Büyükelçi Tezel: Kırım Tatarlarına desteğimiz artarak devam etmekte

6 Kasım 2015 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

ca4703c8c937e3292da39049bfc0ded7Yönet Can Tezel, Türkiye Cumhuriyeti Kiev Büyükelçisi QHA-Kırım Haber Ajansı’na özel konuştu.

Ukrayna-Rusya krizin başladığı 2014 yılının başından beri Türkiye Cumhuriyeti, Ukrayna’da meydana gelen olaylara ilişkin özel bir yaklaşım sergiledi. Bu durum, hem bahse konu olan olayların Karadeniz bölgesinde Türkiye’ye komşu olan Ukrayna’da meydana gelmesinden hem de 2014 yılının ilkbaharındaki olayların içinde kardeş Kırım Tatar halkının olmasından kaynaklanıyor.

QHA müdürü Gayana Yüksel, Büyükelçi Tezel ile yaptığı özel röportajın birinci kısmında Ukrayna-Rusya çatışmasına ilişkin Türkiye’nin yaklaşımı, Türkiye-Ukrayna işbirliği ve diger konular ile ilgili bilgi aldı.

3.KISIM

–    Kırım konusuna geçmek istiyorum. Mart 2014’de Kırım Rusya tarafından işgal edildi. Dünyada birçok ülke tarafından bu işgal tanınmadı. Yani 180 ülkeden 100 ülke bu işgali tanımadı. Türkiye de onların arasında. Fakat ondan sonra Avrupa Birliği ve Amerika tarafından uygulanan yaptırımlara Türkiye katılmadı.  Neden katılmadı?

–    Bir defa şunu söylemek isterim. Bizim bir Ukrayna’daki sıkıntıdan bağımsız olarak yaptırımlar konusunda genel bir tutumumuz var. Biz Birleşmiş Milletler’in yaptırımlarına katılmayı tercih ediyoruz.

Öyle bir bölgedeki Türkiye, hangi döneme bakarsanız bakın, etrafımızdaki bazı ülkelere karşı yaptırımlar her zaman var. Biz her zaman Türkiye’nin ötesinde bir yerde yaptırım kararları alındığı zaman otomatik olarak katılacak olsak, sürekli çevremizle ticareti, işbirliğini yada en azından ilişkileri askıya almak zorunda kalacağız.

O yüzden bir kararımız var, biz Birleşmiş Milletler yaptırımları bağlayıcılığı olan yaptırımlar olursa katılıyoruz, ama alınma aşamasında bize danışılmayan durumlarda bunu değerlendirmemiz gerekiyor.

–    Yani Kırım ile ilgili, Birleşmiş Milletler’in kararı olsaydı Türkiye katılır mıydı?

–    Tabii ki, Birleşmiş Milletler’in yaptırımları zaten bağlayıcı. Daha önce bölgemizde oldu bu. Bizim Rusya ile önemli ilişkilerimiz var, bu önemli bir ülke, herkes için, Türkiye için, Avrupa için, hem de Ukrayna için, gelecekte de öyle olmaya devam edecek. Fakat bizim ilişkimize baktığımız zaman, o ticarette Rusya ile ihracatımıza baktığımız zaman,öyle büyük stratejik ürünler söz konusu değil. Ve bizim ticaretimizin önemli rakamlar tutmasına değil, daha çok enerji ve gaz alıyor olmamızla açıklıyor olmamız lazım. Bunu unutmamak lazım. Ama yaptırımlar uygulayan Avrupa devletlerinin ticari ilişkilerine de bakarsanız onlar da esasen önemli oranda devam ediyor.

Burada dediğim gibi hem Türkiye’nin karar verilirken davet edilmediği ve görüşlerini belirtemediği bir kriz bağlamında, sonradan ortaya çıkmış birtakım tedbirlere otomatik olarak katılmasını beklemek bence doğru değil.

Aynı zamanda şundan bahsedilebilir, Avrupa Birliği kendi içinde, kendi üreticilerine, kendi vatandaşlarına bu yaptırımlardan kaynaklanabilecek sıkıntıları telafi edecek birtakım mekanizmalara sahip, bizde o da yok.

Yani farklı kategoriler olarak düşünüyoruz. Bizim tutumumuz belli. Bunu anlayışla karşılayabileceklerini düşünüyoruz. Biz bu ihtilafın hallolması için çabamız her konuda olduğu gibi açıkça sıkıntılarımızı kendi dilimizle, kendi ortamızda Rus tarafına söylüyoruz. Türkçede bir tabir var, ben bunu genelleştirerek söylemek istiyorum: “Dost acı söyler”, biz bunu yapıyoruz.

–    Bazıları bu yaptırım konusunu değişik bir açıdan değerlendiriyor. Bizi Avrupa Birliği’ne yanaştırmıyorsunuz, bu da bizim size mesajımız. Olabilir mi?

–    Evet, öyle birileri değerlendiriyor olabilir. Bu çocukça bir dış politika olurdu. Türkiye’nin belli bir konuda aldığı karar, işte başka birisine şöyle bir mesaj verelim falan değil. Bizim Avrupa Birliği ile ilişkimizin bir temeli var. O ilişkinin temeli de şu: biz insanımıza daha iyi siyasi, ekonomik ve sosyal standartlar vermek istiyoruz. Bu kararımız, demokrasinin bir gereği ve bunun yolun da Avrupa’yla entegrasyon, Avrupa Birliği’ne üye olduğumuz yıllar önce karar verdik, halk olarak karar verdik. Bu bizim stratejik tercihimiz. Bunun belli bir yöntemi de var. Bu doğrultuda gidiyoruz. Burada Avrupa’dan kaynaklanan bazı sıkıntılar oluyor.

