İşte, Putin’in hikayesi (1)

3 Aralık 2015 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

iste-putinin-hikayesi-1_1448131207

Son 15 yılda uluslararası siyasete damgasını vuran lider denilince herhalde hemen hemen herkes Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i işaret eder.

Böyle düşünenler haksız sayılmaz çünkü Putin bir yandan dağılmanın eşiğine gelen Rusya’yı ayağa kaldırdı, diğer yandan da ülkesini yeniden bir güç olarak uluslararası sahneye çıkardı. Kısa sürede Rus halkının büyük bölümünün taptığı bir lidere dönüşen Putin, tek kutuplu dünya düzeninde hiçbir kural tanımayan, astığı astık kestiği kestik ABD’ye karşı meydan okumasıyla Türkiye dahil pek çok ülkede taraftar ve hayran kazandı.

Peki, Putin kim, iktidara nasıl geldi, neler yaptı? Bu soruların yanıtlarını bölümler halinde yayınlayacağımız yazıda anlatmaya çalışacağız…

 

Çocukluk dönemi

 

 

7 Ekim 1952’de Leningrad’da (şimdiki adı St.Petersburg) doğdu. Babası 2. Dünya Savaşı’nda ağır yaralanmış bir asker, annesi ise fabrikada işçiydi. Büyükbabası Sipiridon Putin, Sovyet Devrimi’nin lideri Vladimir Lenin ve eşi Nadyejda Krupskaya’ya aşçılık yapmıştı.

Evlerinin hemen karşısındaki ilkokula gitmeye başladığı yıllarda yaramaz bir çocuk olarak hatırlanıyor. O dönemdeki arkadaşları, elinde sopa sık sık fare avına çıktığını anlatıyor. 12 yaşında spora merak saldı, sambo ve judo öğrenmeye başladı. O dönemde seyrettiği filmlerden etkilenerek gizli servise ilgili duydu. Lise yıllarında Almanca öğrendi. 1970 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi’nde hukuk okudu, 1975 yılında mezun oldu. Okuldaki hocalarından biri, daha sonra hayatında önemli rol oynayacak Anatoliy Sobçak’tı. Mezun olur olmaz KGB’de eğitim almaya başladı. Aslında çok başarılı bir öğrenci olduğu söylenemez ama eğitiminin ardından Leningrad’daki yabancı diplomatları ve yabancı ülke vatandaşlarını takip etme görevi verildi.

1985-1990 yılları arasında, yani “Soğuk Savaş”ın son döneminde Doğu Almanya’nın Dresden kentinde “tercüman” kimliğiyle KGB için çalıştı. Görevi, Dresden’deki yabancılar arasında, ülkelerine döndüklerinde KGB’ye bilgi verecek ajanlar bulmaktı. O dönemdeki bilgilere göre, Dresden’deki KGB ajanları daha çok bürokratik işlerle uğraşıyordu, Putin’in en büyük başarısı ABD’li bir askerden gizli nitelik taşımayan bilgileri 800 mark karşılığında almasıydı. Doğu Almanya’da isyan başladığında kalabalıklar KGB binasına saldırmak üzereyken Moskova’ya üst üste telaşlı mesajlar göndererek ne yapmaları gerektiğini sorduğu anlatılıyor.

 

 

Eve dönüş

 

“Berlin Duvarı“nın yıkılmasının ardından ülkesine dönmek zorunda kalan Putin, Leningrad Devlet Üniversitesi’nin Uluslararaıs İlişkiler bölümünde ajan olarak çalışmaya devam etti, görevi öğrenci derneklerini izlemekti. 20 Ağustos 1991’de yarbay rütbesiyle KGB’den istifa etti. Bu tarih önemli çünlü bir gün önce radikal komünistler dönemin Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’a karşı bir darbe girişiminde bulunmuştu. Aralarında, muhalefet lideri Boris Yeltsin’in de bulunduğu kişiler darbeye bayrak açmış, bazı üst düzey yetkililer de muhalefetten yana tavır almıştı. O kişilerden biri olan Putin, sonraları istifa kararını açıklarken, “Komünizm çıkmaz bir sokaktı” demişti.
19-21 Ağustos darbe girişiminin asıl önemi ise, Sovyetler Birliği’nin tabutuna çakılan son çivilerden biri olmasıydı. Evet, darbe başarısız olmuş, Gorbaçov iktidara dönmüştü ama fiili iktidar, darbeye karşı tanka çıkarak direnen muhalefet lideri Yeltsin’in eline geçmişti. Zaten kısa süre sonra da, 25 Aralık’ta Sovyetler tarihe gömüldü, yerini Rusya’nın önderliğinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) aldı.

Putin artık, üniversiteden tanıdığı Leningrad Belediye Başkanı Sobçak’ın yanında, Dış İlişkiler Komitesi’nde çalışmaya başlamıştı. Kimi kaynaklara göre bu noktada ilginç bir gelişme oldu: Müfettişler çalışmalarında usülsüzlük belirledi ve görevden alınmasını istedi. Bu rapora karşın Putin görevini sürdürdü ve belediye bürokrasisindeki yükselişi devam etti. 1995 yılında, iktidar partisi Evimiz Rusya’nın, adı St.Petersburg olarak değişen kentteki teşkilatını kurdu ve başkanlığını üstlendi.

