Doğu-Batı arasında bölünmüş bir ülke: Ukrayna ve Kırım

14 Mayıs 2017 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

Sovyetler Birliği (SSCB) içinde Ukrayna, nüfus, ekonomik büyüklük, nükleer silahlar ve protokol sırası gibi hemen her alanda Rusya’nın hemen ardından gelen iki numaralı sosyalist cumhuriyet idi. Dolayısıyla Estonya, Litvanya, Ermenistan gibi birkaç milyonluk ufak cumhuriyetlerdeki Sovyet-karşıtı protestolar ve bağımsızlık ilanları SSCB’nin dağılmasına sebep olamazdı. Fakat Rus lider Yeltsin,Ukrayna lideri Kravçuk, ve Belarus lideri Şuşkeviç 8 Aralık 1991’de Sovyet lider Gorbaçev’den gizlice Belovejski ormanında Rusya, Ukrayna ve Belarus’un bağımsızlığını ilan eden mutabakat metnini imzalayınca, SSCB resmen ve fiilen dağılmış oldu. SSCB’nin dağılmasıyla beraber de Rusya açısından bir Ukrayna sorunu ortaya çıktı çünkü Ukrayna, askeri, siyasi, ve ekonomik öneminin ötesinde, etnik, kültürel ve tarihi olarak da Rus milli kimliği için merkezi bir öneme sahip.

Rus tarihi Kiev’de başlar 

Söğüt’te başlayan Osmanlı devleti ve hatta Ötüken’de başlayan Türk tarihi tezine benzer şekilde Rus resmi tarihine göre ilk büyük Rus devleti Prens Oleg tarafından kurulan Kiev Rus devletidir. Kısacası, Rus tarihi Kiev’de başlar denilebilir. Ve dolayısıyla bu ülkenin isminden başkentinin ismine kadar pekçok isim, tarih ve olay Rus ve Ukrayna milliyetçileri arasında yüksek tansiyonlu tartışmaların konusudur. Örneğin Ukraynalılara göre günümüzde Ukrayna’nın, tarihte de ilk Rus devletinin başkenti olan bu şehrin adı Kiev değil Kyiv olarak yazılıp okunmalıdır. ‘Ukrayna’ isminin de Rusça ve diğer pekçok Slav dilindeki ‘sınır bölgesi’ ve ‘kenar’ sözcüğünden türediği (Hırvatistan’daki Sırp ayrılıkçı bölgesi Krajina da aynı Slavca kökte), dolayısıyla ancak Rusya’nın ve Rus kimliğinin sınır boyu olabileceğini tezi de bir diğer hassas konudur. Çarlık Rusya’sı döneminde Ukrayna bölgesine Küçük Rusya (malorossiya), Ukraynalılara da Küçük Ruslar (malorusski) denildiğini yani bir anlamda Ukrayna kimliğinin reddedildiğini, onun ancak bozulmuş, eksik, bilinçsiz veya küçük bir Rus kimliği olduğunun iddia edildiğini bu kimlik çatışmasını anlamak açısından belirtmek gerekir. Örnekler çoğaltılabilir. Hülasa, Rus ve Ukrayna kimlikleri içiçe geçmiş ve Rusya için Ukrayna, ismiyle, tarihiyle, insanlarıyla Rus kimliğinin ve iç politikasının bir parçası olarak algılanmaktadır.

Doğu Batı arasında bölünmüş olmak pek çok ülke için yerli yersiz ve belki fazlasıyla kullanılan klişe bir tabirdir ama zannımca Ukrayna bu klişe tabire en uygun bir ülkedir. Ukrayna’nın siyaseti nüfus olarak neredeyse birbirine eşit, coğrafi olarak belirgin bir çizgiyle birbirinden ayrılan iki siyasi blok arasında bölünmüş durumdadır: Seçmenlerin yüzde 48-50 kadarı devrik cumhurbaşkanı Yanukoviç ve onun Bölgeler Partisi gibi Rusya taraftarı lider ve partilere oy vermekte, yüzde 48-50 kadarı da eski cumhurbaşkanı Yuşenko ve geçtiğimiz haftalarda hapisten çıkarılan başbakan Timoşenko gibi Batı yanlısı lider ve partilere oy vermektedir. Mesela Turuncu Devrim ile sonuçlanan 2004 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine (veya son on yıldaki herhangi bir genel seçime) bakılacak olursa bu fark bariz olarak görülür. Rus yanlısı aday Yanukoviç ülkenin en doğusundaki Donetsk ilinde yüzde 93, Luhansk’da yüzde 91, Harkiv’de yüzde 68, Zaporija’da yüzde 70, güneydeki Kırım’da yüzde 81, Odessa’da yüzde 66 oy aldığını görüyoruz. Buna mukabil AB-ABD yanlısı aday Yuşenko ülkenin kuzeybatısındaki Lviv’de yüzde 94, Ternopil’de yüzde 96, Ivano-Frankivsk’te yüzde 95, Volin’de yüzde 90 oy almıştı. Sadece bu oranlar bile Ukrayna’da doğu-batı ve kuzey-güney arasındaki siyasi kutuplaşma ve coğrafi bölünmüşlüğün Türkiye’nin çok ilerisinde olduğunu takdir edebilir.

