Aslanlar şehri Lviv, Kerim Ülker

21 Ekim 2017 Kapalı Yazar: TUİD WebAdmin

Yaşayan aslan sayısından fazladır aslan heykellerinin… En fazla olduğu şehir de kuşkusuz Ukrayna’nın batıya açılan kapısı Lviv’dedir. İngilizce “Lion”, Rusça’da ise “Lev” yani “Aslan”dan geldiğini işte bu sayısız heykellerden geldiğinin de işaretidir. Lviv’de de neredeyse her sokağın başında, her meydanın ortasında, her tarihi yapının duvarlarında görmek mümkün… Sankt Petersburg’u andırsa da içinde biraz Prag, biraz biraz Berlin çokça da Varşova var Lviv’de. Kültürün romantizmle, sakinliğin eğlenceyle buluştuğu yer desek en doğru tanımı yaparız Lviv için.

Sokakları piyano, kafeleri kitaplarla süslü

Şehrin nüfusu 800 bin civarında olsa da 1 milyondan fazla turisti ağırlıyor. Hızla da bu sayı artıyor. Bunun en önemli nedeni Polonya’ya yani Avrupa’ya olan 70 kilometrelik mesafesi. Bir de bitmeyen festivalleri. Yılda 100’den fazla festival düzenleniyor bu kentte. Ülkede bulunan mimari anıtların yarısından fazlası Lviv’de. Sokaklarında sahipsiz; çalınmayı bekleyen piyanolar, kitaplarla döşenmiş kafeteryalar, meydanlara serilmiş tiyatro ve opera salonları, aktivitelerle dolu sokakları…

Hürrem Sultan’ın doğduğu topraklar

Rehberlerim Oleksandr Lev ve eşi Svetlena anlatmaya başlıyor heyecanla her gün yaşadıkları şehri. Gezimize başlamadan önce önemli bir ayrıntı veriyorlar: “Biliyor musun? Biz Türk dizilerini çok seviyoruz. Özellikle Muhteşem Yüzyıl’ı. Hürrem’in doğduğu yerdir burası” diye kısa bir girişi yapıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü kadınlarından biri olan, Sultan Süleyman’ın aşkı; bizim Hürrem, Ukraynalıların Roxelana’sı Lviv Oblastı’na (Eyalet-Bölge) bağlı Rohatyn kasabasında doğmuş.

Şehrin gökdeleni Ratusha Kulesi

Gelelim şehre…

Lviv’in göbeğinde Rynok Meyda’nından başlıyoruz Lviv’i dolaşmaya. Türkçesi “Pazar Meydanı” demek Rynok’un. Yarım milenyum yani 5 asır boyunca şehrin merkezi Rynok. Kısa bir alışveriş için dükkanların kapısı sonuna kadar açık. Hemen yanında bulunan şehri kuşbakışı görebileceğimiz Ratusha Tower’a gidiyoruz. 65 metre yüksekliğindeki bu kule 300’den fazla tahta ve dar basamaklardan çıkılarak ulaşabiliyoruz. 65 metre size kısa gelebilir ancak şehirde uzun binaların, gökdelenlerin olmaması burayı gözlem kulesi gibi gösteriyor. Yapının tarihi 1835 yılına dayanıyor.

Avrupa başkentlerini aratmayan büyüklükte katedral ve kiliselerle dolu Lviv. Hem Avrupa hem de Rus mimarisinin bir karışı var üzerinde. Bunlar arasında en dikkat çekeni ise Saint George Katedrali. Ivan Franko Parkı’nın dibinde bulunan bu katedrale ismini veren Aziz George’un Lviv’i koruduğuna inanıyorlar. Avrupa’nın en önemli katedrallerinden biri olan bu yapının tarihi 1744’e dayanıyor. Barok-Rokoko tarzında imar edilen yapı 16 yılda tamamlanarak 1760’da kapılarını açmış. Hemen 15 dakikalık yürüme mesafesindeki Saint Olha & Elizabeth Kilisesi’de oldukça ihtişamlı. Latin, Ermeni, Dominik Kiliseleri’nin yanı sıra Boim Şapeli’nin müthiş işçilik ve emek sarf edilerek yapıldığını çıplak gözle görmek gerekiyor.

