Batı, Putin’i dizginlerken Rusya’yı kaybetmemeli

8 Eylül 2014 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft ile birlikte eş başkanlığını yürüttüğüm, dış siyaset uzmanlarından oluşmuş tarafsız bir grup olan Aspen Strategy Group, bir süre önce Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerine nasıl yanıt verilmesi gerektiği üzerine kafa yormuştu. Şimdi aynı soruyla NATO uğraşıyor.

rusya-521x315

Batı, 1945 sonrasında norm haline getirilen “güç kullanarak toprak elde etmeme” ilkesine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından meydan okumasına direnmeli, ancak bu yapılırken Rusya’yı tamamen de yalnız bırakmamak lazım; zira Batı ile Rusya arasında nükleer güvenlik, silahsızlanma, terörle mücadele, Arktika (Kuzey Kutup Bölgesi) ve yanı sıra İran ve Afganistan gibi bölgesel meseleler üzerinde ortak menfaatler söz konusu. Dahası, Ukrayna’daki çatışmanın herhangi bir şekilde tırmanması halinde avantaj, coğrafi sebeplerden dolayı Rusya’da olacaktır.

Putin’in dar görüşlü bir strateji benimseyerek yüzünü Doğu’ya dönmesi, Rusya’yı adeta Çin’in benzin istasyonu haline getirmenin dışında, Rus ekonomisinin Batılı sermaye, teknoloji ve irtibat noktaları ile bağlantısının da kesilmesine neden olacaktır.

Joseph S. Nye

Putin’in aldatmacalarına sinirlenmek doğal, ama öfke bir strateji değil. Batı’nın Rusya’yı Ukrayna konusunda caydırabilmesi için finans ve enerji yaptırımlarında bulunması şart, ama başka meselelerde Rusya ile birlikte çalışmaya ihtiyaç olduğunu da unutmamak gerek. Bu hedefler üzerinde uzlaşma sağlamak kolay bir iş olmadığı gibi, yeni bir Soğuk Savaş, taraflardan hiçbirinin işine gelmez. Dolayısıyla, Aspen ekibinin, spesifik politika önerileri konusunda “baskıcılar ” ile “uzlaşmacılar” şeklinde ikiye bölünmesi sürpriz değil.

Bu ikileme uzun vadeli bir perspektiften yaklaşılmalı: Bundan on yıl sonra nasıl bir Rusya görmek istiyoruz? Putin’in kuvvet kullanımına ve tehditkar propagandalarına rağmen Rusya, gerileme içinde bir ülke. Putin’in dar görüşlü bir strateji benimseyerek, yüzünü Doğu’ya dönerken Batı’ya karşı da alışılmadık bir savaş açması, Rusya’yı adeta Çin’in benzin istasyonu haline getirmenin dışında, Rus ekonomisinin ihtiyaç duyduğu Batılı sermaye, teknoloji ve irtibat noktaları ile bağlantısının da kesilmesine neden olacaktır.

Kimi Rusya karşıtları, sorunun er ya da geç kendi kendine çözüleceği düşüncesiyle, Rusya’nın bu gerilemesinden memnuniyet duyabilir. Lakin bu basiretsiz bir bakış açısı olur. Bundan yüzyıl önce, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının çöküşü, uluslararası sisteme büyük zarar vermişti. Roma İmparatorluğu ya da 18. yüzyıl İspanyası örneklerindeki gibi aşamalı bir çöküşün zararı ise, hızlı bir gerilemeye kıyasla daha az olacaktır. Fakat neticede en iyi senaryo, Rusya’nın önümüzdeki on yıllık süreçte iyileşip dengesini yeniden kurması olur.

Rusya’nın gerilemesine ilişkin bolca kanıt mevcut. Yüzyılın başında petrol fiyatlarında yaşanan artış, ülke ekonomisine suni bir canlanma getirince, ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs, (Brezilya, Hindistan ve Çin ile birlikte BRIC ülkelerini oluşturan) Rusya’yı gelişmekte olan başlıca piyasalar arasına soktu. Ancak bugün o büyümeden eser kalmadı. Rusya’nın gayrisafi yurtiçi hasılası, ABD’nin GSYH’sinin yaklaşık yedide birine eşit; (satın alma gücü paritesi cinsinden) kişi başına düşen geliri ise 18 bin dolar ki, bu da kabaca ABD’ye ait rakamın üçte biri.

Petrol ve doğalgaz, Rusya’nın ihracatının üçte ikisini, devlet gelirlerinin yarısını ve GSYH’sinin yüzde 20’sini teşkil ederken, mamul ürün ihracatında yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 7 ile sınırlı. Buna mukabil, ABD’nin ihracatının yüzde 28’i yüksek teknoloji ürünlerinden oluşuyor. Kaynaklar, ekonomi genelinde verimli bir şekilde paylaştırılmıyor; kurumsal ve yasal yapının yozlaşmışlığı ise özel yatırımları baltalıyor. Geleneksel Rus kültürünün cazibesine ve Putin’in Rusya’nın yumuşak gücünü geliştirme yönündeki çağrılarına rağmen, Rus liderin zorbaca davranışları bir güvensizlik yaratmış durumda. Rus filmlerini izleyen yabancıların sayısı son derece az. Geçtiğimiz yıl dünyanın en önemli 100 üniversitesi arasında bir tane bile Rus üniversitesi yer alamadı.

