Doç. Dr. Şener Aktürk: Rusya’nın, Türkiye ve NATO’yla savaşa girmesi intiharı olur

2 Aralık 2015 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

DSC00216

Rusya üzerine yaptığı çalışmalarıyla uluslararası alanda saygın bir yer edinenKoç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şener Aktürk, Türkiye ve Rusya için “Zayıfken dostlar, güçlüyken düşmanlar” teorisini öne sürüyor. Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesini, Rus siyaset yapıcılar ile Rus elitlerinin yorumlayacağını belirten Aktürk, “Türkiye ve NATO ile savaşı göze almaları bence mümkün değil. İntihar gibi bir şey! Şu anda Rusya kaynakları açısından ayağını yorganın en uç noktasına kadar uzatmış durumda. Türkiye de öyle. Bu nedenle dış politikada daha realist bir noktaya gelmek için çaba veriyorlar” diyor. 

Chicago Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayan Şener Aktürk, Kaliforniya Üniversitesi’nde doktorasını tamamladıktan sonra Harvard Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı ve ziyaretçi öğretim görevlisi olarak yer aldı. “Almanya, Rusya ve Türkiye’de Etnisite Rejimleri ve Milliyet” isimli çalışmasıyla 2013 yılında Joseph Rothschild ödülünü kazandı. Şener Aktürk, halen Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ders vermeye devam ediyor. 

Türkiye, 24 Kasım’da Türk hava sahası sınırlarını ihlal ettiği için angajman kuralları gereği Rus uçağını vurdu. Ancak biliyoruz ki 3, 5,6, 7 ve 15 Ekim’de Rusya Ankara Büyükelçisi ve Rusya Savunma Ateşesi, hava sahasının defalarca ihlali nedeniyle uyarıldı ve ihlaller devam ederse angajman kurallarının uygulanacağı vurgulandı. Bütün bu uyarılara rağmen Türkiye’nin bir Rus uçağını düşürmesi sürpriz sayılabilir mi? 

Türkiye’nin uçağı vurma hakkı elbette ki var ve bu hakkını kullandı. Uyarılar, bahsettiğiniz gibi defalarca yapılmış. Sadece bu spesifik olayda bile on defa uyarılmasından ayrı olarak, aylar boyunca uyarılar yapılmış. Fakat dünya kamuoyu için sürpriz oldu mu? Tabii ki oldu. Ancak Rus Hava Kuvvetleri’nin, sadece Türkiye’nin değil, birçok ülkenin de hava sahasını ihlal ettiğiyle ilgili raporlar var.

RUSYA, KUZEY KUTUP VE İSKANDİNAV BÖLGESİNDE PEK ÇOK İHLAL YAPIYOR   

Hangi ülkeler bunlar? 

Bununla ilgili dün bir haritayı inceliyordum. Mesela Rus uçakları İskandinavya ve Baltık bölgesinde pek çok ihlal yapıyorlar. Ama bu bölgelerin içinde Suriye gibi iç savaş yaşayan bölge yok. Bu açıdan özel bir durum… Türkiye’nin bu davranışla, Rusya’nın başka ihlallerini durduracağını düşünüyorum.

2012’de Suriye’nin Türk uçağını düşürmesinin ardından, Türkiye’nin hava sahası ihlallerine yönelik tavrının çok daha sertleştiğini gördük. Bir Suriye uçağı ve helikopteri angajman kuralları gereği düşürüldü. İlginç noktalardan birisi de 2012’de düşürülen Türk uçağının Rusya tarafından vurulmuş olabileceği iddiasıydı…  

Aynen… 2012’deki olay göz önünde bulundurulursa Rus uçağının düşürülmesi en azından Türk kamuoyu açısından sürpriz olmamalı. Ki 2012’de düşürülen Türk uçağı, Suriye toprakları üzerinde değil, deniz hava sahasının üzerinde düşürülmüştü. Lazkiye ve Tartus’taki Rus askeri varlığı düşünüldüğünde, Suriye Ordusu’nun değil, Rus Ordusu’nun bunu yapmış olabileceği düşünüldü ki bunun da belirli bir mantığı var.

Burada daha kritik olanı, Rusya’nın IŞİD yerine, uçağın düştüğü bölgede Türkmen gruplarını bombalıyor olması.

SURİYE’DEKİ MUHALİFLERİ ORTADAN KALDIRMAK NİYETİNDELER 

Rusya’nın, Bayırbucak Türkmenleri’nin bulunduğu bölgeyi bombalamasının mantığı nedir? 

