Kırım’ın Ardından Batı ve Rusya’da Enerji Dengelerini Konuşmak

7 Nisan 2014 Kapalı Yazar: admin

kirimin-ardindan-bati-ve-rusyada-enerji-dengelerini-konusmak

Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin ardından Avrupa güvenliği açısından oldukça karmaşık bir durum ortaya çıktı. Rus azınlığın haklarını korumak için hareket ettiğini söyleyerek attığı adımları kendi açısından meşrulaştıran ve tarihsel anlamda Kırım’ın zaten bir Rus toprağı olduğunu söyleyen Moskova, aynı zamanda Batı’nın Kosova’da takınmış olduğu tavrın da bu kaotik durum çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aslında 2008 Gürcistan müdahalesinde de benzer bir siyaset izleyen Kremlin’in bu sefer henüz bir güvenlik riski dahi oluşmadan Rus azınlığı bahane ederek tek taraflı adım atması ve bunu Kırım’ın ilhakı ile sonuçlandırması Batı’yı uluslararası ve bölgesel dengeler açısından ciddi manada tedirgin etti.

Rusya’nın Ukrayna sınırında tuttuğu 40.000 kişilik kuvvetle adeta aba altından sopa göstermeye devam etmesi, bir dönem Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması üzerinden güven arttırıcı önlemler üzerinde çalışan Avrupa ve Rusya arasında ciddi oranda gerginliğe neden olmakta. Bu açıdan Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edebileceğine dair ihtimaller NATO’da General Breedlove ve Anders Fogh Rasmussen gibi isimlerce en üst seviyede dile getiriliyor.

24-25 Mart tarihinde Lahey’deki nükleer zirveye katılmak için Avrupa’ya gelen Barack Obama’nın gündeminde yer alan konu başlıkları arasında da Avrupalı liderler ile Rusya’nın tutumunun görüşülüp atılacak adımlar konusunda tek ses oluşturma çabası yer alıyordu. Bu açıdan Avrupa’dan ABD’ye verilen mesaj, Moskova’nın Ukrayna’daki tavrına karşılık atılacak adımların Kremlin’de hissedilebilecek nitelikte olması gerektiği yönündeydi. Bu açıdan taraflar, Rusya’nın doğal gaz konusunda sahip olduğu üstünlüğün bir şekilde dengelenmesine yardımcı olacak tedbirlerin alınması konusuna yoğunlaştı.

Rusya’nın enerjideki tekelinin dengelenmesi

Aslına bakılırsa ABD’de de benzeri bir söylemin bir süredir dile getirildiğini vurgulamakta fayda var. Demokrat Partili Virginia senatörü Mark Warner 1 Nisan’da Atlantic Council’de yaptığı konuşmada Rusya’nın doğal gaz sektörünü etkileyecek adım atılacaksa bu konuda ABD’nin üstüne düşeni yapması gerektiğine dikkat çekerek Amerikan Enerji Bakanlığı’na gönderilen 20 kaya gazı ihracat lisansının kısa süre içerisinde onaylanması gerektiğini belirtti. Warner, eğer bu konuda gerekli adımlar atılmıyorsa Kongre’ye bunun nedenleri konusunda gerekli bilginin verilmesi konusunda ısrarcı bir tutum takındı.

ABD’nin kaya gazı reformu ile doğal gaz ithalatına olan bağımlılığı 2000’lerin başından itibaren kademeli olarak geriliyor. Gelinen noktada sektörün hızla artan üretim ile birlikte düşen fiyatlar nedeniyle neredeyse maliyetine üretim yaptığı belirtilebilir. Var olan ihracat sınırlamaları ise yerel piyasada bu eğilimin değişmesi önünde en büyük engellerden biri olarak görülüyor.

Bu durum, ABD’li tüketici için ucuz enerji anlamına gelirken kâr marjındaki gerilemenin, üretim kapasitesindeki artış hızının önümüzdeki dönemde giderek yavaşlayacağı yönünde tahminlere yol açıyor. Bu açıdan ABD’de mevcut ihracat kısıtlarının gevşetilerek bu konuda bazı adımlar atılması gerektiği belirtiliyor. Yapılacak ihracat ile sağlanacak yukarı yönlü fiyat hareketinin üretim kapasitesini olumlu yönde etkileyebileceği de belirtiliyor. Bu tartışmada bir diğer grup ise ülke içerisinde fiyat artışının yerel piyasayı maliyetleri yükselteceğinden olumsuz yönde etkileyeceği görüşünde. Ancak gelinen aşamada ihracat yanlılarının pozisyonunu destekleyen adımlar da atılmaya başlanmış durumda. Washington, daha geçtiğimiz sene Teksas’ta 10 milyar dolarlık bir terminalin inşasına izin vererek bu konuda daha esnek bir tavır içerisinde olacağı sinyalini verdi.[1]

Rusya’nın Ukrayna’daki gaz fiyatını yükseltme kararını eleştiren John Kerry, enerjinin bir silah olarak kullanılmasının oldukça sakıncalı bir adım olduğunu belirttikten sonra enerji güvenliği konusunda önemli adımlar atma konusunda kararlı olduklarını söyledi. ABD’de hali hazırda kaya gazı ticareti için 7 ihracat lisansının onaylandığını belirten Kerry, önümüzdeki dönemde girişimcilerin ABD’de gerekli alt yapıları gerçekleştirerek Avrupa’ya LNG sevkiyatı başlatabileceğini belirtti.

