2013’te piyasaları ne bekliyor?

2 Ocak 2013 Kapalı Yazar: tuidnews

2013te-piyasalari-ne-bekliyor

Türkiye’nin önde gelen bankalarının genel müdürleri, Türk bankacılık sektörü ve Türkiye ekonomisine ilişkin 2013 yılı beklentilerini paylaştılar.

Avrupa’da devam eden kriz ortamı ve sıkı para maliye politikaları nedeniyle ilk yarıda baskı altında olan bankacılık sektörü, yılın ikinci yarısında özellikle Türkiye’nin kredi notunun arttırılmasıyla fonlama maliyetlerinde görülen düşüşün desteğiyle rahat bir nefes aldı.

Yılın ikinci yarısı, bankacılık sektörünün çok daha uygun imkanlarla, uzun vadelerde ve daha yüksek miktarda yurtdışı borçlanma gerçekleştirme imkanına kavuştuğu bir dönem oldu.

Bankacılık sektörü 2012 yılı başarısını borsaya da taşıdı. Bankacılık hisseleri öncülüğünde yükselen İMKB yeni zirveleri test ederken, bankacılık endeksi yıl başından bu yana yüzde 70’ye yakın kazandırdı.
Ekonomik konjonktürde görece görülen iyileşme ve diğer bir kredi derecelendirme kuruluşundan gelmesi beklenen not artışı hikayesi, 2013’ün bankacılık sektörü için belirsizliklerin azaldığı bir yıl olacağı beklentisini de beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin önde gelen bankalarının genel müdürleri, Türk bankacılık sektörü ve Türkiye ekonomisine ilişkin 2013 yılı beklentilerini paylaştılar.

İŞ BANKASI GENEL MÜDÜRÜ ADNAN BALİ

Global kriz döneminde oldukça sağlam bir duruş sergileyen Türk bankacılık sektörü krizin ardından, özellikle 2010 ve 2011 yıllarında, Türkiye ekonomisinin yüksek büyüme performansına ulaşmasında itici güç olmuştur. 2012 yılında da finansal istikrara ulaşmak amacıyla alınan önlemler paralelinde sektörün büyümesi yavaşlasa da, konjonktürün gereklerine hızla uyum sağlayan stratejilerle sektörün sermaye yeterliliği ve karlılığı güçlü kalmaya devam etmiş ve sektöre uzun dönemde sürdürülebilir büyümeye ulaşması açısından zemin hazırlamıştır.

2013 yılında birçok ülkede büyümenin zayıf kalacağı, Türkiye ekonomisinin pozitif yönde ayrışarak hız kazanan bir büyüme performansı sergileyeceği tahmin edilmektedir. Türk bankacılık sektöründeki büyüme de bu çerçevede hızlanacaktır. 2012 yılında yatay bir seyir izleyen özel tüketim ve yatırım harcamalarının 2013 yılında canlanacağı ve TCMB’nin para politikası çerçevesinde kredi faizlerinin düşüş eğiliminde olacağı varsayımı paralelinde, 2013 yılında bankacılık sektöründe kredi piyasasında rekabetin devam edeceği anlaşılmaktadır. Bireysel bankacılıkta rekabetin özellikle konut kredileri alanında yoğunlaşacağını, ticari bankacılıkta ise, KOBİ kredilerinin ön plana çıkacağını düşünüyoruz.

Uzun vadede bakıldığında, Türk bankacılık sektörü güçlü bilanço yapısı, deneyimli insan kaynağı, teknolojik altyapısı, saygınlığı, güvenilirliği ve yenilikçi tutumuyla ülkemizin gelişmesinde temel yapı taşlarından biri olmaya devam edecektir. AB ile karşılaştırıldığında, toplam kredilerin ve hane halkı borçluluğu ile mevduatın GSYH’ye oranları itibarıyla Türkiye’de bankacılık sektörünün gelişimi açısından çok önemli bir potansiyel bulunduğu görülüyor. Sermaye piyasalarında derinleşme, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması ve sektörün dinamizmi sayesinde, uzun dönemde bankacılık sektörünün penetrasyonunda önemli bir derinleşme bekleyebiliriz. Avrupa ülkelerinde bankacılık sektöründeki sıkıntılar ve büyümenin yavaşlama eğilimi de göz önüne alındığında, Türkiye’de önümüzdeki 10 yıllık dönem sonunda bankacılık sektörü göstergeleri açısından AB ölçülerine yakınsamanın ivme kazanarak devam edeceğini öngörebiliriz.