Rusya’nın samimiyetsizliği, IŞİD’le mücadele söylemiyle Suriye’ye girdiği halde saldırılarının büyük çoğunluğunu Fransa, ABD ve Türkiye’nin ‘ılımlı muhalefet güçleri’ olarak adlandırdığı muhalif gruplara yoğunlaştırmasından anlaşılıyor. Bunu yapmasının nedeni de muhtemelen asıl tehlikenin onlardan geleceğini hissetmiş olması. Muhalefeti ortadan kaldırarak mücadeleyi “Ya Esad, ya IŞİD” noktasına getirmeyi, o noktaya getirdiğinde de uluslararası kamuoyu ve Suriye içindeki dinamiklerin Esad’ı tutacağını düşünüyor.

“GRAND STRATEGY” (BÜYÜK STRATEJİ) 

ABD’nin ve NATO’nun tarafsız gibi gözüken; ancak Türkiye’nin sınırlarının ihlal edildiğini ve uçağı vurma hakkı olduğunu söyleyen açıklamalarını nasıl okudunuz?   

Amerikan Ordusu, Türkiye’nin, Rus pilotlara on defa uyarı yapıldığı açıklamasını teyit etti. NATO’nun elbetteki Rusya Federasyonu’yla bir savaşa girme isteği yok.  Tersinin de olmadığını düşünüyorum.

Suriye, Rusya’nın ‘grand strategy’sinin (büyük strateji) bir parçası. En önemli öğesi de değil. Hem Türk-Rus ilişkilerinde hem de Batı İttifakı-Rusya ilişkilerinde 2008 yılından itibaren üç çatışma alanı ortaya çıktı.

 

DSC00212

RUSYA-BATI ÇATIŞMASI, GÜRCİSTAN SAVAŞI’YLA BAŞLADI 

Nelerdir bunlar?  

İlki, 2008’de, Rusya’nın Gürcistan’la beş gün süren savaşıdır. Burada, Batı yanlısı, aynı zamanda ABD ve Türkiye yanlısı Mihail Saakaşvili Hükümeti büyük bir bozguna uğradı. Daha sonraki süreçte de tasfiye edildi. Onun yerine Rusya-Batı, Rusya-Türkiye arasında orta yolu bulmaya çalışan Bidzina İvanişvili Hükümeti başa geldi. Güney Osetya’nın etrafındaki çatışma aslında Batı İttifakı’nı ve onun üyesi olan Türkiye’yi geriletti. Bu, kısmi bir mağlubiyettir.

UKRAYNA VE KIRIM, BATI’NIN İKİNCİ YENİLGİSİ 

Ya ikinci çatışma alanı?  

Kronolojik olarak ikincisi, Suriye. Bunu sona bırakacak olursak, en büyük olay Ukrayna! Çünkü Ukrayna, Rus stratejisinin, milli kimliğinin ve tarihinin de merkezindedir. İlk Rus devletinin Kiev’de kurulduğuna inanılıyor, en azından resmi Rus tarih anlayışı böyle olduğunu iddia ediyor.

Batı Ukrayna ve Kiev Meydanı’ndaki gösterilerle başlayan hükümet değişikliği, Rusya yanlısı bir hükümet yerine, radikal Batıcı diyebileceğimiz bir hükümeti başa getirdi. Ukrayna, Doğu-Batı arasında keskin şekilde bölündü. Batı ve Kuzey Ukrayna daha Batıcı, Güney ve Doğu Ukrayna daha Rusya’cı olmak üzere ikiye bölününce Rusya, Kırım’ı işgal ve ilhak etti.

Bu işgalin siyasi anlamı nedir? 

2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da işgal ve ilhakla başka bir sınır değişimi olmamıştır. Bunu uluslararası camia kabul etmedi ve etmeyecek. Rusya’nın Kırım’ı işgali, İsrail’in 1967’deki Doğu Kudüs ve Batı Şeria işgali gibi on yıllar boyunca çözülemeyecek bir sorun olarak devam edecek.

İşgalin ardından Doğu Ukrayna’da iç savaş çıkartıp, Donetsk ve Lugansk’ta iki ayrı halk cumhuriyeti ilan ettiler. Ukrayna’da Batı yanlısı bir hükümet, çok ağır bir şekilde Rusya tarafından, Rus yörüngesinden çıktığı için cezalandırılmış oldu. Bu da Batı İttifakı ve dolaylı olarak Türkiye açısından da ikinci kayıp. Zira Kırım’da işgal sürerse Rusya, Türkiye için büyük tehdit olur demiştim, öyle de oldu.