En erken 2015 yılından itibaren bu konuda bazı ilerlemeler beklenirken Kerry’nin dikkat çektiği bir diğer husus ise Türkiye’nin de önemli bir rol oynadığı Güney Koridoru’nun Avrupa enerji güvenliği açısından önemi oldu. Bu açıdan Amerikalı Bakan, Catherine Ashton ile yaptığı basın toplantısında özellikle Azerbaycan başta olmak üzere Güney Koridoru üzerinden Avrupa’ya doğal gaz sevkiyatını nasıl arttırılabileceğinin gündemlerinde olduğunu belirtti.

Avrupa’da Rus gazının dengelenmesi konusunda birçok görüş gündeme getirilmekle birlikte uzmanlar, Avrupa’nın kümülatif olarak Rus gazına olan bağımlılığının %30’lar seviyesinde olduğu düşünüldüğünde Rusya’ya karşı oluşturulabilecek alternatiflerin de ne kadar gerçekçi olduğunu sorguluyor. Özellikle Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkelerin yüksek oranda Rus gazına olan bağımlılığı, bu ülkeler açısından manevra alanını daraltırken İngiltere gibi ülkeler bu konuda daha agresif adımlar atılabileceğini düşünüyor.[2]

Rusya’da faaliyet gösteren Batılı şirketler

Muhtemel yaptırımlar konusunda gündemde olan bir diğer konu da Rus enerji sektöründe faaliyet gösteren enerji şirketlerinin pozisyonu. Rusya’nın yaşlanmış yataklardan sağladığı petrol ve doğal gaz üretimi konusunda karşılaştığı sıkıntıları Batılı şirketlere sağladığı imtiyazlar karşılığında alacağı teknoloji ile aşmayı planladığı belirtilirken bu ilişkilerin de tekrar gözden geçirilebileceği tartışılıyor. Bu şirketler arasında öne çıkanlardan birisi de ExxonMobil. Ancak Putin ile yakın ilişki içerisinde olan şirketin CEO’su Rex Tillerson’ın zorlu Rus piyasasında kendisini kabul ettirmeyi başarmış olması ve şirketin faaliyetlerini Rusya’da etkin bir biçimde sürdürmesi, Rusya’ya yönelik hukuki yaptırımlar söz konusu olmadan Exxon’un tutumunda bir değişikliğin olmayacağı yönünde.
Geçmiş tecrübelere bakıldığında siyasi tutum ve şirket politikalarının farklı alanlarda da ayrıştığı göz önünde bulundurulmalı. Irak’ta devlet politikası olarak merkezi yönetimi destekleyen Washington’un genel siyasetinin aksine Chevron ve Exxon firmalarının Erbil ile önemli anlaşmalara imza attığı biliniyor. Bu açıdan şirket çıkarları ve devlet politikalarının örtüşmediği durumlarda şirketlerin pozisyonlarının değişmeyebileceği de unutulmamalı.

Özet olarak, durduğumuz noktada Ukrayna’da patlak veren güvenlik krizinde Batı’nın yarı kararsız tutumu karşısında Rusya’nın nasıl cezalandırılacağı hâlâ bir muamma. Ama şimdiye kadar gelen sinyaller özellikle Moskova’nın tavrında bir yumuşama olmaması halinde Rusya açısından önemli bir gelir kaynağı olan enerji sektörünün hedef alınabileceği belli opsiyonların masaya yatırılmaya başlandığını gösteriyor. Rusya’nın ihracat gelirlerinin yaklaşık %70’nin hidrokarbon ticaretinden sağlandığı düşünüldüğünde hedeflenen sektörün enerji olması ise pek şaşırtıcı değil. Ancak Rusya’nın gerek petrol gerekse doğal gaz açısından dünyanın en önemli iki üreticisinden biri olması ve yabancı şirketlerin Rusya’daki faaliyetleri, G-8 veya NATO’daki ilişkilerin askıya alınması kadar kolay olmayacağını da ortaya koyuyor. Buna ek olarak kısa vadede Rusya’nın enerji piyasası üzerinde yapacağı hamleler ile Avrupa özelinde ve küresel piyasalar açısından kullanabileceği önemli kaldıraçları bulunuyor.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise Rusya’nın da uzun vadede Batı piyasasına alternatif olarak gördüğü Asya pazarına açılma stratejisine start verdiği. Bu açıdan LNG ticareti üzerindeki Gazprom’un tekeline son veren Putin yönetimi, yeni süreçte enerji sektörünün ağır sıkleti Rosneft’i ve Rusya özelinde küçük ölçekte bir firma olsa da bölgesel anlamda önemsenmesi gereken Novatek’i piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Bu açıdan Moskova’nın geçmiş dönemde Gazprom üzerinden sürdürdüğü tekel stratejisini kartel benzeri bir yapıyla geliştirmesi ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Sonuç olarak Rusya ve Batı’nın Ukrayna’da karşı karşıya geldiği ve bu süreçte yükselen tansiyonun iki taraf için de dinamik bir dış siyaseti gerektirdiği görülüyor. Burada gerek Rusya gerekse Avrupa ve ABD’nin oluşturduğu Batı ittifakı ellerindeki enstrümanları gözden geçirirken ilişkilerde maliyet ve fayda ilişkisi etkin bir şekilde değerlendiriliyor. Küresel ve iktisadi dengeler düşünüldüğünde Batı’nın manevra alanının sınırlılığı, Rusya’nın ise enerjiye bağımlı kırılgan ekonomisi sürecin en fazla dikkat çeken başlıklarını oluşturuyor.

[1] http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424127887324767004578489130300876450

[2] http://en.ria.ru/world/20140404/189033493/Europe-Lacks-Realistic-Alternative-to-Russian-Energy-Supplies-.html

Hasan Selim ÖZERTEM
http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2282