2013 yılında Türkiye için en büyük risk faktörünün Euro Alanı’nda yaşanması muhtemel olumsuz gelişmeler olduğu kanaatindeyiz. Her ne kadar Euro Alanı’nın ihracatımız içindeki payı kayda değer şekilde azalmış ve ihracatçılarımız Euro Alanı’na alternatif pazarlar bulmada başarılı olmuş olsalar da halen Euro Alanı Türkiye için en önemli pazar konumundadır.

2013 yılı için bir diğer riskin de başta Suriye olmak üzere çevre ülkelerde devam eden sorunlar olduğu söylenebilir. Ancak bu durumun, şu an için ekonominin genelinden ziyade Suriye ile ticari ilişkilerin daha yoğun olduğu Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep gibi illerimizde etkili olmasını bekleyebiliriz.

Genel olarak bakıldığında, Türkiye ekonomisinin önceki yıllara kıyasla dışsal şokları emme kapasitesinin büyük ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Nitekim kredi derecelendirme kuruluşu Fitch son not artırımının gerekçeleri içerisinde bu hususun da özellikle altını çizmiştir. Bu çerçevede, makroekonomik dengelerdeki iyileşme ve güçlü bankacılık sektörüne bağlı olarak 2013 yılında öngörülen risk unsurlarının gerçekleşmesinin Türkiye ekonomisine etkisinin kısa vadeli olacağını, orta vadede ekonominin hızlı bir şekilde yeniden rayına oturacağını düşünüyoruz.

2012 yılında zayıf bir seyir izleyen özel tüketim ve yatırım harcamalarının TCMB’nin destekleyici para politikalarının da etkisiyle yeniden canlanmasını bekliyoruz. Bu çerçevede, ekonomik aktivitenin hız kazanacağını ve büyümenin 2013 yılında %4’ü aşacağını, büyümedeki hızlanma paralelinde istihdamın artmaya devam edeceğini ancak işgücünün de aynı paralelde artmasına bağlı olarak işsizlik oranındaki iyileşmenin sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz.

İç talebin yeniden canlanma eğilimine girmesinin beklendiği 2013 yılında cari açıktaki iyileşmenin yavaşlayacağını öngörüyoruz. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ithalatçısı bir ülke olduğu dikkate alındığında petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanmaların da cari açığın seyrinde etkili olacağını düşünüyoruz. İç talepteki canlanma enflasyon üzerinde bir miktar baskı oluşturabilecektir.
2013 yılında TCMB’nin fiyat istikrarının yanında finansal istikrarı da gözeten esnek para politikası uygulamalarının devam edeceğini öngörüyoruz. Son dönemde ön plana çıkan ekonomik aktiviteyi destekleyici politikaların etkisiyle faiz oranlarının 2012 yılının altında seyredeceğini tahmin ediyoruz. Türkiye’nin “yatırım yapılabilir” kredi notuna sahip olmasının ardından sermaye girişlerinin hızlanması halinde TL’nin aşırı değerlenme riskine karşı TCMB’nin rezerv opsiyon mekanizması ve diğer makro ihtiyati tedbirleri ile TL’nin değerindeki oynaklığı azaltacağını ve bu çerçevede TL’nin başlıca para birimleri karşısında 2013 yılında da istikrarlı bir seyir izleyeceğini düşünüyoruz.