KARADENİZ’DE HEGEMONİK GÜÇ HALİNE GELDİLER 

Kırım’ın işgali, Türkiye’ye yönelik nasıl bir tehdit oluşturuyor?   

Rusya bu işgalle Karadeniz’de hegemonik güç haline geliyor. Karadeniz’de sadece Soçi ve çevresine sahip olmak başka, Kırım’ı ilhak etmek başka! Karadeniz’in en önemli stratejik bölgesinin Rus ili haline gelmesi, Rusya’yı denizden daha büyük bir tehdit haline getiriyor.

GÜRCİSTAN YOK EDİLİRSE TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK TEHDİT ORTAYA ÇIKACAK 

Türk-Rus ilişkileri açısından Gürcistan’ın varlığı çok kritik. Soğuk Savaş sonrasındaki yirmi beş yılda Türkiye ve Rusya’nın yakınlaşabilmesini, işbirliği yapabilmesini sağlayan, son üç yüzyılın jeopolitik tehdidi olan Rus Ordusu işgali tehdidinin coğrafi olarak ortadan kalkmasıdır. Onu sağlayan da Güney Kafkasya’da Gürcistan diye bir ülkenin ortaya çıkması ve tampon ülke görevi görmesidir.

2008’de Rus-Gürcü Savaşı’nda Rus Ordusu’nun Tiflis’i bombalaması, Abhazya’yı fiilen ayrı bir uydu devlet olarak kontrolü altında tutması, Gürcistan’ın bile yok olabileceğini ve bundan önceki üç yüzyılda olduğu gibi Türkiye ile Rusya’nın yeniden kara komşusu olabileceğini gündeme getirdi. Bu gerçekleşirse Türk-Rus ilişkileri çok çok kötüye gidebilir. Şu anda olmadı, inşallah da olmaz.

Rusya’nın bu gibi durumlara müdahale mantığı böyle. Ben buna ‘revize edilmiş Brejnev doktrini’ diyorum.

DSC00232

BÖL, KENDİNE DÖNDÜR, İSTİKRAR KAZANDIR! 

Bu doktrinin içeriğini anlatır mısınız?    

Brejnev Doktrini’ne göre, dünyada herhangi bir ülkede, sosyalist devlet düzeni tehdit edilirse Rusya’nın doğrudan askeri müdahale hakkı vardır. Buna dayanarak, 1968’de, Çekoslovakya’da  Prag Baharı’nı bastırdılar. Yine Brejnev Doktrini’ne dayanarak, Afganistan’a müdahale ettiler. Örnekler çoğaltılabilir.

Ukrayna’da da denenen buydu. Tacikistan’dan Kafkasya’ya, Rusya’nın ‘yakın yurtdışı’ diye tabir ettiği eski Sovyet coğrafyasındaki metodu, Rus yörüngesinden çıkan devletleri, içlerindeki muhtar bölgeler, etnik gruplar ve eski Rus yanlısı seçkinler (nomenklatura) aracılığıyla istikrarsızlığa ve iç savaşa sürüklemek, Rus yörüngesine dönmeleri karşılığında ülkelerin istikrara kavuşmalarına izin vermektir.

AMAÇ, ESAD’I KESİN BİR YENİLGİDEN KURTARMAK  

Suriye’de ise bunun Ortadoğu uygulamasını görüyoruz. Afganistan’da Babrak Karmal yardım istediğinde yardımına koşan Sovyet Ordusu gibi, Rus Ordusu da yardım isteyen Esad’a destek vererek, Doğu Akdeniz’de ve Suriye’de bile Rus yanlısı hükümetleri fiilen savunabileceğini, kurtarabileceğini göstermek istedi. Burada Rusya’nın hedefinin, Esad’ın nihai olarak mağlup olmasını engellemek olduğunu düşünüyorum.

PUTİN, İKİNCİ ÇEÇEN SAVAŞI’NI BAŞLATARAK BAŞA GELDİ 

Putin faktörünün, Rusya’nın yakın dönem politikalarındaki etkisini de konuşalım mı biraz?      