Etnik bölünme ihtimali, Sovyetler Birliği dönemine göre daha düşük, ama Kafkasya’da sorun teşkil etmeyi sürdürüyor. Sovyet nüfusunun yarısı, Rus asıllı olmayan vatandaşlardan müteşekkildi. Günümüzde ise Rusya Federasyonu nüfusunun yüzde 20’sini, topraklarının ise yüzde 30’unu bu kesim oluşturuyor.

Ülkenin kamu sağlığı sistemi de bozuk durumda. Doğum oranı düşerken, ölüm oranı yükselişte. Ortalama bir Rus erkeği, altmışlı yaşlarının başında hayatını kaybediyor. Birleşmiş Milletler nüfus uzmanlarının orta vadeli tahminlerine göre, Rusya’nın nüfusu, içinde bulunduğumuz yüzyılın ortalarına doğru 145 milyondan 121 milyona gerilemiş olacak.

Fakat Rusya şu noktada her ne kadar endüstriyel bir muz cumhuriyeti gibi görünse de, elindeki yetenekli insan kaynağı ve başta savunma sanayii olmak üzere sofistike ürün çıkarabilme kapasitesine sahip sektörleri sayesinde hâlâ iyi bir gelecek kurabilir. Kimi analistler, ülkenin reform ve modernizasyonla sorunlarını aşabileceği kanaatinde.

Putin’in Rusya’nın uzun vadede nasıl iyileşebileceğine dair bir stratejisi yok. İç güvenlik meselesi, dış tehdit algıları ve komşularının zafiyetleri karşısında fırsatçı bir şekilde hareket ediyor.

Joseph S. Nye

Rusya’nın gelişmiş ülke konumuna yükselemeyip orta gelir tuzağına düşmesinden endişe eden eski Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, tam da bunu önlemek planlar ortaya koydu. Lakin ülkenin her yerine yayılmış yolsuzluk sorunu yüzünden bunların pek azı hayata geçirilebildi. Putin iktidarında, Rusya’nın imparatorluk sonrası dönüşümü başarısız oldu. Hâlâ dünyadaki yeri üzerine kafa yormaya devam eden Rusya, tarihten gelen Avrupalı ve Slavofil (Rusya’da 19. yüzyılda ortaya çıkan Batı karşıtı düşünce akımı) kimlikleri arasında kalmış durumda.

Putin’in Rusya’nın uzun vadede nasıl iyileşebileceğine dair bir stratejisi yok. İç güvenlik meselesi, dış tehdit algıları ve komşularının zafiyetleri karşısında fırsatçı bir şekilde hareket ediyor – hatta kimi zaman kısa vadede başarılı da oluyor. Bu da Rusya’yı, revizyonist bir yaklaşımla uluslararası statükoyu bozarak diğer revizyonist güçler için katalizör olmayı amaçlayan bir devlet konumuna sokuyor.

Ancak liberalizm karşıtlığı ve Rus milliyetçiliğine dayalı bir ideoloji, ülkenin bölgesel ve küresel nüfuzunu arttırmak için ihtiyaç duyduğu yumuşak güç için oldukça zayıf bir kaynak. Dolayısıyla Rusya liderliğindeki bir Avrasya Birliği’nin, Avrupa Birliği ile rekabet şansı da sınırlı.

Putin’in revizyonist yaklaşımının neticesi ne olursa olsun, Rusya, elindeki nükleer silahlar, petrol ve doğalgaz kaynakları, siber teknoloji konusundaki becerileri ve Avrupa’ya yakınlığı sayesinde, Batı ve uluslararası sistem açısından sorun çıkarabilecek imkanlara sahip. Putin’in davranışlarını kontrol altında tutarken, Rusya ile uzun vadeli ilişkileri de koruyacak bir strateji tasarlayıp hayata geçirmek, günümüzde uluslararası toplumun önündeki en zorlu sorunlardan biri.

Joseph S. Nye; Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government Bölümü Öğretim Görevlisi, Washington merkezli düşünce kuruluşu Center for a New American Security Eşbaşkanı ve Foreign Policy dergisi yayın kurulu üyesidir. En son ‘Presidential Leadership and the Creation of the American Era’ (2013) ve ‘The Future of Power’ (2011) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.

Bu makalenin ilk nüshası Project Syndicate tarafından yayımlanmıştır.

Kaynak:

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/bati-putini-dizginlerken-rusyayi-kaybetmemeli