AKBANK GENEL MÜDÜRÜ HAKAN BİNBAŞGİL

Global ekonomideki sorunların sürdüğünü görüyoruz. Özellikle Avrupa pazarlarındaki daralma ve bölgemizdeki istikrarsızlıktan doğal olarak etkileniyoruz. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen ülkemiz büyümeye devam ediyor. Ekonomimiz yurtdışı ile karşılaştırıldığında çok iyi durumda. Bu istikrarlı ortamın arkasında 3 faktör öne çıkıyor. Mali disiplin, başarılı para politikaları ve 2001 krizi sonrasında bankacılık sektörümüzde başarıyla uygulanan yeniden yapılandırma programı. Pekçok ekonomi yarını nasıl kurtarabileceğini düşünürken, yüksek borçluluk ve diğer ekonomik sorunlarla uğraşırken biz artık önümüzü görebiliyoruz. Uzun dönemli planlar yapabiliyoruz.

Mali disiplinimiz ve güçlü bankacılık sektörümüz ile kredi notumuzun yatırım yapılabilir seviyeye yükseltilmesini çoktandır hak ediyorduk. Pek çok ülkede finansal sorunların halen sürdüğü bir ortamda bu not artırımı ve bundan sonra da devamı geleceğine inandığım not artırımları Türkiye’ye yeni fırsatlar getirecektir. Öncelikle yurtdışından borçlanma maliyetleri zaman içinde düşecek ve vadeler uzayacaktır. Bu tür bir gelişme döviz kredilerine de olumlu yansıyacaktır. Türkiye’deki altyapı projeleri hızlanacaktır. Türkiye’nin kredi notunun yükseltilmesini takiben risk primleri düşecek, beklentiler daha da iyileşecek ve ülkemize sermaye girişleri artacak. Bu süreçte TL değerlenebilir ve hızlı bir kredi büyümesi gerçekleşebilir. Tüm bu faktörler dış ticaret dengelerini ve cari açığı iyi yönetmeye devam etmemizi gerektirecektir. Risklerin artması durumunda ekonomi yönetimi ve düzenleyici kurumların gerekli önlemleri hızla alacağını düşünüyorum. Başta Merkez Bankası ve BDDK olmak üzere ekonomi yönetimimiz piyasaları ve finans sektörünü çok yakından izliyor. Türkiye’ye çok hızlı sermaye girişi yaşandığı ve TL’de aşırı değerlenme riski oluştuğu takdirde, Merkez Bankası’nın piyasaların istikrarına yönelik önlemleri uygulamaya koyacağını düşünüyorum. Bu sebeple önümüzdeki dönemle ilgili olarak oldukça iyimserim. 2013 yılı içinde ülkemizin kredi notunun diğer kredi derecelendirme kuruluşları tarafından da yatırım yapılabilir seviyeye revize edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Cari açık iyileştirmelere devam etmemiz gereken bir alan. Ancak bu konu uzun soluklu bir konu ve ekonomi yönetimimiz bu konuda birçok önlem aldı ve almaya da devam ediyor. Tasarrufların ve özel sektörün rekabetçiliğinin artması, enerji bağımlılığının azaltılması kritik konular. Alınmakta olan tedbirler etkisini zaman içinde gösterecektir.

Güçlü sermaye yapısına sahip, karlılık içinde ve sağlıklı şekilde büyüyen bir bankacılık sektörüne sahibiz. Bu hepimiz için büyük bir şans. 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisine girmeyi hedefliyoruz. Bu konuda en büyük destek güçlü, gittikçe gelişen ve daha da modernleşen bankacılık sektöründen gelecek. Kıymetli ve güçlü bankacılık sektörümüzü korumak, özkaynaklarını daha da güçlendirmek bizleri 2023 hedeflerimize daha da yaklaştıracak.

2012’de faizlerde önemli düşüşler gördük. Bu da bankaların karlılığına olumlu yansıdı. Ancak 2013’te faizler daha durağan bir seyir izleyecek. 2013’te nispeten düşük marjların ve yüksek rekabetin olduğu bir yıl göreceğiz.

2012 sene sonu itibarıyla Dolar/TL kurunun mevcut seviyelerini korumasını bekliyoruz. Enflasyon için %6-6.5 aralığını öngörüyoruz. Cari açık geçen seneye göre düşer, milli gelirin yaklaşık 6.5-7’si kadar olur. Bu sene yaklaşık %2.8-3’lerde büyürüz.