Yani bir yandan biz bu süreçte ilerlerken, üzerimize düşenleri, ne eksiklik varsa onları kabul ediyor ve düzeltmeye çalışıyoruz, ama özellikle son yıllarda, son onyıllarda en azından, asıl sıkıntının Avrupa kaynaklı olduğunu da görmek gerekiyor. Fakat bu kendi başına bir kulvardır.

Biz Avrupa’nın eleştirdiğimiz yönlere sahip olduğunu biliyoruz, ona rağmen Avrupa Birliği’ne üyeliği arzu ediyoruz. Yoksa biz zaten birçok yönümüzle Avrupa’da önemli bir gücüz. Avrupa Birliği’ne üyelik bağlamında ise, dediğim gibi, bunun bir yöntemi var. Tabii şunu da teslim etmek lazım. Avrupa Projesi, çok önemli bir proje ve dünyada eşi benzeri görülmemiş müthiş başarılı, büyük oranda başarılı, günümüze kadar en azından, bir entegrasyon projesi. Biz bunun cazibesini görebiliyoruz. O yüzden de ilgimiz var.

Sıkıntı, Türkiye’ye yönelik bazen çifte standartlar olduğu zaman ya da çeşitli Avrupa ülkelerinin iç politikalarından kaynaklanan haksızlıklar, peşin yargılar olduğu zaman ve bize karşı kullanıldığı zaman bizim halkımız da buna tepki duyuyor. O yüzden zaman zaman Avrupa Birliği’ne üyelik meselesinde Türk halkının tereddütleri olabiliyor. Bu çok normal, aslında üyeliğe yaklaştıkça bu tür tereddütler artar, diğer Avrupa Birliği üyelerinin, sonradan Avrupa Birliği’ne üye olmuş halk oylarının zaman içinde değişimine bakarsanız bunu görürsünüz.

Biz, Avrupa Birliği projesine karşı değiliz fakat bize karşı tavırlara, haksızlıklara karşıyız. Onu mutlaka ortaya koymak lazım. Buradan Ukrayna’ya dönecek olursam, Ukrayna da bu yönde demokratik, meşru bir karar verecekse ona saygı duymak lazım. O yüzden biz de Ukrayna’nın Avrupa Birliği’yle bu yakınlaşma, entegrasyon çalışmalarını anlıyoruz ve destekliyoruz tabii ki. Türkiye için dediğim gibi, bunun uzun bir geçmişi var. Biz, eksiklerimiz olduğu zaman görüyoruz, kabul ediyoruz. Bize çok da yaradı bugüne kadar Avrupa Birliği. Bizim birtakım hamleler yapmamızda destekleyici rolü olduğunu inkâr etmiyoruz.

Avrupa Birliği, dünyada daha etkili bir aktör olmak istiyorsa, evrensel değerleri yayabilen, farklı kültürlerle konuşabilen ve sadece kendi içinde müreffeh küçük bir dünya bölgesi olmanın ötesinde bir şeyler olmak istiyorsa, daha vizyonlu olmak istiyorsa ve davranmak istiyorsa Türkiye’nin üyeliği tabii ki onlar için çok faydalı. Bu geçmişte görüldü, bugün de birçok insan görüyor ama bazen dönemsel, iç politika kaynaklı sıkıntılar çıkıyorsa, bu da Avrupa’nın sorunu.

–    Kırım Tatar Milli Meclisi ve bazı aktivistler tarafından yaklaşık bir ay önce Kırım Ablukası başlatıldı. Konuyu biliyorsunuz. Abluka hakkında ne düşünüyorsunuz?

–    Bir defa bu olayın başlangıcında anladığım kadarıyla özellikle Kırım Tatar soydaşlarımızın bir hayal kırıklığı yatıyor. Hem yarımadadaki şartlar düzelmiyor, hem de Ukrayna’dan umdukları bir takım gelişmeleri de tam istedikleri hızda olmadı. Bunların bir yansıması olduğunu anlıyorum. Dolayısıyla bu bir sivil toplum tepkisi anladığım kadarıyla. Fakat sonuçlarını ve etkisini kestirmek zor. Umarım bunun etkileri yarımadadaki soydaşlarımızın daha fazla zora, dayanılmayacak noktaya getirmez.

Kırım Tatar siyasi geleneğinde barışçı olmak var. Bu gelenekten sapmamak önemli. Zaten çok değerli lideriniz Sayın Mustafa Kırımoğlu’nun temsil ettiği bu hayat tarzı, bu mücadele tarzı Kırım Tatarlarının en büyük üstünlüğü bence, zaafı değil, en büyük avantajı.

Ablukanın ayrıntılarını hakikaten bilmiyorum, ne kadar etkili olabilecek, ne kadar tepki doğurabilecek veya ne kadar acaba bazı soydaşları daha da zor duruma sokabilir yarımadada. O tepkileri görmekte, ölçmekte ben şahsen zorlanıyorum.

