İşte, Putin’in hikayesi (3)

3 Aralık 2015 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

iste-putinin-hikayesi-3_1448522615

Küçük Gürcistan karşısında alınan zafer aynı zamanda Rusya’nın Batı’nın kendisini almaya çalıştığı çemberi yarma girişimi niteliği taşıyordu.

Ama üç yıl sonra, yani 2011’de Libya’da deneyimli Rus diplomasisi sonuçları ağır olacak bir yenilgi aldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Libya’da bir uçuşa yasak bölge oluşturulmasıyla ilgili oylamada normal koşullarda “hayır” oyu vermesi, yani veto yetkisini kullanarak kararın geçmesini engellemesi beklenen Rusya “çekimser” oy kullandı. Bu da, Libya lideri Muammer Kaddafi‘nin devrilmesine kadar uzanan yolu açtı. Rusya’nın bu “diplomatik gol”ü yemesinin nedeni büyük olasılıkla o anda başkanlık koltuğunda oturan Medvedev’le Putin arasındaki iletişim kopukluğuydu. Putin kararı “haçlı seferleri”ne benzeterek karşı çıktı ama iş işten geçmişti.

4 Aralık 2011’de yapılan parlamento seçimleri Putin döneminde Rusya’da ilk büyük kitlesel muhalefet gösterilerine sahne oldu. Seçime hile karıştırıldığını ileri süren yüz binlerce muhalefet üyesi başkent Moskova’da sokaklara döküldü. Rusya’da Ukrayna ve Arap Baharı benzeri bir isyan başlamasından korkan iktidar taraftarlarını ve kendisine bağlı gençlik örgütlerini sokağa çağırdı. Kremlin, Arap Baharı benzeri hareketlerin Batı’da planlandığını düşünüyor ve Rusya’da da tekrarlanmasından korkuyordu.

Medvedev’in görev süresi dolunca, tıpkı dört yıl önce Putin’in yaptığı gibi, onu başkanlığa aday gösterdi. Putin, 4 Mart’ta yapılan seçimi oyların yüzde 63’ünü alarak ilk turda kazandı ve başkanlık koltuğuna döndü, Medvedev’e ise başbakanlık yolu göründü. Seçim sırasında ve sonrasında, aralık ayındaki boyutta olmasa da muhalefet protestoları vardı.

2013 yılı sonunda Ukrayna’da başlayan olaylar, günümüzde Suriye’ye kadar uzanan gelişmelerin tetikleyicisi oldu. Batılı gizli servislerin de karıştığı olaylar sonucu Moskova yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç silahlı halk hareketi sonucu 2014 başlarında devrildi. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı andan başlayarak Rusya’yı kuşatmaya çalışan Batı, şimdi Ruslarınburnunun dibi denilebilecek bir yere kadar yakınlaşmıştı. İktidarının tehdit edildiğini düşünen Putin’in karşı hamlesi Kırım’ı işgal etmek oldu. Karadeniz kıyısındaki Kırım Sovyet döneminde aslında Rusya’ya aitti ama Ukrayna’ya hediye edilmişti! Yarımadada Ruslar çoğunluğu oluşturuyordu ve Rusya’nın Karadeniz donanması da o bölgede, Sivastopol’deydi, yani Moskova açısından stratejik öneme sahipti. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi çokları tarafından“Putin’in zaferi” olarak algılandı ama galiba aslında Ruslar Batı’nın tuzağına düşmüştü. Batılı ülkeler Rusya’nın Kırım için savaşı bile göze alacağını biliyordu ve Ukrayna’daki hamlesine karşılık Putin’in böyle bir adım atacağını kuşkusuz tahmin ediyordu. Görünüşte Putin kazanmıştı ama Batı da Ukrayna üzerinden Rusya sınırına dayanmıştı. Yeni iktidarın NATO’ya üye olması olasılığından dehşete kapılan Ruslar iç savaşın başladığı Ukrayna’da, ülkesinin doğusundaki silahlı muhalefete para, silah, hatta asker desteği verdi.

Kırım’ın ilhakının ardından-kimilerine göre Batı’nın tezgahı sonucu– önce petrol fiyatlarının başaşağı gitmesi, ardından Batı’nın yaptırımlar uygulamaya başlaması Rusya’yı derin bir ekonomik bunalıma sürükledi. Bu, gelirlerinin neredeyse yüzde 60’ını enerji kaynaklarının satışından elde eden Rus ekonomisi için kaçınılmaz bir durumdu. Ne kadar Putin farklı göstermeye çalışsa da Rusya hem Kırım’ı ilhak edip hem Ukrayna’daki ayrılıkçıları destekleyip hem de ekonomisini idare edebilecek durumda değildi.

Bu koşullarda 30 Eylül’e gelindi…

Peki, bu durumdaki Rusya Suriye’ye neden askeri müdahalede bulundu?

Yazı dizisinin daha önceki bölümlerinde de değinmiştik, Rusya hiçbir alanda ABD ile rekabet edebilecek güce sahip değil, zaten bunu kendisi de biliyor. ABD ise, Rusya’yı “rakip” görmek bir yana fazla “kaale almıyor“, en azından öyle davranıyor. Kırım sonrası Rusya sadece yaptırımlara hedef olmadı, uluslararası alanda diplomatik izolasyona da düştü.

İşte bu koşullarda ve ABD’nin Suriye konusunda isteksiz ve kararsız davranması dış politikada “fırsatçı” davranan Putin’i heyecanlandırdı. Suriye’ye yapılacak müdahale ile bir taşla neredeyse bir kuş sürüsü vurabileceğini hesapladı. Böylece, Rusya’nın itilip kakılacak bir devlet değil, uluslararası bir güç olduğunu, Suriye’de aktörler arasında bulunduğunu ve masada yer alması gerektiğini gösterecek, Batı’nın kendisini “muhatap” almasını, önce diplomatik karantinayı, kısa vadede olmasa da yaptırımların kaldırılmasını sağlayabilecek, ayrıca Ortadoğu’daki yegane kalesini de kaybetmemiş olacaktı. Bu aynı zamanda Arap ülkelerinde başlayan, Suriye’de kesintiye uğrayan isyanların önce, örneğin İran’a, sonra da kendi ülkesine, yani Rusya’ya ulaşmasını engellemesi anlamına gelecekti.

Tabii, evdeki hesap çarşıya uyar mı, kağıt üzerindeki planlar gerçek hayatta karşılığını bulur mu, henüz söylemek için erken. Gerçek şu ki, Putin yönetimindeki Rusya bir bataklık olan Suriye’den ayaklarını kirletmeden geçmek istiyor ama son uçak olayı bunun o kadar da basit olmadığını kanıtlıyor. Zaten ekonomik kriz içinde olan Rusya aslında kendisini köşeye sıkıştırmış durumda: Suriye’ye bu kadar angaje olduktan sonra hedeflerine ulaşamadan çekilebilir mi ya da ekonomik durumu operasyonu uzun süre sürdürmesine izin verir mi, bunlar soru işaretleri.

Putin’in doğumundan başlayarak hikayesi ve onun iktidar döneminde Rusya’nın son 15 yılı böyle. Demokrat olmayan ama zaten demokratlık iddiası da bulunmayan, dağılmanın eşiğindeki Rusya’yı ayağa kaldırmayı başaran ama ABD ile eşit ilişki kurma hedefinden henüz çok uzakta olan bir lider Putin.

Bunlar bizim görüşlerimiz, yoruma ve tartışmaya açık öznel değerlendirmelerimiz. Bakalım tarih nasıl bir karar verecek?..

http://www.medyagunlugu.com/