2013’te %4.5-5 gibi daha yüksek bir büyüme olur. Sektör kredilerinin %15-17 artmasını, mevduatın ise %12-14’ler civarında yükselmesini bekliyoruz. Akbank olarak bu kalemlerde sektörün bir miktar üzerinde bir büyüme hedefliyoruz.

YAPI KREDİ BANKASI GENEL MÜDÜRÜ FAİK AÇIKALIN

2012 yılını Fitch’in not artırımının ardından hızlı bir faiz düşüşü ile tamamlıyoruz. Merkez Bankası hem iç talebin, hem kredi genişlemesinin, hem de kredi kompozisyonunun nasıl seyrettiğine bakarak politika faizi ve koridorda bir takım değişikliklere gidebilir. 2013 ve 2014’te uluslararası ortamın sağladığı imkanı da kullanarak agresif büyüme yerine, makul seviyede ve iç/dış talebin dengelendiği bir büyüme modeli hedeflendiğini görüyoruz. Orta Vadeli Plan bunun teyidi ve sağlıklı bir ekonomi için doğru bir tercih.

Bugünkü faiz ortamı enflasyon sürecinde bir bozulma olmayacağı, aksine hızı belli olmamakla birlikte bir iyileşme evresinde olduğu görülüyor. 2013 yılında enflasyon oranının yıllık yüzde 6 civarında olmasını bekliyoruz
Büyümenin yüzde 4,6’lar civarında , işsizlik oranının ise yüzde 9’un biraz altında olacağını tahmin ediyoruz.
Dünya ekonomisi halen pek çok bilinmeyen içeriyor. ABD ve Avrupa ekonomilerinin nasıl bir yol izleyeceği yeni yeni netleşmeye başladı. Bu, belirsizliğin azalması anlamında önemli bir gelişme. Yine de 2013’te Türkiye’nin ihracat pazarlarını ne şekilde çeşitlendireceği, yeni pazarlarda ne kadar kalıcı olacağı önemli soru işaretleri olarak duruyor. Riskin büyük oranda hala yurtdışı kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. ABD ve AB ekonomilerinde toparlanma beklenenin gerisinde kalacak olursa bunun beklentilerde yaratacağı bozulma likiditedeki rahatlamaya rağmen ekonomik aktiviteyi olumsuz etkileyebilecektir.

Cari açığın milli gelire oranının da bu sene sonu için yüzde 7’nin biraz altında kalacağını, önümüzdeki sene de yine aynı düzeylerde seyredeceğini düşünüyoruz. Cari açıktaki yüzde 9 büyüme dönemlerindeki anomalinin sona erdiği açık, yüzde 6’lar açığın seyretmesini beklediğimiz düzeyler diyebiliriz.

2013’ün bankacılık sektörü için belirsizliklerin azaldığı bir yıl olmasını bekliyoruz. Fitch’in not arttırımı ile birlikte bankaların global fonlara erişiminin daha kolay ve ucuz olacağını, kredi büyümesinin ise 2012’ye göre bir miktar daha canlanacağını düşünüyoruz. Beklentimiz kredilerde yüzde 17, mevduatta ise yüzde 13 büyüme civarında. 2013’te not artırımının devamı gelebilir, ancak bu durumda sıcak para girişinin hızlanması, cari açığı kötüleştirme ve piyasalarda balon oluşturma riski taşıyor. Merkez Bankası’nın bu konuda son derece hassas olması gerekli tedbirlerin alınacağı yönünde bize güven veriyor.

VAKIFBANK GENEL MÜDÜRÜ SÜLEYMAN KALKAN

2013 yılında stratejik hedefleri doğrultusunda KOBİ bankacılığı ve bireysel bankacılık alanları VakıfBank’ın öncelikleri arasında olmaya devam edecektir. Son iki yılda olduğu gibi yenilikçi ürün ve hizmetleri ile KOBİ’lere erişilebilir finansal çözümler sunmayı sürdürecek olan VakıfBank, sektörde bireysel bankacılık ve proje finansmanı alanlarındaki gücünü ve konumunu korumayı hedeflemektedir. Merkez Bankası’nın ekonomik istikrar politikaları çerçevesinde öngördüğü kredi büyüme beklentilerine paralel olarak 2013 yılsonunda VakıfBank’ın nakdi kredilerde yaklaşık %15-20; aktiflerinde ise %15civarında bir büyüme planlanmaktadır. Fonlama tarafında ise bir yandan yurt içi tasarrufların artmasına paralel olarak mevduat tabanı ve hacminin genişletilmesi, diğer yandan da uygun vade ve maliyetlerle mevduat dışı kaynakların bilançodaki payının artırılması planlanmaktadır.