Maalesef tabii Kırım’daki bu durum dolayısıyla Kırım’dan nabız tutmak daha da zorlaştı. Basın da, özellikle yerel basın güvenilir bir bilgi kaynağı olmaktan çıktı benim açımdan. Böyle bir sıkıntı söz konusu, değerlendirme yapmak zor. Bizim oradaki varlığımız zaten biliyorsunuz olumsuz etkilendi. Maalesef yıllar önceden peşinde olduğumuz Akmescit’te (Simferopol) Başkonsolosluk açma arzumuz zamanında kabul görmedi bu ülkede ve bu yasadışı ilhak girişiminden sonra da varlığımız, mevcudiyetimiz daha da azaldı. Türk Hava Yolları uçuş düzenlemiyor biliyorsunuz.

–    Seneler önce Akmescit’te T.C. Başkonsolosluğu’nun açılmasına Ukrayna mı engel oldu? 

–    Yani Kırım Ukrayna’nın yönetimindeyken, (fiilen de, hukuken zaten öyle olması gerekir), bizim taleplerimiz vardı bunlar karşılanmadı. Onun tam sebeplerine şu anda girmek istemiyorum. Ama kendimizi bulduğumuz nokta uzun zaman, yıllarca biz konsolosluk açmak istedik açılamadı. Talep de vardı. Bugün de biraz daha uzaklaşmış durumdayız. Bunu istemiyoruz, biz temasımız devam etsin istiyoruz. Bizim soydaşlarımızla, Kırımlılarla genel olarak ama özellikle Kırım Tatar Türkleriyle yakın ilişkilerimizin olması lazım.

Bu Kırım’daki fiili durumu tanıdığımız anlamına gelmeyecek ama bizim soydaşlarımız var. Bu insanların birtakım ihtiyaçlarını karşılamaya devam etmek gerekiyor. Açıkçası böyle düşünüyoruz. Umarız daha zor şartlarda yaşamak zorunda kalmazlar soydaşlarımız. Önemli olan bu, çünkü çok acı çekmiş bir halk, tarihi boyunca haksızlığa uğramış bir halk. Tam da bunların belki gerçek anlamda telafi edilebileceği bir döneme girilirken bu ihtilaf ortaya çıktı ve bu bir haksızlık. Haksızlık hallolacak derken yeni bir olumsuzlukla karşılaştı soydaşlarımız. Bizim yardımcı olmamız lazım, dikkatli olmamız lazım.

–    Ablukanın amaçlarından birisi sadece Kırım Tatarlarına değil, Kırım’da  yaşayan tüm insanlara Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı olduğunu göstermek. Bu abluka devam ederken birkaç gün önce Rus resmi makamlarından Türkiye’den gıda maddelerini taşıyan gemilerin yeniden sefere başladığı ile ilgili açıklama geldi. Bir taraftan Türkiye Kırım işgalini kabul etmiyor, diğer taraftan Kırım’la ticaret yapıyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

–    Bizim Kırım’a yönelik ticaretimiz büyük oranda zaten diğer limanlara, Ukrayna limanlarına kaymış durumda. Bu meseleyi doğru perspektiften görmek lazım. Daha önce Kırım’a çok sayıda gemi, tonlarca çeşit malzemeler gidiyordu, dolayısıyla Kırım’a geldiği için Ukrayna pazarlarına hemen gidiyordu, belki oradan ayrıca ticaret yoluyla Rusya’ya gidiyordu. Bu şimdi büyük oranda kaydı.

Biz kendi gemicilik sektörümüze de uyarılarımızı yaptık. Biz bahsettiğiniz türde ticareti teşvik ediyor falan değiliz. Türkiye 75 milyonluk bir ülke, herhalde milli politikasını birkaç meta satmak üzerine kurmuyor. Çok daha büyük ilkeler, çok daha önemli stratejik meseleler söz konusu bizim için.

Ben onu şöyle görüyorum: Türkiye gibi bir ülkenin birçok özel bireyinin şu veya bu şahısla ilişkisini kullanıp birtakım kaçak yollardan bazı ticaret kanallarını kullanması söz konusu olabilir. Buna biz karşıyız, desteklemeyiz. Zaten bahsedilen gemilerin de Türk gemileri olmadığını anlıyoruz. Gri alanı kullanmak isteyenler olabilir. Bu Türkiye değilse başka bir ülke olabilir.

Türkiye’nin genel politikasını bilmek lazım ama bazı şirketler, bireyler birşeyler gönderiyorsa, ticari ilişkileri varsa bir şekilde bunu Türkiye’nin resmi politikasıyla özdeşleştirmemek lazım. Bunu basının, soydaşlarımızın anlaması önemli.

Fakat şunu da unutmayalım, Kırım Tatar soydaşlarımızın hakikaten canı daha fazla yanmamalı. Bununla da tabi şunu kastetmiyorum, o yüzden de biz ticaret yapalım, para kazanalım. Yani Türkiye’nin ekonomik boyutunu düşünürseniz Kırım bizim için öyle fırsat falan değil. Kırım, bütün sevgi ve saygımıza rağmen küçük bir yer. Türkiye’nin çok daha önemli büyük öncelikleri olabilir ticarette ve para kazanmasında. Yani Türkiye böyle küçük düşünmüyor demek istiyorum. Kırım’a birkaç şey satılsın da kazanalım.

–    Türkiye için küçük olabilir ama Kırım için bu çok önemli, hatta stratejik öneme sahip bir soru… 

–    Şu sebeple söyledim… Türkiye’nin ticaret yaptığına dair iddialar, Türkiye fırsatçı olarak görülüyor. Bir defa bu yanlış, bunu bir tarafa koyalım.

