Demir Perde Ötesinden Gelen En Güçlü Filmler

12 Aralık 2014 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

fo_film_przesluchanie_08_43594

Komünizm döneminde çekilen komedi, belgesel ve efsanelerin tek bir amacı vardı: Baskıcı rejime karşı entelektüel seviyede bir mücadele vermek. Sansür o dönem boyunca bu yapımların yayınlanmasına engel oldu. Ancak bu, onları daha çok rağbet görür hale getirdi. Hiç kanınızla, canınızla emek verdiğiniz bir filmin sonunda sansürleneceğini düşünür müsünüz? İşte, bu filmlerin Komünizm altındaki Polonya’da başına gelen de bu oldu!

Yasaklı raf

Komünist parti ve sistemi eleştiren veya anti-Komünist düşünceyi yaymaya çalışan herhangi bir filmin yayınlanma şansı yoktu. Hepsinin kaderi sonunda paketlenip saklanmaktı. Sansürün rolü, halkın bu filmleri izlemesini engellemekti. Ancak tekrar düzenlenip bir tehdit olmaktan çıkınca, sansür de ortadan kalkabilirdi. Polonya Halk Cumhuriyeti halkından gizlenen 30’u aşkın film vardı. Bu filmlere “raflık” anlamına gelen “półkownicy” adı veriliyordu. Bunların bazıları 2-3 yıl raflarda saklı kalmıştı (Feliks Falk‘ın And All That Jazz ya da Wiesław Saniewski‘nin Custody’si gibi), diğerlerinin rafta kalma süresi 18 yıl (Jerzy Skolimowski‘nin Hands Up! filmi), hatta 25 yıl (Aleksander Ford’un Eighth Day of the Week) sürdü. Bu konudaki rekor, Jacek Burtymowicz’nin çekiminden 37 yıl sonra prömiyerini yapan Fern Flower filmine ait.

Yasak raf koleksiyonundan bahsedilecek ilk iki film, Antoni Bohdziewicz’in savaşın hemen ardından, 1945 yılında çektiği 2 x 2 = 4 ve Leonard Buczkowski’nin W chłopskie ręce adlı kısa filmleri. İkisi de savaşın hemen ardından yönetimi devralan rejim tarafından yasaklandı. Yönetmenlere verilen bilgi ise filmlerin yeterince “hararetli” olmadığı ve fazla “muğlak ideoloji”de olduğuydu. Kısa bir süre sonra koleksiyona katılan filmler, Stanisław Wohl ve Józef Wyszomirski’nin 1946’da çektikleri Two Hours oldu. Film raf hapsinden ancak 1957 yılında çıkabildi.

Polonya: Jerzy Skolimowski – Hands Up! (Eller Yukarı)

andrzej pagowski ilustrujac filmy 3_6911376
Jerzy Skolimowski’nin “Eller yukarı!” filminin afişi, Andrzej Pągowski

Film, 1967 yılında çekildi ve tam 18 yıl sonra rüştünü ispatladı. Halka ilk kez 1985 yılında gösterildi. Sansürcülerin filmde beğenmedikleri neydi?  Skolimowski’nin “müşkülpesentliği ve pesimizmi”.

Film, gençlere yönelik bir Komünizm derneğinin eski üyeleri olan ve bitirdikleri tıp fakültesinden mezuniyetlerinin 10. yıldönümünde tekrar bir araya gelen bir grup arkadaşı konu alıyor.

Hepsi kendi yolunu çizmiştir. Hepsinin parası ve güzel arabaları vardır (kendi isimleri yerine her birini arabalarının markalarıyla tanıyoruz) ancak yine de kendilerini tatminsiz hissetmektedirler. Gruptan bir arkadaşları eksiktir. Bu, “rahatız edici” sorular sorduğu için dernekten atılan arkadaşlarıdır. Seyirci onun neden eksik olduğu sorusuyla baş başadır.

Ancak onun orada olmayışının nedenini tek tahmin eden seyirci değildi; sansür kurulu da alt metni gayet açık bir şekilde okumuştu.

Macaristan: Péter Bacsó – The Witness  (Tanık)

swiadek_kadr_
Péter Bacsó’nun “Tanık” filminden bir sahne, fotoğraf: özel arşiv

Bacsó’nun 1969 yılında çektiği komedi, halka açılmadan önce tam 12 yıl beklemek zorunda kaldı. Toplumdan uzak tutulmasının nedeni, Komünist diktatör Mátyás Rákosi’nin saçma ve gerçek üstü tasviri idi. Filmin kahramanı ise, fakir bir gardiyan olan József Pelikán’dır. Fakat merkez yönetimde çalışan ve eski yeraltı ordusundan arkadaşı olan Dániel Zoltán ile karşılaşınca hayatı sonsuza kadar değişir. Yıllar sonra, bu bağlantı sayesinde hükümetten özel bir teşekkür alır: Macaristan’ın ilk portakalını yetiştirme görevi.