Fitch’in not artırımı kararıyla birlikte hem bankacılık hem de finans dışı kesim daha uzun vadeyle, daha uygun maliyetle dış borçlanma imkanına kavuşacak. Bu da ülkemizin ekonomik büyümesine önemli katkı sağlayacak. Böylece bankalar, reel ekonomiyi daha uzun vadede daha düşük maliyetle fonlama imkanına sahip olacak. Türkiye, orta ve uzun vadede daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekecek ve tasarruf açığının finansmanı kolaylaşacak. Fitch tarafından atılan bu adımın en kısa sürede diğer kredi derecelendirme kuruluşları tarafından da izlenmesini bekliyoruz.

2013 yılında bankacılık sektöründe kontrollü bir büyüme gerçekleşecektir. Önümüzdeki yıl özellikle tahsili gecikmiş alacakların yönetimi önem kazanacaktır. Bankacılık, doğası gereği rekabetin çok yoğun olduğu bir sektör ve bu rekabet geçtiğimiz son iki yılda özellikle KOBİ bankacılığı alanında yoğunlaşmıştı. Gelecek yıl da aynı şekilde KOBİ bankacılığı alanında bu trendin devam edeceğini düşünüyoruz.
2012 yılında ülkemiz, kontrollü ekonomik yavaşlama ile büyüme hızını sürdürülebilir seviyeye indirmiş ve cari açığını bir önceki yıla göre önemli ölçüde düşürmüştür. 2013 yılında en önemli risk, bu alanlarda elde edilen başarıların devamlılığının sağlanmasında olacaktır.

ŞEKERBANK GENEL MÜDÜRÜ MERİÇ ULUŞAHİN

Küresel ekonomide 2013 yılına biraz daha iyimser bakmak mümkün. Bu iyimserliğin oranı da, öncelikle bu yılın son çeyreğine girerken alınan sınırsız parasal genişleme kararlarının ne derece etkili olacağı ile şekillenecek. Burada kalıcı iyileşmenin sağlanması için çok kritik olan bir nokta, bu parasal genişlemelerin maliye politikalarıyla desteklenebilmesini sağlamaktır.

Öte yandan, özellikle gelişmiş ekonomilerde büyüme ve finansal istikrara karşı kaygılar önemini koruyor. Küresel iktisadi birimlerin ve finans sektörünün temel oyuncusu bankaların bilanço düzeltme süreci devam ediyor. AB’deki borç yükü (Brüt borç / GSYH) 2007’de %66 iken, 2010’da %86’ya sıçradı. Bu yıl ise %90 olarak gerçekleşti. Aynı oran ABD’de %107’yi buluyor.

Gelişmiş ülkelerdeki dengesizliklerin temel nedeni olan borç stoğu ve bütçe açığı yüzdelerine Türkiye özelinde bakarsak; bu yıl kamu açığı yüzde 2 civarında seyrediyor. Bu oran, 2002’nin beşte birini gösteriyor. Net kamu borcu ise yüzde 21’e indi; 2002’nin neredeyse üçte birine işaret ediyor. Her ikisi de sağlıklı bir kamu maliyesini teyit ediyor ki kamu maliyesi dengelerindeki istikrarın, küresel kriz boyunca Türkiye’nin olumlu ayrışmasının ana kaynağı olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca yurtiçi ekonomideki olası yavaşlamalara karşı para politikası ve maliye politikası enstrümanlarında hala esneyebilecek yerler var. AB ve ABD’ye kıyasla, öngörülmeyen hızlı yavaşlamalarda faiz indirimleri, zorunlu karşılık ayarlamaları gibi enstrümanlarla ekonominin canlandırılması mümkün olabilecektir.