Putin, İkinci Çeçen Savaşı’nı başlatarak, çok şaibeli apartman bombalamaları sonucu iktidara geldi. Boris Yeltsin’in halen Başkan, Putin’in ise Başbakan olduğu dönemde, başta Moskova olmak üzere birçok yerde Çeçenlere atfedilen bombalama eylemleri yaşandı. Yüzlerce insan öldü, “Çeçenler yaptı” denildi. Oysa ABD’de de yayımlanan bazı çalışmalara göre bu bombalamaları, Rus Gizli Servisi yaptı.

Bunu neden yapsın? 

İkinci Çeçen Savaşı’na Rus kamuoyunu hazırlamak için! Çünkü Birinci Çeçen Savaşı’na Rus kamuoyunun desteği, yüzde 50’nin çok altındaydı. Halk, Çeçenistan’dan çekilmeyi ve Çeçen bağımsızlığını destekliyordu. Çeçenistan, 1996’da Hasavyurt Anlaşması’yla fiilen bağımsız oldu. Nihai statüsü beş yıl sonra belirlenmek üzere… Tam da bu kritik 2001 yılına bir yıl kala, Putin’in önce Başbakan sonra da Yeltsin’in aniden istifa etmesiyle vekaleten Başkanlık yaptığı süreçte, apartman bombalamalarıyla muazzam bir kamuoyu desteğiyle İkinci Çeçen Savaşı başladı.

PUTİN: “BENİM MİSYONUM, KAFKASYA SORUNUNU KÖKÜNDEN ÇÖZMEK” 

Putin iktidara geldiğinde verdiği ilk büyük mülakatlarından birinde “Benim tarihi bir misyonum varsa o da Kafkasya sorununu kökünden çözmektir” diyor. Burada Rus siyasetinin güttüğü emel şu: “Doğrudan radikal terörü Rusya’ya yöneltecek şeyler yapıyoruz. Ama böyle olmaması için de büyük bir PR kampanyası yapmamız gerekiyor ki radikal terör örgütleri için birincil hedef Rusya olmasın. Radikal terör saldırıları ABD, Fransa gibi ülkelerden Rusya’ya kaymasın.” Suriye’ye müdahaledeki saiklerden en önemlisi, oradan, IŞİD’den vs. gelecek terörün Çeçenistan’a, Dağıstan’a vs. yansıması ve içeriden vurulma endişesi. Bu büyük bir travmadır.

Soğuk Savaş sonrası Rusya Federasyonu’nu tanımlayan travmaların başında da Çeçenistan geliyor. Bir milyon nüfuslu otonom bir cumhuriyet tarafından Rus ordusunun mağlup edilmesi, büyük bir travma. Bu da Putin başta olmak üzere siyaset yapıcıların, Ortadoğu’ya ve İslam dünyasına yaklaşımında önemli bir faktör.

RUSYA, ‘BÜYÜK AVRUPA’NIN LİDERİ OLMAK İSTİYOR 

Putin’in, Rusya’yı yeniden toparlayıp bölgenin birincil gücü, jandarma devleti yapma arzusu göze çarpıyor. Bu yönüyle onu özel bir aktör olarak algılayabilir miyiz? 

Putin pek çok açıdan anti-Yeltsin olarak geldi. Yeltsin’in fiziksellik dâhil bütün eksiklikleri, Putin’de giderildi! Putin, “En büyük felaket, Sovyetler Birliği’nin çöküşüdür” diyor. Petersburg doğumlu. Almanya’da 20 yıl geçirmiş. Anadili gibi Almanca konuşan birisi olarak Putin aslında Batıcıdır. Ama onun istediği Batıcılık, pek çok Rus elitin istediği tarzda bir Batıcılıktır.

Nedir o? 

Rusya’nın Avrupa’da karar verici bir, iki büyük güçten birisi olduğu, Atlantik’ten Vladivostok’a kadar Büyük Avrupa! Bu Büyük Avrupa içinde Rusya, başı çeken bir devlet olacak. Siyasi sistemini değiştirmeden, bu otoriter yapısıyla, pek çok açıdan ırkçı yapısıyla bu sistemin parçası olacak.

Böyle bir entegrasyonu Batı kabul etmez. Çünkü burada amaç, Atlantik ittifakını çökertmek. ABD ile Avrupa’nın arasını açmak. Almanya’yı ve Fransa’yı mümkün olduğunca İngiltere’den ve ABD’den koparmak.