İkincisi, yerel makamların, yerel basının yaptığı Kırım Tatarlarıyla ilgili, liderleriyle ilgili yapılan haberlerin hepsine herhalde itibar etmiyorsunuz. Ama Türkiye hakkında birşey söylendiği zaman onlara da dikkatle bakmak lazım. Yani orda ne doğrudur, ne doğru değildir emin olunamıyor, dolayısıyla bir haber çıktığı zaman onu kesin hemen doğru alıp sorun çıkarmak hatalı. Bu konuda sizlerin özellikle tecrübeli olduğunuzu biliyorum. Çünkü neler yayınlanıyor,hangi amaçlarla… Biraz daha sağduyulu bakmak lazım haberlere. Büyük resmi görmek lazım. Türkiye’nin Kırım Tatar davasına verdiği destek zaten ortada. Onu kastettim.

–    Ben basit bir soru sorayım. Kanunen işgal altında olan bir bölge ile ticaret yasaklanamaz mı?

–    Biz zaten uyarılarımızı yaptık. Bu basındaki haberlere itibar etmek konusunda benim şüphelerim var. Çünkü makamlarımıza ilk danıştığımda bu haberleri duyduğumda bunu teyit edici bilgiler bana gelmedi. Ama Türkiye’de denizcilik sektörüne, diğer sektörlere gerekli uyarılar yapıldı ve bunu risk alarak  kendi sorumluluklarında bunu yaptıkları söylendi. 75 milyonluk bir ülke. Rusya’yı düşünün… 4 milyon turist geliyor Türkiye’ye, birtakım ilişkiler var. 700 bin Ukraynalı geliyor Türkiye’ye, birtakım ilişkiler var.

Devletin düzenlediği sahada, ekonomi bağlamında alırsak, devletin koyduğu kuralları ihlal etmeye çalışan, yollarını bulan, bulmaya çalışan birkaç kişi olabilir, bir kısmı başarılı da olabilir. Fakat bunlar istisnadır. Bunu Türkiye’ye, Türk halkına mal etmek yanlış, doğruyu görmek lazım. Bunu söylemek istiyorum.

–    Aslında bu Ukrayna-Rusya krizinde başından bu yana kadar Türkiye’nin ayrı bir pozisyonu var. Şimdi bize abluka ve Rus devletinden yapılan açıklamalar dışında başka haberler de bildiriliyor.  Ara sıra Kırım’a Türkiye’den iş adamları heyetleri geliyor. Büyük açıklamalar yapılıyor. Mesela heyetlerden birisi Kırım’a 12 milyar dolarlık yatırım yapacaktı. Kırım’da bu heyetler en üst seviyede kabul ediliyor. Bu işadamları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu açıklamalar ciddi olabilir mi?

–    Evet, Kırım’daki yetkililerin Kırım’a şu veya bu sebeple gelen işadamlarının hangi ülkeden olsun böyle el üstünde tutup büyük basın açıklamaları yapmalarını falan anlayabiliyorum. Ama az önce de verdiğim cevapta olduğu gibi birincisi, doğru bilgiyle yanıltıcı bilgiyi, hadi propaganda demeyim ama yanıltıcı bilgiyi ayırt etmek lazım. 12 milyar dolarlık yatırımdan bahsettiniz.

–    Evet altı ay önce Kırım Bakanlar Kurulu tarafından böyle açıklama yapıldı…

– Türkiye’nin resmi politikası belli. 12 milyar dolardan bahsediliyor, başka bir ülkeden, sanal bir ülkeden bahsediliyor herhalde.

Öyle birşey söz konusu değil. Kırım bizim için gayrimeşru şekilde ilhak edilmiş, ilhak etme çabasına maruz kalmış bir ülkedir. Biz bu ilhakı tanımıyoruz. Birleşmiş Milletler’de bu yönde oy kullandık, NATO müttefiki olarak öyleyiz, Avrupa kurumları üyesi olarak zaten böyle bakıyoruz, uluslararası camianın çok ezici çoğunluğuyla birlikte. Buna aykırı hareket etmek kendi politikamıza karşı davranmak olur. Dolaysıyla bu mantıklı değil tabiki. Dediğim gibi falanca bir belediyeden, falanca bir işadamı konseyinden senede bir kaç kişi bizim arzumuz dışında, istemediğimiz halde bir şekilde geliyorsa.

Türkiye polis devleti değil. Herkesin kafasına vurarak, şunu yapın bunu yapın diyen, herşeyi engelleyen bir ülke değil. Ülkeler arasında vizesiz gidiş-geliş de var, bu tür temaslar olabilir. Bunlar abartılıyor da aynı zamanda.

Bunu doğru perspektiften görmek lazım. Kendimi sizin yerinize koyduğum zaman anlayabiliyorum.Türkiye böyle bir destek beyan ediyor Kırım Tatar davasına, ama aynı zamanda bu yolla da acaba oradaki sıkıntılara sebep olan gelişmeyi, yönetimi meşrulaştıracak birşey mi yapıyor?  Asla böyle bir şey söz konusu olamaz!