Bizim komedi olarak gördüğümüzü Komünist rejim Sosyalizme bir hakaret olarak görmüştü.

Polonya : Ryszard Bugajski – The Interrogation (Sorgu)

Sıkı yönetim döneminde çekilen film, Komünist terörün en ilkel tasvirini sunuyor. The Interrogation yedi yıl süresince sansürlü kaldı. Güvenlik Bürosu tarafından yakalanan ve arkadaşının aleyhine ifade vermeye zorlanan bir sanatçının hikayesini anlatıyor. Film, “Polonya Halk Cumhuriyeti tarihinin en anti-Komünist filmi” olarak takdir gördü.

Film, tarihin akışını değiştirdi. Andrzej Wajda’nın parlak buluşu film yapım stüdyosu Zespół Filmowy X’in 1982 yılında dağılmasına ve Ryszard Bugajski’nin Polonya’dan göç etmesine neden oldu.

Komünizm Hakkındaki En Güçlü Filmler

Polonya: Maciej J. Drygas – Hear My Cry (Sesimi Duyun)

Kadr z filmu "Usłyszcie mój krzyk" Macieja Drygasa, fot. materiały archiwalne
Maciej Drygas’nın “Sesimi Duyun” filminden bir sahne, Fotoğraf: arşiv

Belgesel, totaliter rejime karşı rahatsız edici bir suçlama. Hear My Cry (Usłyszcie mój krzyk) 1991 yılında çekildi. 8 Eylül 1968 tarihinde Varşova’daki Ulusal Stadyum’da (sonradan 10. Yıldönümü Stadyumu olarak adlandırılmaya başlandı) bir hasat festivali sırasında intihar eden memur Ryszard Siwiec’in hikayesini anlatıyor. Siwiec’in bu eylemi “dünyayı ele geçiren yalan diktası”na karşı bir protestoydu.

Trajik olayın 7 saniyelik bir bant kaydı bulunuyor. Yönetmene göre bu kısa parça, üzerinde bir çalışma yapmak için yeterliydi; bunun üzerine insan onuru ve hümanist değerler için savaş konulu bir film yarattı. Drygas’ın filmi, Polonya’daki belgeseller arasında bir başyapıt, belki de en güçlüsü.

Polonya: Andrzej Wajda – Man of Marble (Memer Adam)

Scena z filmu "Człowiek z marmuru" Andrzeja Wajdy, 1976. Scena zbiorowa, fot. Reanata Pajchel / Studio Filmowe "Zebra" / Filmoteka Narodowa / www.fototeka.fn.org.pl
Andrzej Wajda’nın “Man of Marble” filminden bir sahne, 1976. Fotoğraf: Renata Pajchel / Studio Filmowe “Zebra” / Filmoteka Narodowa /www.fototeka.fn.org.pl

Man of Marble, Wajda’nın en iyi filmlerinden biri. Birçok insanın Komünizm hakkındaki hislerini film formuna dönüştürüyor: Hayal kırıklığı. Film, Polonya Halk Cumhuriyeti’nin işçi sembolü Stakhanov hakkında bir belgesel için materyal toplamaya çalışan genç gazeteci Mateusz Birkut’un hikayesiyle şekil alıyor. Onun yükselişi ve düşüşü Komünist sistemin vaatlerini paramparça etti. Her ne kadar, sansür şüphelerini üzerine çekmemek için filmin açık uçlu bir sonu varsa da Mateusz Birkut’un, 1970 yılında Gdańsk tersanesinde gerçekleşen grev sırasında, askeri güçler protestocuların üzerine ateş açtığında öldüğü çok açıktı.

Rusya: Nikita Mikhalkov – Burnt by the Sun (Güneş Yanığı)

Kadr z filmu "Spaleni słońcem", fot. SIPA Press / East News
Nikita Mikhalkov’un “Burnt by the Sun” filminden bir sahne, fotoğraf: SIPA Press / East News

Yıl 1936 ve Stalin, Sovyet Ordusu içindeki etnik temizliği yürütüyordu. Kurbanlar arasında devrimci Kotow (Nikita Mikhalkov), eşi Marusia (Ingeborga Dapkunaite) ve kızı (Nadezhda Michałkowa) bulunuyordu. Oskarlı film, tarihin dönen tekeri altında parçalanan hayatların ve kurbanların nostaljik hikayesini anlatıyor. Mikhalkov’un filmi 20. yüzyıl Rus tarihinin en karanlık dönemini gözler önüne seriyor. Mikhalkov yıllar sonra, filminin güzel efsanesini, milliyetçi propaganda türüne giren iki farklı film çekerek yok etti.