Kırılan fay hatları 

Bu siyasi bölünmüşlük aynı zamanda dil, kültür ve hatta mezhep temelli de bir bölünmüşlüktür. Lviv ve Ternopil gibi batı ve kuzey illeri yoğun olarak Ukraynaca konuşan, Sovyet-karşıtı Ukrayna milliyetçiliğinin beşiği olan yöreler, Avrupa Birliği’yle entegrasyona da verilen desteğin en yüksek olduğu illerdir. Bu illerin bir başka özelliği tarihsel olarak Avusturya-Macaristan yönetiminde kalmış olmaları, Polonya başta olmak üzere Katolik Avrupa ülkeleriyle güçlü kültürel bağları, önemli bir kısmının ancak 2. Dünya savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’ne katılmış olması ve çoğunluğu olması da büyük bir kesiminin Ukrayna’ya has bir Katolik kilisesi olan Yunan Katolik kilisesine mensup olmalarıdır. Doğu ve güney illerinde ise büyük bir Rus azınlığa ek olarak etnik Ukraynalı çoğunluk bile gündelik hayatında Rusça konuşmakta olup, çoğunluğu Ortodoks mezhepli veya ateistir. Ekonomik olarak da Rusya yanlısı doğu ve güney illeri daha zengin, kalkınmış ve coğrafi olarak düzlük, AB yanlısı batı ve kuzey illeri geri kalmış, yoksul ve dağlıktır.  Bir tarafta doğu ve güney diğer tarafta batı ve kuzey illerinin yer aldığı dini, mezhebi, ekonomik ve siyasi tüm bu farklılaşmaların temelinde doğu ve güney illerinde Ruslaştırma politikasının ve Sovyet politikalarının daha yoğun ve uzun süreli olarak uygulanmış olması yatmaktadır.

Kasım ayında Cumhurbaşkanı Yanukoviç Avrupa Birliği (AB) ile Ortaklık Antlaşması imzalamaktan vazgeçti ve bu kararında Putin’in baskısı önemli rol oynadı. Putin, Ukrayna’yı Rusya’nın merkezinde olacağı Avrasya Gümrük Birliği’ne dahil etmek istiyor. İşte bu tarihi kararı müteakip yukarıda özetlemeye çalıştığım siyasi-toplumsal fay hattı kırıldı ve batı illerinden yüzbinlerce protestocu başta Kyiv’deki Meydan (Ukrayna dilinde Arapça-Türkçe ‘Meydan’ kelimesi Kyiv’in ana meydanının özel ismi olmuş) olmak üzere pekçok ilde toplu protestolara başladı.

Ukrayna’nın güneydoğu ucunda bir büyük yarımada olan Kırım, doğu-batı ve güney-kuzey kutuplaşmasıyla süreklilik içinde ülkenin Rusya taraftarı olan kesiminde yer alıyor ve yüzde 80 ve üzeri nispetinde Rus yanlısı lider ve partilere oy veriyor. Kırım’da belli başlı üç etnik unsur yaşıyor: Etnik Ruslar (yüzde 58), çoğu Ruslaşmış etnik Ukraynalılar (yüzde 24) ve Kırım Tatarları (yüzde 12). Kırım’da Batı yanlısı siyasi parti ve liderlere güçlü destek veren, Kırım’ın Ukrayna’dan kopmasına karşı çıkan en güçlü ve hatta yegane unsur Kırım Tatarları. Bu ironik gelebilir ama Rusya’yla bütünleşmeye karşı çıkıp etnik Rus milliyetçilerine karşı protestolar, yürüyüşler düzenleyenler etnik Ukraynalılar değil, Tatarlar. Çünkü Tatarların Rus ve Sovyet tarihine ilişkin çok korkunç anıları var.

Ukrayna bilmecesi 

Kırım öncelikle ortaçağdan bu yana Müslüman, Tatar çoğunluklu bir yöre iken 1783 yılında Rusya’nın eline geçmesini müteakip Kırım Savaşı ve 93 Harbi gibi pek çok tarihi dönüm noktasında büyük katliamlar ve sürgünler yoluyla Müslüman Tatar nüfusu ve medeniyeti yok edilmeye çalışılmış bir yöre. Fakat Kırım Tatar halkına karşı en kapsamlı ve son darbe 2. Dünya savaşı sırasında vurulmuş. 1944’te Tatarlar Stalin tarafından Nazi Almanya’sıyla işbirliği yapmakla suçlandı ve SSCB’de yaşayan tüm Kırım Tatarları, cephede Nazilere karşı Sovyet ordusunda savaşanlar dahil, tutuklanarak vagonlara doldurulup Orta Asya’ya sürüldü. Haftalarca süren bu sürgün yolculuğu sırasında resmi Sovyet rakamlarına göre Tatarların yüzde 22’si öldü. Tatarlar bu oranın yüzde 46 olduğunu iddia ediyorlar. Fakat Kırım Tatar dramı burada bitmedi. Kruşçev Stalin’in bu şekilde cezalandırdığı yirmiye yakın etnik grubu affedip yurtlarına geri dönmelerine izin verdiği halde sadece üç grubu affetmedi: Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri ve Volga Almanları. Muazzam bir mücadele sonucu Glasnost ve SSCB’nin çöküşünü müteakip 250,000 kadar Tatar Kırım’a dönebildi, oysa sadece Özbekistan’da bile halen 100,000 kadar Tatar olduğu söyleniyor. Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının ise bir milyona yakın olduğu ifade ediliyor.