Lütfen, bunu Kırım Tatar halkının bilmesi lazım. Kırım Tatar halkının da bizi tanıdığını ümit ediyorum. Zaten benim buradaki mesaimin önemli bir kısmı Kırım Tatar kardeşlerimizle, liderleriyle, Sayın Meclis Başkanı Çubarov’la, Sayın Kırımoğlu’yla geçiyor. Daha önce bizim Başkonsolosluğumuz Odesa’da Kırım meselesine bakıyordu,  şimdi benim en önemli iki dosyamdan biri haline geldi ve mesaimin büyük kısmını Kırım meselesine veriyorum. Buna ilgisiz değiliz. Böyle olmaya da devam edecek. Doğrusu da bu.

Bu konuda lütfen bir tereddüt olmasın, açıkçası tersine haberleri de kötü niyetli görüyorum, bu tuzağa düşmemek lazım. Soydaşlarımızın Türkiye’ye güvenmeye devam etmesi için yeterli sebepler var. Sadece temasımızda kopukluk var maalesef. O yüzden sizlere önemli rol düşüyor tabii ki…

4.KISIM

–    Türkiye’ye Kırım Tatarlarına bu zamana kadar büyük yardımlar yaptı. Gerek TIKA, gerek sivil toplum teşkilatlardan, gerek din cemiyetlerinden, gerek şahsi inisiyatifi kullanan insanlar tarafından yardım geliyordu. 23 yıl içerisinde bunu çok gördük ve bunu daha çok anlatmak lazım. Şimdi Kırım işgal altındayken yardım devam edebilir mi?

–    Tabii ki devam etmeli. Bizim bir sıkıntımız, daha önce başlattığımız bir takım yardım projelerinin, destek projelerinin sürdürülmesinde hayata geçirilmesinde yarımadadaki durum dolasıyla sıkıntılar var. Cami projelerimiz biliyorsunuz, yurt projelerimiz… Bunların yürütülmesinde sıkıntılar oluştu, ister istemez oluştu. Kırım’da meydana gelen gelişmeler dolayısıyla. Ama biz bunları devam etmek istiyoruz. Bizim Kırım Tatar soydaşlarımıza bir vaadimiz var ve gereğini yapmaya hazırız. Fakat bunu yaparken de o ilkeli politikamızdan taviz vermemeliyiz.

–    Ben sizi doğru mu anladım, yapılan yardımlar Ukrayna üzerinden mi gitmeli Kırım’a?

–    Yapabilirsek tabii ki Ukrayna üzerinden yardımları veya o malları ya da sorunsuz bir şekilde Kırım’a ulaştırabiliyorsak tabii ki. Fakat hayatın gerçeklerine baktığımız zaman soydaşlarımızın dini alanda, manevi konularda, insani ihtiyaçlarını her yönüyle karşılaması konusunda pratik hareket etmek gerekiyorsa öyle hareket etmemiz lazım. Orada hukuki teknik birtakım şeyleri gözardı edemiyorsak uygun formüller bulmak lazım.

Kırım Tatar halkının, Kırım Tatar liderliğinin yardıma ihtiyacı var. Bu yardım geçmiş dönemde de vardı.. Bunu daha etkin şekilde yapmamız lazım. Kırım Tatar soydaşlarımızın bu yardımı daha etkili kullanması lazım. Ortak dünyanın ilgisi Kırım meselesine, Kırım Tatarlarına daha fazla.  Bu bir avantajdır. Bunu iyi kullanmak lazım. Ukrayna da bizden Kırım Tatarlarına yardımcı olmaya devam etmemizi istiyor. Biz de yardımcı olmaya devam edeceğiz. Fakat dediğim gibi pratikte yarımadada bir takım projelerin devam etmesi zorlandı.

Orada bir TİKA ofisimiz var mesela, aktif olamadı, aktif olamıyor. Yani gerek TİKA, gerek bizim Diyanet İşleri Başkanlığımızın, başka kurumlarımızın çeşitli faaliyetler ve projeleri vardı, bunlar gidiyordu. Bir takım projeler vardı. Çok hızlı da gitmiyordu açıkçası bunlardan bazıları. Bunlardan şikâyetçiydik. Eski dönemde de şikâyetçiydik. Bir takım böyle şüpheler vardı, bence yersiz..Eski kafa ile herhalde, belki Başkonsolosluğun da açılmasını bu tür şeyler engellemiştir. Fakat geldiğimiz noktada biz bunları devam ettirmek istiyoruz, bunları devam ettirmemiz demek, çeşitli projeleri bir takım oldubitti kabul etmemiz anlamına gelmeyecek. Politikamızla çelişmeyecek bir şekilde ama insanların insani, manevi, dini ihtiyaçlarını soydaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak da isteriz tabii ki, bunun için de bir formül aramalıyız.

–    Kırım’da Cuma Camii Projesine devam edilecek mi Türkiye tarafından? Cami kurulacak mı? Birkaç ay önce Kırım Müftülüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın desteği ile inşasına birlikte başladık diye açıklama yaptı. Türkiye bu projeyi üstlendi ama işgalden dolayı durdurdu. Açıklayabilir misiniz?

–    Biz kurmak istiyoruz, tamamlamak istiyoruz. Bu önemli bir proje. Uzun bir zaman düşünülmüş, kafa yorulmuş, projeler hazırlanmış, bir aşaması belki çok iyi olmadığı için de güncellenmiş ve daha iyi hale getirilmiş. O kadar çalış-çalış çabala sonuçta belli bir olgunluğa gelsin ve donsun. Bu da bizim istemediğimiz bir şey. Soydaşlarımızın beklentisi var bunu devam ettirmek istiyoruz. Kolay değil tabii, yarımadadaki şartlardan dolayı.