Totalitarizme gülmek

Çekoslovakya: Jaromil Jireš – The Joke (Şaka)

Yönetmenin en öne çıkan filmlerinden biri olan The Joke, Milan Kundera’nın romanının bir adaptasyonu. 1968 yılında çekilen film, kız arkadaşına yaptığı gereksiz bir şakadan dolayı Çekoslovakya Komünist Partisi’nden kovulan ve daha sonra intikam alan Josef Somr’un hikayesini anlatıyor.

The Joke, 60’lı Çek Yeni Dalga başyapıtlarından biri oldu.

Polonya: Jerzy Gruza – Party for Ten People Plus Three (On Artı Üç Kişi için Parti)

Sistemle dalga geçerek mücadele etmek, en tehlikeli yoldu ve yönetmenler bunun farkındaydı. Jerzy Gruza, Polonya Halk Cumhuriyeti’nin en popüler komedi dizilerinin yapımcısıydı: Evde Savaş (Wojna domowa) ve Kırk Yaşlarında (Czterdziestolatka). Sistemin saçmalıklarını bulup onlarla dalga geçerdi. En iyi filmlerinden biri ise On Artı Üç Kişi için Parti (Przyjęcie na dziesięć osób plus trzy) idi.

Senaryosu Jan Himilsbach tarafından yazılan film, karmaşık değerleri olan dejenere sistemi resmediyor. Para olmadığı söylendiği için maaşlarını alamayan işçilerin yanı sıra yöneticiler için düzenlenen lüks yemekler. Sansür, rahatsız edici bu gerçeği fark ettiğinde filmin yedi yıl boyunca halka gösterimini yasakladı.

Polonya: Stanisław Bareja – Teddy Bear (Oyuncak Ayı)

Kadr z filmu "Miś", fot. Studio Filmowe Zebra /Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl
Bareja’snın “Teddy Bear” filminden bir sahne, fotoğraf: Studio Filmowe Zebra /Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl

Bareja‘nın Teddy Bear’ı Polonya komedilerinin Monty Python and the Holy Grail’i sayılır. Yönetmen, başarılı çalışmalarını yaratmadan önce, Polonya Sosyalizmi ile Esmer Arayacak(Brunet wieczorową porą, 1976), Beni Yakaladığında Ne Yapacaksın? (Co mi zrobisz, jak mnie złapiesz?, 1978) gibi komedilerle yıllardır dalga geçiyordu zaten.

Teddy Bear, sansürcülüğün çözülmekte olduğu 1980 yıllarında çekildi. Bu nedenle, Bareja istediği kadar ileri gitti.

(Demir) Perde Arkasından Gündelik Hayat

Çek Cumhuriyeti: Forman ve diğerleri

Çek Cumhuriyeti, Komünizme 41 yıl ve binlerce kurban (267 bin mahkum, 248 bin politik nedenli infaz) verdi. Fakat Çekoslovak sineması, sistemin çarpıklığı konusunda sesini hiç yükseltmedi. Vojtech Jasny, 1967 yılında kolektifleştirme ve kamulaştırma altında hayatta kalmak için mücadele eden Çek köylüler hakkında bir hikaye olan All My Good Countrymen’i yönetti. Film, Çekoslovakya’da 1968 yılı sonrası yasaklandı. Fakat, çoğu film yapımcısı gerçeğin resmini çizebilmek için hicvi kullanmaya başladı. Ivana Passer, Jaroslav Papoušek ve Miloš Forman’in belirttiği gibi “Hayat, sorunlar, Gagarin, Čáslavska ya da Karel Gott olma şansını edememiş olanların acı ve zevkleri” ile ilgileniyordu.

Ahlaki Anksiyete Sineması

Kadr z filmu "Wodzirej" Falka, fot. fot. Studio Filmowe Zebra /Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl
Feliks Falk’un “Top Dog” filminden bir sahne, fotoğraf: Studio Filmowe Zebra /Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl

70’li ve 80’li Polonyalı film yapımcıları bu bakış açısını paylaştı. Krzysztof KieslowskiAgnieszka HollandKrzysztof Zanussi ve Feliks Falk, komünist propaganda makinesi tarafından yayılan yalanlar ve sahtekarlığı göstermek amacıyla ahlaki kaygı sinemasını yarattılar. Akım, Krzysztof Kieślowski’nin 1975 yapımı Personnel adlı filmle başladı. Bir sonraki yıl, The Calm filmiyle neslin ahlaki kaygılarını sinema diliyle anlattı. Sansür bu durumdan memnun değildi. Filmin prömiyeri beş yıl ertelendi.