 

Moskova dönemi

 

1996 yılında Sobçak’ın belediye başkanlığını kaybetmesinin ardından Putin’in kariyerine ilk büyük sıçrama yaşandı ve Yeltsin tarafından Rusya’nın yurtdışındaki gayrımenkullarından sorumlu kuruluşun başkan yardımcılığına atanarak Moskova’nın yolunu tuttu. Hemen bir yıl sonraki görevi ise Kremlin İdari İşler başkan yardımcılığı oldu. 1997 yılında “piyasa ekonomisinin oluşturulmasında bölgesel kaynakların stratejik planlaması” konulu tezini savundu. Bu tezle ilgili“intihal” söylentileri çıksa da, doğrulanmadı.

 

 

Moskova’nın iktidar koridorlarında dolaşmaya devam eden Putin 1998 yılında bu kez, KGB’nin yerini alan Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) başkanlığına atandı.  Yaklaşık bir yıl sonra, 9 Ağustos 1999’da Putin artık başbakanlık koltuğundaydı, “iktidar yürüyüşü“nde son basamağa tek bir adım kalmıştı. Sadece dört ay sonra, dünyanın 2000 yılına girmeye hazırlandığı saatlerde, tam olarak 31 Aralık 1999’da Yeltsin aniden televizyona çıktı ve görev süresinin dolmasına üç ay kala istifa ettiğini açıkladı. Anayasaya göre, başkanlık görevini Putin üstlendi, mart ayındaki seçimi kazanarak başkanlık koltuğuna oturdu.

Terör eylemleri

 

 

Burada uzun bir parantez açarak Putin’in başbakan olmasıyla vekaleten Yeltsin’in koltuğuna oturması arasında geçen sürede Rusya’da yaşanan siyasi olayları anlatmakta yarar var.

1994-1996 yılları arasında yaşanan Rus-Çeçen savaşı Çeçenler kazanmıştı. Rusya Federasyonu içinde özerk bir cumhuriyet olan Çeçenistan, Sovyetler Birliği’nin son günlerinde tek yanlı bir kararla bağımsızlık ilan etmişti. Dağılmayı izleyen yıllarda yaşanan kaos ortamında Moskova uzun süre sessiz kaldıktan sonra askeri müdahalede bulundu ancak iki yıl süren savaşı kaybetti ve Çeçenler fiili olarak bağımsızlıklarını kazandı. Rusya bu durumu kabullenmiş göründü ama Çeçenistan’ın ayrılmasının stratejik Kafkasya bölgesindeki diğer Müslüman cumhuriyetlerde domino etkisi göstermesinden korktuğu için aslında gizli gizli ikinci savaşa hazırlandı.

Putin’in başbakanlık görevine atanmasından iki gün önce, 7 Ağustos 1999’da Çeçenler, ünlü komutanlar Şamil Basayev ve Arap asıllı Hattab önderliğinde komşu Dağıstan’a saldırdı. Basayev’le Hattab ne düşündü, ne umdu bilinmez ama bazı Çeçen yöneteciler dahil pek çokları için bu anlamsız, gereksiz ve Çeçenistan’ın fiili bağımsızlığını tehlikeye atacak bir eylemdi…

Putin’in başbakan olmasından bir kaç hafta sonra, ağustos ayında Moskova dahil Rusya’nın pek çok kentinde terör saldırıları düzenlendi. Çoğunlukla apartmanlara düzenlenen saldırılarda 300’den fazla sivil öldü, 1700’den fazla kişi yaralandı. Saldırılardan Çeçenleri sorumlu tutan Rusya, eylül ayında Çeçenistan’ı savaş uçaklarıyla bombalamaya başladı, ekim ayından da kara birliklerini sokarak ikinci savaşı başlattı.

Bu konuya uzunca değinme nedenimiz şu:

Komplo teorisine girse de, Rusya’da ve Batı’da, terör eylemlerinin perde arkasında Rus gizli servisinin bulunduğu yolunda bir iddia var. Neden olarak ise, hem Çeçenistan’da yeniden kontrol sağlamak hem de Başbakan Putin’in popülaritesini arttırmak gösteriliyor. Gerçekten de, başbakanlığa atandığında kamuoyunda hemen hemen hiç tanınmayan Putin, 2. Çeçen savaşını başlatan kişi olarak bir anda halk arasında büyük üne ve saygınlığa kavuşmuştu. Bu popülarite sayesinde başkanlık seçimini kazanması hiç de zor olmamıştı.

 

 

Apartman bombalamalarını Çeçenistan’da yeniden söz sahibi olmak ve Putin’i iktidara taşımak için yapıldığı iddiasının başka temelleri de var. Aynı günlerde Ryazan kentinde, daha önceki saldırılarda kullanılan patlayıcılarla aynı cins patlayıcılar ele geçirildi. Olayla ilgili yakalanan kişilerin üzerinden Rus gizli servisi kimliği çıktı. Bunun üzerine FSB, patlayıcıların kendisine ait olduğunu, ancak Ryazan’daki güvenlik kuvvetleinin teröre hazırlığını kontrol etmek için tatbikat amacıyla kullandığını açıkladı ama soru işaretlerini ortadan kaldıramadı.

Komplo teorisi ya da değil, apartman bombalamalarının yol açtığı mlliyetçi ortam ve hemen ardından başlayan 2.Rus-Çeçen savaşınn sağladığı popülarite Putin’i iktidara taşıdı…

http://www.medyagunlugu.com/