Fakat biz bunu devam ettirmek istediğimizi herkese ilan ettik. Bir sıkıntıya sebep olmadan sonuca bakarak ama Türkiye’nin ilkeli politikasından taviz vermeden bunun yolunu bulmaya çalışacağız. Kurumlarımızın, diplomasinin yapması gereken bir şey. Kırıp dökerek değil, haklıyken haksız duruma düşerek değil, ilkelerimizden taviz vererek değil ama bizim vaat ettiğimiz, soydaşlarımızın beklediği bir şey, tabii ki yapmak istiyoruz. Bunun için de tüm taraflardan anlayış bekliyoruz.

–    Ben bu konuya biraz daha derin girmek istiyorum, biz bunu doğru mu anladık Ukrayna ile anlaşma olmazsa bu inşaat olmaz mı?

–    Biz bu camiyi ve başka projeleri, soydaşlarımızın çıkarına olan projeleri, bizim vaadimiz olan söz konusu projeleri, hem tabii ki KTMM’nin, Kırım Tatar liderliğinin, halkın, soydaşlarımızın, Ukrayna’nın da uygun göreceği şekilde, arzu ettiği, kabul edeceği şekilde ve tabii ki bölgede ister istemez işin gereği yerel yönetimi de düşünmek lazım, onların da kabul edeceği bir şekilde, bir formülde hayata geçirmek istiyoruz.

Bunun formülü bulunabilir.  Denene de bilir. Niyet önemli. Ve bunların da böyle bir istismar konusu yapılmaması gerekir çünkü bu dediğim gibi insani konu, vicdani bir konu. Hatırlarsanız, bir kaç ay önce Türkiye’den bir gayri resmi heyet gitti Kırım’a. Çok profesyonel bir heyetti ve bu gidişini ciddi önemli bir hazırlık aşaması gerekti. Gittiler ve doğru bildiklerini rapor ettiler. O süreçte bir şekilde tarafların bir ilgisi daha elinde oldu. Dolayısıyla istendiği zaman, arzu edildiği zaman formüller bulunabilir.

– Yurt konusuna gelince, Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniversitesi’nin bünyesinde olan Polietnik Kültür Merkezi’nin vaziyeti de cami gibi mi? Formül bulunsa gerçekleştirilebilir mi?

–    Evet, benim bakışım öyle. Çünkü mantık bunu gerektiriyor diye düşünüyorum açıkçası. Bizim yapmayı düşündüğümüz projeler vardı. Bu projelerden faydalanacak insanlar belli, bizim soydaşlarımız. Bu projeleri hayata geçirmek isteriz. Fakat bu projeleri hayata geçirelim derken haketmediğimiz birtakım yakıştırmalara tabi olacaksak, maruz kalacaksak, kabul etmediğimiz ilhakı tanımak gibi, bu tabii ki bizim için ciddi komplikasyon olur. O yüzden pratik çözümler üretmek lazım. Bu projelerin yürütülmesi nasıl mümkün olabilir, hangi ayrıntılarda mutabakat sağlanabilir şu anda belli olduğunu zannetmiyorum. Yani benim bilip de, sizden sakladığım bir şey yok. Hakikaten mantık yürütüyorum. Ülkemizin politikası böyle, yardımcı olalım, imkânlar ölçüsünde yardımcı olalım, bu bizim dış politikamızla da çelişmesin. Ama esas olan yardımcı olmak.

–    Türkiye’den Kırım’a giden gayri resmi heyetin on gün içeresinde yaptığı çalışmalar sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporda Kırım Tatarlarının insan hakları ihlali konusundan söz ediliyordu ve durum çok vahim. Kırım Tatarlarının haklarının korunması için Türkiye ne yapacak?

–    Bu heyet hakikaten önemli bir heyetti. Dediğim gibi insan hakları alanında profesyonelleşmiş kişilerden, önemli şahsiyetlerden oluşmaktaydı. Ne yaptığını bilen bir gruptu. Ve çok tarafsız gözlemlerde bulunmak için gittiler. Onu da yaptılar. Ve neticede ortaya çıkan bir tablo, görebildikleri kadarıyla, bizim de aslında, büyükelçilik olarak, devlet olarak gözlemlediğimiz uluslararası toplumun bazı güvenilir sivil toplum örgütlerinin de iyi kötü gözlemlediği tabloyu, orada insan hakları bakımından örtüşen olumsuz tablo var. Bunu yayınladıkları rapor epey ilgi buldu. Uluslararası kuruşlarda ilgi gördü. Daha geçenlerde AGİT’in yıllık insan hakları uygulama toplantısında da gündeme geldi ve ziyarete katılan profesörlerden bir tanesi bu ziyaretlerini özetleyen bir konuşma yaptı, bildiğim kadarıyla bilgi sundu.

Biz bu hataları, bu yanlışları bu ihlalleri gördüğümüz zaman, bir defa bakıyoruz, anlamaya çalışıyoruz, kayıt altına alıyoruz ve özellikle Rus makamlarıyla görüşmelerimizde en üst düzeyde dahi bunları konu başlığı haline getiriyoruz. Yani Kırım meselesi, bizim Rusya ile ilişkilerimizde bir mesele oldu, bu konu gündem haline geldi, keşke bu ihtilaf hiç yaşanmasaydı, olmasaydı, ama kendimizi o noktada buluyoruz, ve doğru bildiklerimizi, gözlemlediklerimizi dürüst bir şekilde, haklı olduğumuz inandığımız için ifade etmeye devam edeceğiz. Ve Kırım Tatar halkının haklarının korunması için elimizdeki imkânları kullanacağız. Ne yapabilirsek, yapmaya çalışacağız. Bu konuda, açık konuşma konusunda bir endişemiz ve çekincemiz yok.

