını ve bugünü yasamaya öncelik verdiklerini gösteriyor.

Polonyalıların bu konuda ayni esnekliği gösterip
göstermeyeceklerini ise önümüzdeki dönemde göreceğiz.

 

(www.bbcturkish.com)