Küresel krizde güçlü iç dinamikleriyle iyi bir direnç sergileyen Türkiye ekonomisinin, sürdürülebilir makro ekonomik dengeler dahilinde, olası küresel etkilere karşı manevra alanı vardır.
2013 yılının, gerek reel sektörünün gerekse finans sektörünün verimliliğe, özellikle de operasyonel maliyetlerin düşürülmesine, eldeki kaynağın en etkin ve verimli kullanılması tarafına odaklanacağı, maliyetleri aşağı çekmeye gayret edeceği bir yıl olacağını söyleyebiliriz.

2013 yılı için toplamda %16-18 aralığında bir kredi büyümesi öngörülüyor. Ancak bankalar bazında farklılaşmalar olabilir.

Dışarıdan gelen kaynağın devam etmesini bekliyoruz. Bu kaynak da şu an gündemde olan önemli büyük projelerin finansmanına gidecektir. Bu anlamda 2013’te bazı öne çıkan büyük proje finansmanlarını görebileceğimizi düşünüyoruz. Ayrıca tüketici kredilerinde 2012’ye kıyasla hareketlenme görebiliriz. KOBİ ve alt segment yine kredi büyümesi içerisinde önemli yer alıyor olacaktır.

Ek olarak teşvik bölgeleri kapsamında da yatırım projelerinde hareketlenme görebiliriz. Öte yandan, büyüme alanları seçilirken çok daha hassas davranılacak bir yıl olacaktır. Sadece pazar payı odaklı rekabetin 2013 yılı içerisinde bilançolar üzerinde negatif etkisi olacaktır. Özellikle niş büyüme alanı oluşturabilen kurumlar daha avantajlı olarak öne çıkacaktır.

ING BANK GENEL MÜDÜRÜ PINAR ABAY

2013’te Türkiye ekonomisinin büyüme konusunda öne çıkacağını ve büyümenin %5’e yaklaşacağını tahmin ediyoruz. Bunu destekleyen en temel unsur güvende beklenen artışla olmakla birlikte kaynak maliyetlerinin kalıcı olarak düşmeye devam etmesi özellikle 2013’ün ikinci çeyreğinden itibaren toparlanmaya destek olabilir. Burada temel izlenmesi gerek risk alanları ise global likidite bolluğu ve getiri arayışının kaynakların verimli kullanımına etkisi ve kırılganlıkların yönetimi olacaktır. Türkiye’nin önümüzdeki yıl Basel tanımına göre yatırım yapılabilir kredi değerliliğine gelmesi olasılığını yüksek görüyoruz. Bu da aşılması gereken önemli eşiklerden biri olan sistemde vadelerin uzaması için katalizör olabilir diye düşünüyoruz. Bu bağlamda her ne kadar %5 enflasyon hedefine kalıcı olarak ulaşılmasının biraz daha uzun zaman alabileceğini düşünsek de,%6 civarında dalgalanacak bir enflasyon ortamında, küresel konjonktürün de desteğiyle Türkiye’nin göreli avantajlarının, bankacılık ve mali disiplin konusundaki güçlü duruşunun, faizlerdeki düşüşü kalıcı kılacağını tahmin ediyoruz. Sonuç olarak 2013ün kaynak maliyetlerinin daha da ucuzladığı, kurun dengeli seyrinin koruduğu verimlilik artışlarının rekabette ayrıştırıcı olmaya devam ettiği, 2012’ye göre büyümenin hızlandığı bir yıl olmasını bekliyoruz.