–    Rusya Kırım Tatar Milli Meclisi’ni terörist bir yapılanma olarak ilan edecek diye çeşitli söylentiler var. Sizce bu olabilir mi? 

–    Türk vatandaşı olarak, Türk diplomatı olarak terör nedir, terörist nedir biliyorum. Kırım Tatar liderleriyle sürekli görüşüyorum. Onların bu yakıştırmayla uzaktan yakından alakası olmadığını biliyorum. Daha fazla söylemeye lüzum yok tabii ki..

–   Geçtiğimiz yaz içerisinde Ankara’da toplanan Dünya Kırım Tatar Kongresi ile Kırım Tatarları yeni bir oluşuma girdiler. Bu bünyeden beklentiniz nedir? Dünya Kırım Tatar Kongresi Meclise bir alternatif olabilir mi?

–   Kırım Tatar soydaşlarımızın en büyük diaspora grubu Türkiye’de. O sebeple Türkiye’yi seçmelerini anlıyorum, bana böyle söylediler. Çok da makul bir gerekçe. KongreTürkiye’de yapıldı ve alınan kararların Kırım Tatar halkı için tabii ki hayırlı olmasını diliyoruz.

Burada önemli olan dünyanın çeşitli bölgelerindeki Kırım Tatar halkı temsilcilerinin demokratik bir ortamda bir araya gelmeleri. Bahsettiğim gibi, Kırım Tatar halkının mücadelesinin en önemli unsuru olan demokratik, barışçıl yönünün korunması önemli. Kongre de böyle bir deneyimdi benim görebildiğim kadarıyla. Bundan da gurur duymak lazım.

Tabii ki kendi içlerinde tartışma olur, olmalı, demokrasi bunu gerektirir. İç çekişmeler olduysa da, eğer onu kastediyorsanız, onların ayrıntılarını bilmiyorum. Ama benim gördüğüm kadarıyla birlik mesajı verildi. Yarımadada yaşanan sıkıntıların aşılması için ilkesel tutumun ne olması gerektiğine, nasıl bir yol haritası izlemek gerektiğine dair birtakım kararları oldu. Bunların hayırlı olmasını diliyorum.

Doğru yolda, demokratik yolda, meşru tartışmalarla halkın beklentilerini yansıtacak bir tecrübe olmaya devam etmeli. Bildiğim kadarıyla da Meclis’le Kongre arasında bir sıkıntı yok.  Zaten Sayın Çubarov başkanlığa da seçildi. Yapılması gereken bir şeydi. Anladığım kadarıyla, başka müteakip toplantılar da yapılmaya devam ediyor Kongre’de alınan kararlar doğrultusunda. Kırım Tatar meselesinin böyle uluslararası bir ilave destek şemsiyesine ihtiyacı vardı diye değerlendirilmiş ki, bu yapıldı ve ben de bunu çok makul buluyorum.

–    Türkiye’den birçok işadamı, işyeri sahibi Kırım’ı terk etmek zorunda kaldı. Bazılarını zorla çıkarttılar Kırım’dan, oturma ve çalışma izinleri verilmedi. Bazıları ise yarımadayı kendileri terk etti. Bu vatandaşlar size başvuru yapıyorlar mı? Yardım için neler yapıyorsunuz?

–    Kırım’da yaşanan gelişmeler dolayısıyla orada yaşayan bazı vatandaşlarımızın işlerini kapayıp dönmüş olmaları çok anlaşılabilir bir durum. Bir defa bizim oraya erişimimiz engellendi. Vatandaşlarımızın Konsolosluk hizmetlerine mesela ihtiyacı var, bunu götüremiyoruz, orası gayrimeşru bir şekilde ilhak edilmiş olduğu için. Konsolosluğumuz olsaydı, farklı bir ortam olsaydı böyle olmayacaktı. Kırım’dan bizim Büyükelçiliğimiz ve Odesa başkonsolosluğumuz sorumlu fakat erişimimiz yok. Bu bir sıkıntı.

Bazı şikâyetler geliyor, ama bir kısmı da Büyükelçilik ve Odesa başkonsolosluğumuza uğrayamıyorlar bile. Direkt Türkiye’ye dönenler olabiliyor.

Hakikaten vatandaşlarımız için de sıkıntılı bir durum fakat soydaşlarımızın karşılaştığı sıkıntılarla karşılaştırıldığı zaman tabii bizim vatandaşlarımızın sıkıntısı belki biraz daha az o anlamda. Esas mesele soydaşlarımızın yıllardır çektiği sıkıntıların bir türlü aşılamaması. Tam aşılacakken tekrar böyle bir siyasi krizin ortasına düşmeleri, hiç kendi sorumlulukları olmadan açıkçası.

–    İşgalden sonra Türkiye’nin Kırım Tatarlarına verdiği diplomatik, maddi ve manevi yardımlar nedir?