Rusya, SSCB’nin çöküşünü müteakip Ukrayna’nın binlerce nükleer silahı Rusya’ya teslim etmesi karşılığında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün, ABD ve İngiltere’yle birlikte, garanti altında olduğunu taahhüt etmişti. Bu taahhüt, 1994 Budapeşte Memorandum’u olarak biliniyor. Bu uluslararası taahhüde rağmen Rusya Kırım’ı işgal etti. Rusya, Kırım’ı ilhak ederek topraklarını genişletmeye çalışmıyor. Geçmişte Azerbaycan’da, Gürcistan’da ve Moldova’da Rus-karşıtı liderleri yıkmak için Karabağ’ın, Abhazya’nın, Osetya’nın ve Transnistria’nın kopartılmasına nasıl askeri ve siyasi destek verdiyse, bugün de Ukrayna’da iktidara gelen Rus-karşıtı bir hükümeti cezalandırıp hizaya getirmek ve hatta yıkmak için Kırım’ı bir pazarlık kozu olarak kullanmak üzere işgal etmiş bulunuyor. Mesaj açık: Toprak bütünlüğünü korumak istiyorsan Rusya’nın yörüngesine geri dön. Rusya’nın daha önceki örneklerde başarılı olmuş bu hamlesinin Ukrayna’da da başarılı olması mümkün. Kyiv’deki yeni hükümet çok düşüncesizce bir hata yapıp Rusça’nın resmi dil statüsünü ortadan kaldırmaya teşebbüs etti. Hele de böyle kritik bir anda bunu yapan bir hükümetin Ukrayna’yı tek parça olarak tutması pek kolay olmayacak. Hangi akla hizmet bunu yaptılar diye soracak olursanız yeni ve Batıcı Ukrayna hükümetinin içinde Nazizme sempati duyacak kadar aşırı milliyetçi ve Rus-karşıtı unsurların olduğunu hatırlatmak gerekir.

Ukrayna’nın bölünmesi ve Rusya’yla birleşme sonucu Kırım Tatarlarının yaşaması olası bir trajediden bile bağımsız olarak, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım’ın Rusya’nın eline geçmemesi hayati önemde. Elbette Türkiye, SSCB’nin çöküşünden bu yana geçen 23 yılda halen 1944 sürgününden geri dönememiş yüz binin üzerinde Tatarın Kırım’a geri dönüşü için gerekli ekonomik desteği vererek Kırım’daki nüfus dengesini Tatarlar lehine değiştirebilir, en azından etnik Rusların çoğunluğu kaybetmesini sağlayabilirdi. Bunun yapılmamış olması büyük bir hatadır. Türkiye, hem 2008 Rus-Gürcü savaşında hem de 2011’den bu yana devam eden Suriye iç savaşında kendisini Rusya ile gizli ve açık bir güç mücadelesinin içinde buldu ve her ikisinde de ağır mağlubiyetler alarak stratejik pozisyonunun gerilemesiyle karşı karşıya kaldı. Hatta Mısır’daki darbe hükümetinin bile Rusya’yla ilişkilerini sıkılaştırmaya çalıştığını belirtmek mümkün. Bugün Ukrayna’da da, daha önce Gürcistan’da ve Suriye’de yaşananlara benzer bir süreç yaşanmaktadır. Rusya, kendi yörüngesinde görmek istediği ülkeleri doğrudan askeri müdahaleyle hizaya getiriyor.

Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki merkezi konumu gibi Kırım da Karadeniz’e hakim olmak açısından merkezi bir konumda. Kaldı ki, Gürcistan ve Ukrayna gibi Türkiye ve Rusya arasında yer alan tampon ülkelerin varlığı Türk-Rus ilişkilerinin yolunda gitmesi için kritik öneme sahip. Eğer Gürcistan veya Kırım dahil güney ve doğu Ukrayna tekrar Rus egemenliğine geçerse Türkiye 18. Yüzyıldan 1991’e kadar olduğu gibi Rusya’yı bir numaralı potansiyel askeri tehdit olarak görmek zorunda kalacaktır. Realist bir bakış açısından özetlemek gerekirse, ulusal güvenliğini gözeten hiçbir devlet, Rusya, ABD veya Çin gibi askeri süper güçlerle komşu olmak istemez, bunun yerine nispeten ufak ve askeri tehdit oluşturmayacak komşular ister. Her ülke için olduğu gibi bu Türkiye için de geçerlidir. Bosna soykırımı, Türkiye’nin kendi iç çekişmelerine gömüldüğü 1992-1993 yıllarında yaşanmıştı. Umarım tarih Kırım’da tekerrür etmez.

@senerakturk

 

http://www.star.com.tr/