Agnieszka Holland’ın, daha sonra ünlü The Wire dizisinde yaptığı gibi, yoksulluğu yüceltmeden tasvir ettiği filmi Lonely Woman gösterime uygun bulunmadı. 1981 yılında yapılan film, sekiz yıl boyunca ertelendi.  Kieslowski‘nin Blind Chance  filmi altı yıl boyunca rafa kaldırıldı. Film, 20 yıl sonra dijital restorasyona girdi ve yeniden yapım sanatçıları filmde sansür nedeniyle silinmiş 6 sahne buldu. Sadece bir sahne kurtarılamadı – milis kuvvetlerinin kahramanı dövdükleri sahne. Sahnenin tüm görüntüleri silinmiş sadece sesleri bırakılmıştı.

"Barwy ochronne", reż. Krzysztof Zanussi, fot. Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl
Krzysztof Zanussi’nin “Camouflage” filminden bir sahne, fotoğraf: Filmoteka Narodowa/www.fototeka.fn.org.pl

Fakat bunlar, sansürcülerin yasaklanmış çalışmalar listesine aldığı bilinen yegane sahneler değil. Aynı zamanda, Krzysztof Zanussi‘nin kurumlardaki adam kayırmacılığı ortaya çıkaran Camouflage,Feliks Falk‘sun Top Dog ve Kieślowski’nin Amateur filmleri de hayatta kalma aracı olarak çıplak konformizmi gözler önüne serdikleri için yasaklandı.

Homo sovieticus yaşıyor

Marian Dziędziel w filmie "Dom zły" w reżyserii Wojciecha Smarzowskiego, fot. materiały prasowe / ITI Cinema
Marian Dziędziel, Wojciech Smarzowski’nin “The Dark House” filminde, fotoğraf: basın materyalleri / ITI Cinema

Polonya Halk Cumhuriyeti dönemi Polonya sineması, Komünist sistemin farklı sapmalarını becerikli bir şekilde tasvir etti. Yine de Wojtek Smarzowski haricinde ülkedeki hiç bir sinematograf Sovyet sisteminin çağdaş toplum üzerindeki, geçmek bilmeyen mirasını konu alan bir eser yaratmadı. “Homo sovieticus” temelli olarak yok mu oldu, yoksa mutasyona mı uğradı?

Romanya: Christiana Mungiu – 4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün

Romanyalı ve Rus büyük film yapımcıları (Alexey Balabanov ve onun totalitarizm altında yaşayan insanların ahlaki yozlaşması hakkındaki şok edici filmi Cargo 200) sistemlerin halkın düşünce yapısındaki etkilerini yansıtan filmler yapmayı başardı.

Romanya’dan en önde gelen örnek, 2007 yapımı film “4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün”. Palme d’Or (Altın Palmiye) ödüllü filmde Mungiu’nun kahramanı, Komünist Romanya’da hamile kalan ve yasadışı kürtaj yaptıran bir öğrenci.

Film, sadece Romanya sinemasından iyi bir örnek olmakla kalmıyor. 2005 yılında, Cristi Puiu,komünizmin kalıntıları üzerine kurulmuş ve aynı düzeyde ruhsuz post-komünist sistemin resmini çizdiği filmi The Death of Mr Lazarescu’yu ve Corneliu Porumboiu da tarihin, yönetici sınıfının çıkarları doğrultusunda nasıl değiştirildiğini anlattığı 12:08 East of Bucharest filmlerini çektiler. Mungiu, Porumboiu ve Puiu, Komünizmin Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla yok olmadığını ve yıllar boyunca ezilen insanların zihninde yaşamaya devam ettiğini gösterdiler.

Çeviren ve düzenleyen: Didem Bilgin

Kaynaklar:

  • Filmpolski.pl.
  • Peter Hames, “Czechosłowacka Nowa Fala”, przeł. Grażyna Świętochowska i inni, Słowo/Obraz Terytoria, Gdańsk 2011.
  • Tadeusz Lubelski, “Historia niebyła kina PRL”, Znak, Kraków 2012.
  • Tadeusz Lubelski, “Historia kina polskiego (1895-2007). Twórcy, filmy, konteksty”, Videograf, 2009,
  • Polskie kino dokumentalne 1989-2009. Historia polityczna, tom zbiorowy, Warszawa 2011.