Artık yeni bir dünya düzeninde yaşıyoruz, finansal istikrar en az fiyat istikrarı kadar önemli hale geldi. Özellikle gelişmiş ekonomilerde büyüme görünümü hala kırılganlığını koruyor. Türkiye birçok anlamda daha avantajlı konumda dursa da bu değişen ortamda risklerini daha iyi kontrol ederek makul büyümesini sürdürmek zorunda kalıyor. Bankacılık ve genel olarak finans sistemi Türkiye’de büyüme potansiyelini koruyor ama daha önce de belirttiğimiz gibi artık kontrollü büyüme dönemindeyiz. Bu da bankacılık sektöründe rekabetin daha da artması anlamına gelecek ve bunu büyümedeki hızlanma ile birlikte 2013’te belirgin olarak hissedeceğiz. 2013 yılında verimlilik artışı, maliyet kontrolü en çok üzerinde duracağımız konular olacaktır.

ALBARAKA TÜRK GENEL MÜDÜRÜ FAHRETTİN YAHŞİ

Önümüzdeki yıl genişlemeci para politikaları ve düşük faiz ortamı sayesinde ekonominin bu yıldan daha iyi bir performans göstereceğine inanıyorum. Euro bölgesi kaynaklı problemlerin bir miktar düzelmesiyle birlikte Türkiye ekonomisi açısından 2013 yılında %4,5-5’lik bir GSYH büyümesi çok rahat bir şekilde başarılacaktır. Ayrıca, ülke kredi notumuzun artması da ilerleyen dönemlerde yurtdışından gelecek olan yatırımların ivme kazanmasını sağlayacaktır. Bu iyimser hava ile birlikte ülkemizin çözmesi gereken önemli meseleleri de bulunmaktadır. Enerjiye olan bağımlılığımız ekonomimizi kırılgan bir hale getirmektedir. Petrol fiyatlarında yurtdışında yaşanacak siyasi riskler nedeniyle gelebilecek beklenmeyen bir artış, ülke ekonomimizi başta fiyat istikrarı kanalından olmak üzere birçok alanda olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, önde gelen merkez bankalarının piyasalara verdikleri sınırsız likidite de bir risk olarak önümüzde durmaktadır. Bununla birlikte TCMB’nin başta ROK olmak üzere uyguladığı etkin politika araçları enflasyonun gelecek yıl %5,5-6 civarında olacağı beklentimizi desteklemektedir. Döviz kuru tarafına baktığımızda TL’de aşırı bir değer kazanmanın merkez bankası tarafından istenmediğini görmekteyiz. Dolar/TL kurunun önümüzdeki yıl 1,75-1,80 seviyelerinde dalgalanacağını bekliyorum.

Türk bankacılık sektörü ülke ekonomimiz açısından en önemli sektörlerin başında gelmektedir. Genellikle bankacılık sektörü ülke ekonomisinin gösterdiği büyümenin 3-4 katı kadar bir aktif büyümesi gerçekleştirmektedir. Gelecek yıl bankacılık sektörü büyümeye devam edecek ama karlılığın bu seneki kadar olmayacağını söyleyebilirim. Faizlerdeki gerileme marjlar üzerinde bir miktar baskı oluşturacaktır. Genel olarak sektörün 2013 yılında aktif ve krediler tarafında %15 civarında bir büyüme göstereceğini düşünüyorum. Mevduat tarafında ise krediler kadar bir büyüme gerçekleşmeyecektir. Fakat bankalar kaynak taraflarını, düşük faizin sağladığı olumlu konjonktür sayesinde tahvil, bono, eurobond ihraçları ile destekleyecekler. Katılım bankacılığı sektörü de geçmiş yıllarda olduğu gibi sektörün üzerinde bir büyüme gösterecektir. Ayrıca, son dönemlerde adından çok fazla söz ettiren sukuk ihraçları da 2013 yılında ivme kazanacaktır.

BANK ASYA GENEL MÜDÜRÜ ABDULLAH ÇELİK

Türkiye 2013 yılında 4- 4.5% bandında bir Gayri Safi Milli Hasıla büyümesi yaşayacak diye düşünüyorum. Özellikle yılın ilk yarısında düşük faiz ortamında ekonominin hızlanacağını, olası bir kredi notu artışı ile birlikte sıcak para girişinde hızlanma yaşanacağını, bunun iç talebi canlandıracağını öngörüyorum. Eğer bu hızlanma ve canlanma öngörülenden daha büyük oranda gerçekleşirse de, T.C. Merkez Bankası’nın elindeki makro ihtiyati tedbir araçları yoluyla müdahalede bulunacağını sanıyorum. Nihayetinde 2013 yılı, ortalama piyasa faizleri açısından 2012’den daha düşük faizleri göreceğimiz, döviz kuru açısından paralel bir seyir izleyecegimiz ve 2012’ye göre iç talebin büyümeye daha çok katkı sağlayacağı bir yıl olacak.