Asillerin sarayı Potocki

Polonya’ya komşu olmasının yanı sıra yıllarca bu ülke tarafından yönetilmiş Lviv’in en önemli yapılarından biri de Potocki Sarayı’dır. Doğu Avrupa’nın en önemli ailelerinden olan Poticikiler tarafından barok tarzında inşaa edilen bu sarayda kente ait önemli eserler sergileniyor. Polonyalılar atarfından yapılsa da Fransız mimarisi saraya asıl rengini vermiş. Bunun nedeni de yapının bir Fransız mimar tarafından tasarlanmış olması. Lviv’de gezilmesi gereken yerlerden biri de tran istasyonu. Tıpkı Moskova’daki metro hatları gibi bir sanat şaheseri. Ancak bir anıt gibi olması onu daha görkemli kılıyor. Ayrıca sanat galerisini andıran heykellerin olduğu Lychavik Mezarlığı da ilginç bir nokta. 18’inci yüzyılda kullanılmaya başlayan mezarlığa giriş ücretli. Bunun nedenini ziyareti tamamlayınca anlıyorsunuz. Bir de Museum of Folk Architecture’a uğramak şart. 600 dönümlük arazi üzerine kurulu. Bu müzeyi diğerlerinden ayıran özelliği ise açıkhavada olması. Birkaç saatinizi alacaktır dolaşmak için…

Kutu (opera binasının soluna-940 vuruş)

Viyana ve Paris’i buluşturan Lviv Opera House

Lviv’in güzel tarafı yollarında asfalta dair bir şey bulmamak. Tamamen Arnavut kaldırımlarıyla döşenmiş; bir film sahnesi gibi. Hani eski kıyafetlerini giyse, ellerindeki cep telefonlarını bıraksa, otomobillerinden inse insanlar hemen 18’inci yüzyıla dönecekmiş gibi. Yeni bir bina bulmak zor. Zaten pek izin de verilmiyor yeni yapılaşmaya. Eski yapılar arasında en görkemlisi ise tarihi 18’inci yüzyıla dayanan opera binası. Şehrin göbeğine bir el tarafından konulmuş gibi. 1897’de yapılan Lviv Opera House, Avrupa’daki diğer opera binalarından etkilenerek yapılmış. Yapının içi tamamen Paris ve Viyana’dan esinlenerek tasarlanmış. Duvarları Neo-Rönesans tarzında, farklı farklı heykellerle donatılan binada bir etkinliğe katılmak büyük bir şans.… Hemen hemen her hafta burada bir etkinlik bulmak kolay. Tabii ki bilet bulduktan sonra keyifle 1000 kişilik bu devasa salonda hayal edebileceğiniz sanat heyecanını yaşayabilirsiniz.

Kerim Ülker

Kerim Ülker kimdir?  Dünya Gazetesi yazarı Kerim Ülker,  2003’te Cumhuriyet Gazetesi’nin Ekonomi Servisi’nin ardından 2005 yılında Vatan Gazetesi’nde çalıştı. 2010 yılına kadar Vatan Gazetesi’nin Kıbrıs Temsilcisi oldu. Gazetenin Ekonomi ile Haber Merkezi servislerinde de yer aldı. 2010 yılında Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin (EGD) “Yılın Haberi Ödülü”nü “Çuvalla Paza Kazandı” haberiyle aldı. 2010’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin verdiği Sedat Simavi Yılın gazetecilik Ödülü’nü “Eski Orman Bakanı Osman Pepe’nin İcraatları” adlı haber dizisiyle kazandı. Bu ödülü kazanan en genç gazeteci ve ilk ekonomi muhabiri oldu. 2010’da ayrıca MÜSİAD’ın ekonomi basını başarı ödülünü “Krizin Efendisi Türk Patronlar Dünyada Kıymete Bindi” haberiyle kazandı. Böylece sektörün en önemli 3 ödülünü 3 farklı haberle tek bir yılda kazanan ilk gazeteci oldu. 2010 yılında Sabah Gazetesi’ne transfer oldu ve 6 yıl Ekonomi Servisi’nde çalıştı. 2016’da ayrıldı ve Dünya Gazetesi’nde köşeyazarı oldu. Şu anda Dünya Gazetesi’nde haftada 2 gün “Bizden Duymuş Olun ve “Perde Arkası” adlı köşelerini yazmaya devam ediyor.