AVRUPA’YI TARAFSIZLAŞTIRIP ATLANTİK İTTİFAKI’NI ÇÖKERTME NİYETİNDELER 

Burada asıl maksat ne? 

Kıta Avrupa’sını Rusya’yla beraber bir tarafsız bölge haline getirmek. Genel bir “Finlandizasyon” (Finlandization) stratejisi. Ne Amerikancı, ne Rusçu! Bütün Kıta Avrupa’sını Finlandiyalılaştırmak, böylelikle Atlantik İttifakı’nı çökertmek. ABD ve İngiltere’yi izole etmek.

Rusya bu ‘Grand Strategy’i de başarıyla uyguladı.

AVRUPA SAĞI’YLA ÖZEL BİR BAĞLARI VAR 

Mesela? 

Mesela, Bush’un son yıllarında, 2007’de Bükreş’teki NATO toplantısındaydı sanırım, ABD’liler Ukrayna’ya ve Gürcistan’a NATO üyeliği için yol haritası verilmesi noktasında çok istekliydiler. Bunun için bastırdılar. Ama Rusya, NATO üyesi olmadığı için, Almanya ve Fransa ile özel bağlarını kullanarak bir lobi yaptı ve bunu bloke etti.

Rusya’nın bütün Avrupa çapında aşırı sağ partilerle bağları var. Marine Le Pen’le, Pegida gibi gruplarla sıcak ilişkiler kuruyorlar. Orada da bir PR kampanyası ve fonlama var. Böylece “Hıristiyan ve beyaz Avrupa’nın koruyucusu Putin’dir” mesajı veriliyor. Bu, aşağı yukarı 1930’ların muhafazakar sağcı Avrupa siyasetinin söylemine benzeyen bir söylem aslında.

OSMANLI’YI ÇÖKERTEN EN BÜYÜK GÜÇ    

Peki, Türkiye politikası? 

Üç yüzyıllık ilişkilere bakacak olursak, Rusya bir numaralı düşmandır! Bir düzine, Rus-Osmanlı savaşı var. “Osmanlı İmparatorluğu’nu hangi güç çökertti?” sorusunun cevabı, Rusya olmalı. İki defa İstanbul’a gelmiş,  Osmanlı’nın bünyesinde ortaya çıkan bütün bağımsızlık hareketlerine kendi ordusuyla destek vermiş. Üç yüzyıl içinde istisnai dostluk ve ittifak dönemleri var.

Hangi dönemler? 

En belirgin olanı, 1920-1936 yılları arasında. Bu yılları istisna sayarsak, iki baş düşman arasında üç yüzyıllık bir mücadele var. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ilk defa büyük bir kırılma oluyor. Ortak sınır ortadan kalkıyor. Böylece üç yüzyıl sonra “Yarın Rus Ordusu, Anadolu’yu işgal edebilir” tehdidi ortadan kalkıyor. O süreçten sonra da Rusya, Türkiye’nin, Almanya’dan sonraki en büyük ticari ve turistik partneri haline geliyor. 1999 yılı bir dönüm noktasıdır.

ÖCALAN’IN MOSKOVA’DAN ÇIKARILMASI, İKİ ÜLKEYİ YAKINLAŞTIRDI 

Nasıl? 

Öcalan, Suriye’den çıkarıldığı zaman Moskova’ya gitti. Rus Parlamentosu Duma, Öcalan’ı destekleyen kararlar çıkardığı halde Yeltsin, Öcalan’a iltica hakkı vermeyip onu Rusya’dan çıkardı. Bu bir dönüm noktasıydı. Rusya, Türkiye’ye şu mesajı verdi: “Biz Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız. PKK dâhil, Türkiye’deki ayrılıkçılığa destek vermeyeceğiz. Bunun karşılığında Türkiye’den de Çeçen ayrılıkçılara destek vermemesini, Rusya’nın toprak bütünlüğüne saygı duymasını istiyoruz” dedi. Türkiye bu mesajı aldı ve ilişkiler bir üst aşamaya geçti.

2000’lerin başında “Türkiye, Rusya’yla ittifak kurmalı” denilen bir noktaya geliniyor. Akkuyu Nükleer Santrali… Bir ülkenin, başka bir ülkenin ilk nükleer santralini inşa edecek olması, stratejik işbirliğinin çok üst bir seviyeye çıkması anlamına geliyor.