–    Bizim bir defa manevi destek olarak açıklamalarımıza bakarsanız, kendileriyle görüşmelerimize bakarsanız, Türkiye’de görmeye devam ettikleri hüsnü kabule bakarsanız, devletimizin, devlet kuruluşlarının kendilerini kucaklamaya devam etmesine bakarsanız, halkımızın Kırım Tatarlarını desteklemesine, kucaklamasına bakarsanız, desteğimiz aynı şekilde, hatta artarak devam etmekte.

Üstelik kendi vatanına dönemeyen bir liderlik söz konusu. Tarihi vatanı Kırım fakat vatanına dönemiyor. Sayın Kırımoğlu, SayınÇubarov ve diğerleri. Bu kabul edilebilecek bir şey değil ve tabii ki yardıma ihtiyaçları var. Ukrayna devleti de bizim yardım etmemizi istiyor. Biz de bu zor dönemde yardımcı olmak istiyoruz.

Konunun yurtdışında uygun çerçevede, uluslararası kuruluşlar tarafından ele alınması boyutunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bana sorulduğu zaman ben kendimi açıkçası burada gönüllü bir  danışman gibi addediyorum. Ne konuda destek istenirse vermeye çalışıyoruz. Bu bizim için vicdani sorumluluk ve çok da normal.

Umarız ileride Kırım Tatar halkı kendi vatanında tüm haklarından layıkıyla yararlanarak, meşru medeni, siyasi haklarından, demokratik haklarından yararlanarak müreffeh bir şekilde hayatını devam ettirir. Bizim amacımız bu.

–    Son olarak Ukrayna’da savaş bölgesinde yaşayan 3000 Ahıska Türkünün Türkiye’ye göçü söz konusu. Prosedür nasıl işliyor? Göçler ne zaman ve nasıl başlayacak? Türkiye’de nereye yerleştirilecekler?  

–    Ahıska Türkü soydaşlarımız da tabii ki bizim Ukrayna’da önemsediğimiz bir soydaş grubu. Onlar da dünyanın çeşitli bölgelerinde ve özellikle bu bölgede yer alıyorlar. Fakat bir kısmı da Ukrayna’da, 9 bin kadar belki. Onlar da Kırım Tatar halkı gibi tarihte sıkıntılar çekmiş bir halk. Vatanları da Ahıska, bugünkü Gürcistan. Esasında onların da vatanlarına dönmesi yönünde, uluslararası düzeyde üstelik bir beklenti var. Türkiye de bunu arzu ediyor.

Bunun henüz hayata geçmesi, gerekli sayılarda mümkün olmadı. Ahıska, yani Gürcistan’a dönme düşüncesi var. Umarız bu süreç ilerler. Çünkü halkların vatanlarına dönmesi onların tarihsel olarak bir hakları. Umarım o yönde mesafe katedilecek. Bahsettiğiniz konu ise kendilerini bir şekilde Ukrayna’da bulmuş olan Ahıskalı soydaşlarımızdan Ukrayna’nın doğusundaki çatışmalardan etkilenen bölümü özellikle, onların haklı talepleri oldu.

Mesela evleri savaştan zarar gören kişiler oldu, tarlalarında tarım yapamaz hale geldiler. Zaten çok varlıklı bir halk değildi. Çok mütevazı şartlarda yaşayan bir halk, çilekeş bir halk, tarih boyunca haksızlıklara uğramış. Çok mütevazı insanlar bunlar. İstedikleri tarlalarını sürebilsinler, makul bir geçim imkânına sahip olabilsinler.

Fakat özellikle Slavyansk ve civarındaki çatışmaların şiddetlendiği dönemden beri olumsuz şekilde etkilendiler. Bu insanların güçlü talepleri oldu. Bu konuda da devletimiz tabii ki olumlu baktı, değerlendirdi, yaşam şartları olumsuz hale gelmiş, hayatlarını sürdürmeleri çok zorlaşmış bu küçük bir grup için, grubun Türkiye’ye gelmesi için incelemeler, araştırmalar yapıldı, kararlar alındı ve hayata geçecek. Kesinlikle olacak. Onların talebi buydu, meşru bir talepti çünkü dediğim gibi, o bölgede zor şartlarda yaşarken, üstüne bir de yaşadıkları evlerin, tarlaların zarar görmüşlüğü ve hayata devam etmelerinde karşılaştıkları sıkıntılar var. Biz de yardımcı olma yollarını aradık, bulduk ve bunu yapacağız.

–    Onlar Türkiye geldikten sonra vatandaşlığı alacaklar mı?

–    Mevzuatın sağladığı imkanlar çerçevesinde Türkiye’de kalacaklar ama vatandaşlık ne kadar kolay olabiliyor o bağlamda onun ayrıntısını bilmiyorum. O kadar kolay olmayabilir, kanuni düzenlemeler gerektiği için. Ona bir sonraki aşamada herhalde bakılacaktır. Önemli olan burada insanların hayatlarını güvence altına almak, güvenliklerini sağlamak. Ukrayna’daki şartlar maalesef çok olumsuz, o yüzden o bölgedeki soydaşlarımıza yardımcı olacağız. Bu kesin ve önümüzdeki kısa dönemde, önümüzdeki haftalarda, aylarda en azından bu konuda kesin sonuçlar göreceksiniz. Soydaşlarımızın kendi teşkilatları var, onlar çalışıyorlar, biz de yardımcı olacağız tabii ki.

–  Verdiğiniz açık ve içten cevaplar için çok teşekkür ederim.

QHA