Düşük faiz ortamında sektörün faiz ve kâr payı marjları düşecek. Bankacılık hizmetleri yoluyla ücret ve komisyon gelirlerinin artması, teknolojinin daha çok kullanılmasıyla verimlilik artışı hedeflenecek. Rekabet kredi piyasasında KOBİ ve bireysel alanda yoğunlaşacak. Mevduat tarafında ise yine kıyasıya bir rekabet yaşanacak. Müşterilerine daha hızlı, daha verimli ve kişisel servis verebilen bankalar avantaj yakalayacaklar.

DENİZBANK GENEL MÜDÜRÜ HAKAN ATEŞ

2013’te sektör aktiflerin %12, kredilerinin %14, mevduatların ise %11 büyümesini bekliyoruz. Düşen faizlerin ve kamu borçlanma ihtiyacının etkisiyle bilançolar bu yıl olduğu gibi gelecek yıl da tahviller yerine kredilerden büyüyecek. Kredilerdeki büyüme de yine her segmentte dengeli olacak ama KOBİ ve tüketici kredilerinin krediler içindeki payı –otoritelerin izin verdiği ölçüde- artmaya devam edecek. Tüketici kredilerinin motoru da konut ve ihtiyaç kredileri olacak. Düşen marjlarla birlikte KOBİ segmenti gibi spreadlerin yüksek olduğu kredilerde rekabet daha şiddetli olacak. Bankalar da bunu bazı segmentlerde mecburen daha fazla risk alarak ve/veya müşterilere özel ürünler geliştirerek ve müşteri bağımlılığı yaratarak aşmaya çalışacaklar. Bu geniş kesimlere yönelik rekabette öne çıkabilmek ve müşteriye daha kolay ulaşabilmek için şube ve ATM ağlarını büyütmeye devam edecekler. Alternatif dağıtım kanallarını da daha fazla kullanarak maliyetlerini düşürmeye çalışacaklar.

Türkiye bu sene %3 civarında büyüyecek, önümüzdeki sene ise %5 olan uzun vadeli büyüme hedefinin biraz altında büyümesini bekliyoruz. Orta Vadeli Plan’da da benzer şekilde 2012 büyüme beklentisi %4 olarak ortaya konuldu. Enflasyon son 2 ayda sert bir şekilde gerileyerek %9.2’den %6.4’e indi ve bu seneyi %5 (±%2) olan hedefle uyumlu kapatacağımızı gösterdi. 2013 sonunda da %5’lik enflasyon hedefine paralel bir enflasyon bekliyorum. Cari açığın ekonomiye oranının ise bu yılı %7.0’de kapatmasını bekliyorum. Ama bundan sonraki dönemde son 1 yıldaki hızlı düşüşün devamını beklememek lazım. Zaten %6-7 arası bir cari açık / GSYH oranının Türkiye için sürdürülebilir seviye olduğu görüşündeyim. 2008’deki global kriz bu anlamda önemli bir stres testiydi.

Rating artışı ile TL talebinin son dönemlerde arttığını izledik. Bu doğrultuda Merkez Bankası faiz koridorunun üst bandını kontrollü bir şekilde düşürerek TL’de rekabetçi seyrin devam etmesine önem verdiğini gösterdi. Bundan sonraki dönemde de bu duruş devam edecek; gerek olduğunda %5.75’teki politika faizinin ve/veya %5.0’daki faiz koridorunun alt bandının da düşürülmesi gündeme gelebilecek. Buna karşın işler olumsuza döndüğünde ise faiz bandını kullanarak TL üzerindeki baskıyı azaltacak. Bu anlamda TL’de (%50 Dolar, %50 Euro sepeti karşısında) yatay seyrin devamını bekliyorum.