2008’e kadar kademeli bir yükseliş var. Ama 2008’ten itibaren üç alanda (Gürcistan, Suriye ve Ukrayna) çıkarların karşı karşıya gelmesi, bu yakınlaşmanın sınırlarını da gösterdi. Türkiye ve Rusya zayıflıklarında dost ve müttefik; ama güçlendiklerinde rakiptir. Aralarındaki stratejik boşluk, güçlendiklerinde kapanıyor.

TÜRKİYE VE NATO’YLA SAVAŞI GÖZE ALAMAZLAR 

“Zayıfken dostlar, güçlüyken düşmanlar” teorinizin Suriye meselesinde de geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz? Zira Suriye meselesine Türkiye de, Rusya da kendilerini epey güçlü görerek müdahil oldular.  

Elbette. Müdahilliklerinin artışı, kendi güç algılarının artışıyla paralel. Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi, bir duvara çarpma olarak mı algılanır, yoksa Rusya’yı daha da mı saldırganlaştırır? Bunu Rus siyaset yapıcılar belirleyecek. Türkiye ve NATO ile savaşı göze almaları bence mümkün değil. İntihar gibi bir şey! Şu anda Rusya kaynakları açısından ayağını yorganın en uç noktasına kadar uzatmış durumda. Türkiye de öyle. Bu nedenle dış politikada daha realist bir noktaya gelmek için çaba veriyor.

TÜRKİYE’NİN IŞİD’İ DESTEKLEDİĞİ İDDİASI TEMELSİZ 

Putin, Türkiye’nin IŞİD’den petrol aldığını belirterek, Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini belirtti. Rus kamuoyunda bu konuyla ilgili eldeki verilerin paylaşılacağı yönünde ifadeler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Ben Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiğine dair somut ve ikna edici hiçbir bilgi veya belge görmedim. Eğer gerçekten ellerinde böyle bir belge varsa, ancak bunları açıkladıklarında bir yorum yapılabilir. Kaldı ki stratejik açıdan baktığımda da Türkiye’nin IŞİD’i destekleyebileceği iddiasını mantıklı bulmuyorum. Çünkü ABD, Fransa ve Türkiye, Esad’a karşı savaşan belli muhalif grupları, Özgür Suriye Ordusu gibi geniş koalisyonları ve Türkmen gruplarını açıkça destekliyor. Oysa IŞİD; ABD, Fransa ve Türkiye’nin desteklediği bu gruplara saldırıyor ve onları çok zayıflatıyor. Eğer IŞİD olmasaydı belki de bu Doğu Suriye’de Özgür Suriye Ordusu ılımlı muhalefetin yanında saf tutacaktı ve Esad çoktan devrilmiş olacaktı. Kısacası, Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği iddialarını hem ampirik hem de teorik olarak temelsiz buluyorum.

RUS ELİTLERİNİN UÇAK YORUMU ÖNEMLİ 

Rusya’nın S-400 füzelerini Lazkiye’ye konuşlandırması ve olası bir yeniden saldırı halinde bu füzeleri kullanacağını beyan etmesi, insanın aklına bazı sorular düşürüyor. Rusya yeniden sınır ihlali yaparsa, Türkiye aynı karşılığı verirse ve Rusya buna bir füze saldırısıyla mukabelede bulunursa bir savaş ihtimali belirir mi?   

Rus uçaklarının Türk hava sahasını yeniden ihlal edeceğine pek ihtimal vermiyorum. Bu konuda bence sonuç alıcı bir olay olmuştur. Bundan sonrası spekülasyon olur. Somut olay kendi başına bir sonuç doğurmuyor. Habsburg, Rus ve Osmanlı imparatorlukları, aşağı yukarı aynı tarihlerde, 1. Dünya Savaşı sonrası çöktü. Ama üçünün de eliti bu çöküşü çok farklı yorumladı. Türk tarih yazımında, çok dilli, çok dinli yapıların ayakta kalamayacağı vurgulandı. Ama Rus elitleri öyle yorumlamadı. Birkaç sene sonra apayrı bir ideolojiyle ve daha da geniş biçimde Sovyetler Birliği inşa edildi. Alman-Avusturya eliti de, tamamen etnik milliyetçi bir yorumla sonunda Nazi Almanya’sına doğru gitti. Uçak düşürme olayını da Rus elitinin nasıl yorumlayacağı çok önemli. Bunu önümüzdeki birkaç hafta içinde görürüz. Ben gerginliğin düşeceğini tahmin ediyorum.

NOKTA HABER